KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Gürbüz Evren: PKK, Paris’i yakarken Macron neden susuyor?

Gürbüz Evren: PKK, Paris’i yakarken Macron neden susuyor?

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 11 dk okuma süresi
27 0

Paris’teki olayların perde arkasını anlamak istiyorsanız lütfen uzun demeyin ve bu yazıyı okuyun.
Irkçı bir Fransızın 3 kişiyi öldürdüğü saldırının ardından terör örgütü PKK yandaşları, Fransa yönetiminin hoşgörülü bakışları altında Paris’i yangın yerine çevirdi.
Irkçı saldırılar nedeniyle tutuklanmış, kayıtlı bir saldırganın işlediği cinayetlerin arkasında ısrarla Türkiye’yi arayan iğrenç bir propaganda kampanyası da başlatıldı.
Fransa’nın terör örgütleriyle iş birliği sicili kabarıktır.
Kendisine rakip olarak gördüğü ülkelere karşı terör silahını kullanmaktan çekinmez.
Fransa’nın rakip olarak gördüğü ülkelerin arasında Türkiye de vardır.
Türkiye, özellikle Afrika’da eski Fransız sömürgesi ülkelerde ciddi ilişkiler kurmuş, yatırımlar yapmış, ticaret hacmini artırmıştır.
Türkiye, Fransa’nın karşısına sadece Afrika’da değil, Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de ve başka bölgelerde de çıkmaktadır.
Eski sömürge topraklarından biri olarak gördüğü Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını da hiç hazmedemeyen Fransa, kullandığı teröristlerden zarar da görse bildiği yoldan şaşmamıştır.
Seksenli yıllarda Ermeni terör örgütü ASALA’ya kucak açan, Türkiye temsilciliklerini hedef almasına göz yuman Fransa, 1983 yılındaki Orly Havalimanı saldırıyla sarsılmıştı.
ASALA’nın bombalı saldırısında ikisi Türk, dördü Fransız, biri Amerikalı ve biri İsveçli olmak üzere sekiz kişinin ölümü Fransız siyasileri ürkütmüştü.
Çünkü Türkiye’ye karşı beslediği teröristlerin saldırısında kendi vatandaşları da ölmüştü.
Fransa şimdi de terör örgütü PKK/YPG’yi kullanıyor.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Avrupa’ya yönelik başlayan siyasi iltica dalgası, PKK için yurt dışı örgütlenmesinde büyük fırsata dönüştü.
Almanya’nın ardından Fransa da PKK’ya en çok kucak açan ülke oldu.
PKK yandaşları kurdukları dernekler, açtıkları iş yerleri, topladıkları haraçlar sayesinde örgüte önemli paralar aktarmaya başladılar.
Fransız STK’ları, siyasi partileri ve medyası ile kurulan ilişkiler, PKK’nın legal bir örgütmüş gibi kabul edilmesini sağladı.
Fransa’daki sadece sol yelpazenin kuruluşları değil sağ kesimin önemli bölümü de PKK’nın arkasında durmakta sakınca görmedi.
Irkçılığa, halklar arasındaki ayrımcı söylemlere karşı olduklarını söyleyen sivil toplum örgütleri ve aydınlar PKK, Paris sokaklarında ‘Kahrolsun Türkiye’, ‘Kahrolsun Türkler’ sloganları atarak yürürken, seslerini çıkarmadılar. ‘Kahrolsun Türkler’ ne demek diye sormadılar.
Cumhurbaşkanı Macron ilk kez seçildiği 2017’de görevlendirdiği emekli bir albay (adı Paul Gautier diye geçse de gerçek adı bu değil) aracılığıyla YPG/PKK ile kendi resmi ilişkilerini başlattı.
Elysee Sarayı’ndaki Ortadoğu Masası çalışanı danışmanlara, “Yazışma, konuşma ve açıklamalarda PKK adının kesinlikle kullanılmaması, sadece YPG ve SDG (Suriye Demokratik Güçleri) denilmesi talimatı verildi.
Bu talimat, yakın zamanda Macron’un iki danışmanı İsabelle Dumont ve Patrick Durel imzalı bir yazıyla güncellendi.
Hadi bu yazılı talimata da yok desinler de görelim.
Macron’dan önceki Cumhurbaşkanı Hollande, YPG/PKK heyetlerini birkaç kez Elysee’de ağırlamıştı.
Macron ise 2018’de YPG/PKK heyetini kabul etmiş, ardından 2019’daki görüşmesinde, Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyonlarını işaret ederek heyete, “Sizi ve bölgenizi koruyacağız. Bundan emin olun’ demişti.
Fransa Cumhurbaşkanlığı sarayını yol geçen hanı yapan YPG/PKK heyetleri, 2021 yılındaki görüşmede ise Macron’dan yüz milyonlarca euro para yardımı ve ilan edilecek özerkliğe destek sözü aldılar.
Şimdi tekrar 80’li yıllara, PKK’nın Fransa’da örgütlendiği döneme gidelim.
PKK, o yıllardan itibaren tüm Avrupa’da insan kaçakçılığı ve uyuşturucu ticaretini büyük oranda ele geçirdi.
Bu alandaki rakipleri İtalyan ve Arnavut mafyası ile önce çatıştı.
Sonra da alan paylaşımı yaparak, bu yaşa dışı ticaretin büyük bölümünü kontrolü altına aldı.
Paris ve yakın çevresinde birlikte yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türk ve Kürtleri çeşitli baskılarla ayırdı.
Özellikle Paris’in merkezi sayılan 10 ve 11. bölgeleri tehditlerle Türklerden arındırıp, PKK’nın kurtarılmış alanlarına dönüştürdü.
1980’li yıllardan itibaren toplamaya başladığı haraçları ‘Kürdistan vergisi’ adı altında her iş yeri, aile ve şahıstan alarak genişletti.
Tüm Avrupa’da topladığı Kürdistan vergisi PKK için düzenli bir gelir haline dönüştü.
PKK’nın kontrolünde, Paris’teki Kürt topluluğu, bu ülkede doğan çocuklarla ve örgütün insan kaçakçılığı aracılığıyla Türkiye, Irak, İran ve Suriye’den getirdiği yeni nüfusla sürekli büyüdü.
Bir emirle sokağa inip terör estiren kitleye dönüştürüldü.
İşte bunlar, ‘Fransa’nın, Türkiye’ye karşı bize ihtiyacı var. IŞİD’e karşı ABD ve Fransa’nın paralı askeriyiz. Ne dersek ne yapsak kabul etmek zorundalar” psikolojisiyle davranmaktadırlar.
Burada bir konuya da değinmek gerekiyor.
Fransa’daki eski Fransız sömürgesi Fas, Tunus, Cezayir kökenli genç kuşaklar, ırkçılığa, dışlanmışlığa karşı öfkelerini dışa vuran ünlü banliyö olaylarını başlatmışlardı.
Bu genç kuşaklar Fransa’ya karşı olan her örgüte sempatiyle yaklaşmış, öyle ki ABD’nin kurduğu terör örgütü IŞİD’e gruplar halinde katılmış, Suriye ve Irak’ta savaşmıştı.
İşte Kuzey Afrikalı bu gençler, ABD parasıyla IŞİD’e karşı savaştığı için PKK/YPG’ye tepkilidir.
Paris’in banliyölerinde, PKK/YPG taraftarlarıyla çatışmaya dönüşecek gerginlikler yaşamaktadırlar.
Yakıp yıkma gibi eylemleri Kuzey Afrika kökenli göçmenler yaptığında sert tepki gösteren Fransız yöneticilerin, PKK/YPG taraftarlarının terörüne ses çıkarmaması çok düşündürücüdür.
PKK taraftarları, Elysee Sarayı’na sadece bin 500 metre mesafede ortalığı cehenneme çevirirken, Cumhurbaşkanı Macron’un, İç İşleri Bakanı’nın, yakından tanıdığım Paris emniyet müdürü Laurent Nunez’in, terör estirenlere laf etmemek için ilgisiz cümleler kurması utanç vericidir.
Çünkü Türkiye’ye karşı kullandıkları PKK’nın gerçek yüzünü ortaya koymak, kendilerini zor duruma düşürecektir.
Terör gelip kendilerini de vurmuştur, ama bunun hesabını soramayacak kadar kirli ilişkiler içindedirler.
Aslında Paris emniyet müdürü Nunez, bu duruma en sert yanıtı verecek yapıdadır.
Ancak İç İşleri Bakanı ve Macron’dan ağzını tutması konusunda aldığı talimat nedeniyle susmaktadır.
Şu kadarını söyleyeyim, emniyet müdürü Nunez, olaylar büyüyünce terör eylemlerine karşı eğitilmiş polis özel müdahale birliğine acilen bölgeye gitmesi emrini vermiş, ancak Macron’dan gelen talimat üzerine söz konusu emniyet güçleri Cité adasındaki ve Republique semtindeki karargahlarından çıkmışken geri dönmek zorunda kalmışlardır.
Fransız gizli servisi DST ise endişe verici bir istihbarat almıştır.
Buna göre, PKK taraftarlarının arasında dağ kadrosundan silahlı teröristler de vardır ve özel polis ekiplerine müdahale etmeleri durumunda ateş açacaklardır.
Böylesi bir durum Fransız yetkililerinin altından kalmayacağı sonuçlar doğuracaktır.
Bu yüzden, olaylar sırasında karakol polisleri kullanılmış, ama onlar da PKK taraftarlarından dayak yemiş, birçoğu yaralanmış ve kaçmak zorunda kalmıştır.
Fransa’da artık sadece Türkiye düşmanı Ermeni diasporası yoktur.
Ermeni diasporası ile kardeş bir PKK terör diasporası vardır.
Türkiye, Fransa’nın kimi bölgelerinde ve özellikle Paris’te, PKK’lıların baskı ve tehditle haraç topladığı Türk vatandaşlarına sahip çıkmak zorundadır.
Burada bir söz de Paris Belediye Başkanı İspanyol asıllı Anne Hidalgo’ya söyleyelim.
Hidalgo, seninle ‘İyi’ tanışırız ve Sosyalist Partisi’ndeki tüm kirli çamaşırlarını biliriz.
Belediyenin olanaklarını peşkeş çektiğin, birçoğunu işe aldığın PKK taraftarları Paris’i, kent mobilyalarını yakıp yıkarken neden sustun?
Türkiye’de olup bitenlere demokrasi havarisi kesilip PKK’lı arkadaşlarının önüne koyduğu açıklamaları okurken, yönettiğin kentte terör estirilmesini haklı çıkaracak ifadelere başvurman ne büyük çelişki.
“Türkler, bu belediye binasından içeri girmeyecek” talimatını veren senin gibi bir terörist severden başka bir şey de beklenmezdi zaten.
Şimdi de hiç utanmadan İstanbul’a, İmamoğlu’na desteğe geliyorsun.
Adres bile sorulmayacak danışman ekibi belli ki senin hakkında İmamoğlu’nu uyarmıyor.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir