Alman uzman: Türkiye ekonomisinin çökmesi Almanya’nın da zararına olacaktır

Rus uzman: DTÖ neden ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarına sesini çıkarmıyor?

Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

HADİS PROFESÖRLERİ VE HADİS İNKÂRCILIĞI

Gündem 14 Nisan 2018
101


Bir hadis profesörü, “Peygamberimiz (s.a.v.)’i devre dışı bırakıyorlar” diye güya ülkemizde hadis inkârcısı varmış gibi atmış tutmuş. Adeta klasik dönem ehl-i eser ekolü gibi konuşmuş. Dün de bir başka hadis profesörü arkadaşımız piyasada çok bilinen ve tartışılan bir hocaefendi ile poz vererek hocaefendinin hedef tahtasına konulduğunu, vakur duruşu nedeniyle kutladığını belirtmiş. Bu hocamızdan en kısa zamanda aynı çizgide olan ve Fakültede rezil ettiği malum bir başka şahısla da poz vermesini bekliyoruz. Yanlış anlaşılmasın derdimiz niye poz verdiği ve ziyaret ettiği değildir. Orada söyledikleridir. Kendisini ziyaret ettiği şahıs; ilmi, aklı, felsefeyi, kelamı, sanatı, müziği, tasavvufu neredeyse tamamen dışlayan, değişme ve tekâmül hakikatini reddedip kerameti değişmemede gören, sadece bir fıkıh İslam’ı, hem de bin yıl önceki ehl-i eserin fıkhını temele alarak, kurmak isteyen, çaktırmadan Ebu Hanife’ye ve Maturidi’ye, açıkça da akla, bilime düşman bir şahıstır. Her gün sanal ortamlara yüklediği videolarla gençleri hayattan tamamen koparan ve ötekileştiren bir din anlayışını reklam eden bir zattır. Bu ve benzeri şahıslar, ilmi, sadece ezber, taassubu ise salabet zannedenlerdir. Türkiye’de dini hayat eğer yanlış yöne gidiyorsa, şu bilinsin ki, bilgi ötesi toplum olma özelliğini yakalayamamış olan ve her geçen gün selefilik ve şekilcilik bataklığına doğru süratle giden akıl ve bilim düşmanı hocalar yüzünden gidiyor.
Öncelikle şunu söyleyelim ki, Türkiye’de hadisleri tamamen devre dışı bırakalım diyen bir tek İlahiyatçı veya uzman görmüyoruz. Böyle düşünen varsa da zaten İlahiyatçı ve uzman olamaz. Bu yakıştırma, tarih boyu başta Ebu Hanife olmak üzere Rey ekolüne yapılan bir suçlamadır. Aslında bu yakıştırmayı yapanlar, tarih boyu, hadisleri din/İslam gibi, tilavet olunmayan Kur’an gibi görenlerin suçlamasıdır. Hindistan alt kıtasında Ehl-i Kur’an’dan bazılarına da bu tarz suçlamalar yapılsa da bu konu, başta Seyit Ahmet Han olmak üzere, bu kişilerin görüşleri iyice tahlil edilmeden eleştirilmemelidir. Çünkü gelenekten yola çıkarak söyleyebiliriz ki;
1.Sünnetin vahiy olmadığını söylemek,
2.Mevcut hadislerin, nasıl Kur’an tevil ediliyorsa, tevil edilmesi ve makasıdının belirlenmesi gerektiğini,
3.Hadislerin akla, Kur’an’a ve toplumsal yapının gerçekliğine arzının yapılmasının lüzumunu,
4.Peygamberimiz’in örfî, insani, şekilsel, tıbbî ve siyasi olarak yaptıklarının, hadislerde geçse bile, sünnet olmadığını,
söylemek asla hadis inkarcılığı değildir.
Bunların çoğu tarih boyu İslam ulemasının yapmaya gayret gösterdiği hayatlı bir din, dinli bir hayat oluşturma niyetinden hareketle tecdid çabasıdır. Mutlaka olması gerekir. Bizim hadis profesörümüz bununla da kalmamış bu tartışmaları yapanların gençleri deizme kaydıracaklarını bile söylemiş. Tavsiyemiz önce aynaya sonra da deizmin Avrupa’da nasıl ortaya çıktığına bakmasıdır.
Sevgili hadis profesörümüz yazısında aynen şunları da söylemiş:
“Kur’an’ın lafzı da manası da mucizdir ve hiçbir tercüme ile mevcut lafzının manası yansıtılamaz. Tercümelerde mana tam olarak yansıtılamadığı için Kur’an çevirilerine tercüme değil meal denmiştir. Bu fikri savunmak cehalet değilse ihanettir” demek aşırı bir tenkit mi olur bilmem!”
Neresinden tutsan ifadeler dökülüyor. Evet, sayın Profesör! Aşırı bir tenkit olur, hatta iftira olur. Hem de geleneğe iftira olur. Hanefi-Maturidi gelenek, ısrarla Kur’an’ın mucizliğinin manasında olduğunu vurgulamış ve onun için hep tevil etme çabasında olmuştur. Çünkü bir kelamın fesahati ve belagati, manasının zihinde güzel tertip edilmiş olmasında aranmalıdır. Bu yüzden, Kur’an’ın i’cazı, onun lafzına dönük olmayıp, bilakis nefsî yönüne, yani manasına yöneliktir. Bu sözü söylemek, Kur’an’ın Kelamullah olmasına ve mana olarak Allah’ın ezeli bir Kelamı olmasına asla zarar vermez. Üstelik, Kur’an’ın Arapça olması da ezeli mananın yaratılmışların dilinde ifadesi olduğundan Türkçe, İngilizce ve Japonca olmasından farksızdır. Böylesi bir durumda da Kur’an’ın “bu dillerde İlahi Kelam” olduğunu söyleriz. Tıpkı Kur’an’dan önceki kutsal kitapların farklı dillerde olması gibi. Bu da ehl-i sünnetin görüşüdür. Sayın Hadis Profesörü bu kadar korkmasın. Kimsenin Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’i devreden çıkarmaya gücü yetmez. Sadece biraz düşünsün Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’i esas devreden çıkarmaya çalışanlar; dinin izin verdiği hayat gerçeklerini reddederek hadisleri yorumlamadan olduğu gibi alanlar, bin küsür yıl önceki rey ekolüne düşman olan ehl-i hadisin yapmaya çalıştığı bir hadis İslam’ını inşa etmeye çalışanlar (bilhassa son birkaç asırdaki sufi gelenek de buna dahildir), fıkhı İslam’ın kendisi zannedenler ve bizi akıl/bilim/sanat/müzik/kadın/hayat düşmanı yapanlar değil mi?
İbrahim Maraş

Yorumlar