Şimdi yükleniyor

Ganimet Zahid: Azerbaycan diktatörünün baskıları ve Türkiye demokratlarının gerçek tepkileri

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, CHP üyesi ve bu partinin liderlerinden biri olan Ekrem İmamoğlu tutuklandığında, Ali Kerimli bu olaya şu şekilde tepki göstermişti…
“Şu anda Türkiye’nin önünde, başka bir kalkınma seviyesine geçmek için tarihi fırsatlar ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı için hiç bu kadar elverişli bir şart oluşmamıştı.Türk devlet başkanlığının çabalarıyla PKK terörünün tamamen sona ermesinin arifesinde olmak, Türkiye’nin bölgede ve dünyadaki etkisini artırıyor. Bu, kardeş ülkenin kalkınması için daha geniş fırsatlar açıyor… Böyle bir durumda, Türkiye ana muhalefetinin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması, Türkiye içindeki siyasi mücadeleyi yoğunlaştırarak ülkenin kalkınmasına açılan fırsatların tıkanmasına neden olabilir. Türk liderliğinin, ülkenin kalkınmasına engel olacak kısıtlayıcı kararlardan kaçınmasını temenni ediyorum. Türkiye’nin acısı acımız, neşesi sevincimizdir. ”

Genel olarak Ali Kerimli, Türkiye’de yaşanan siyasi süreçlere her zaman duyarlı yaklaşmış, iki ülke arasındaki özel ilişkileri de dikkate alarak bu süreçlere mutlaka görüş bildirmiş, kardeş Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin zaferinden yana olduğunu ifade etmiştir. Yani açıkça ortaya konmuş bir tutum olmuştur ve bu sırada Ali Kerimli, bu tutumun Türkiye yöneticilerinin ne kadar hoşuna gidip gitmeyeceğini hesaba katmamıştır. İdeolojik değerlerine dayanarak, kendi ilkeleri doğrultusunda görüşlerini ve beklentilerini dile getirmiştir.
Ne yazık ki, Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler için mücadele eden (ben bundan şüphe etmek istemiyorum) Türkiye muhalefeti ve onların liderleri, Azerbaycan’da yaşanan süreçler konusunda bu denli açık bir tutum ortaya koymaktan her zaman kaçınmışlardır.
Bu, pragmatik açıdan da bir yaklaşım, bir tercih olabilir. “İlham Aliyev’i incitmeyelim, iktidara gelme şansımız olduğunda İlham Aliyev bize engel çıkarmasın” şeklinde taktik bir hamle de olabilir. Hatta Sayın Ekrem İmamoğlu’nun Bakü ziyareti sırasında (bu olaydan bir süre sonra kendisi Türkiye’de tutuklandı) Azerbaycan diktatörlüğünün kurucusu Haydar Aliyev’in mezarını ziyaret ederken de taktik bir tercih yapmış olması mümkündür. Yani Türkiye’de demokrasinin zafer kazanması için tüm komşu ülkelerin diktatörlükleriyle ve diktatörleriyle sıkı iş birliği yapılabileceği şeklinde bir tercih. Ayrıca İlham Aliyev’in çok parası olduğu, bu paralarla Aliyev’in Türkiye siyasetine ve medyasına nüfuz ettiği gibi, oradaki partilere de sızarak provokasyonlar yaratabileceği göz önünde bulundurulursa, onunla ilişkilerde ya dostluk ya da tarafsızlık en iyi seçenek olarak görülebilir.
Ama ya demokrasi idealleri? Örneğin benim için çok ilginç olan şu: CHP Genel Başkanı Özgür Özel, en az iki kez İlham Aliyev’le yaptığı telefon görüşmelerinde hangi düşüncelerle hareket etmiştir? Kendini demokrasi savunucusu ilan eden bir muhalefet lideri, kendisini diktatör ilan etmiş ve bunu tüm dünyaya duyurmak için elinden geleni yapan bir liderle hangi ortak değerleri tartışmıştır?
Azerbaycan muhalefetine zulmeden Azerbaycan diktatörünün davranışlarına karşı Türkiye demokratlarından bir tepki bekliyor muydum? Elbette bekliyordum. Sonuçta biz kardeş ülkeyiz. Belki de Türkiye demokratları “kardeş ülke” ifadesini, bu ülkelerde yaşayan halkların değil, iktidarların ya da siyasi elitlerin kardeşliği olarak görüyorlardır. Bu da mümkün ve eğer böyleyse, anlaşılabilir bir durumdur. Bu da bir tercih olabilir: Kendi ülkesinde demokrasi, kardeş ülkelerde ise diktatörlüğün zaferi için faaliyet göstermek. Bu da bir ilkedir ve ideallerden değil, taktik hesaplardan seçilmiş bir öncelik olabilir. Ancak bu durumda bazı küçük şüphelerim var: Böyle olunca muhalefetçilik, fikirler, özgürlükler ve adalet için değil; bir iktidarın yerine, onunla aynı bakış açılarını paylaşan başka bir iktidarın gelmesi temel amaç ve hedef haline geliyor.
Azerbaycan muhalefetinin lideri Ali Kerimli’nin Azerbaycan diktatörü tarafından tutuklanmasına karşı Türkiye demokratlarından neden en azından bir hatırlatma ya da ima şeklinde bir tepki bekledim? Çünkü orada, Azerbaycan’da sadece Ali Kerimli tutuklanmadı. Yüzlerce siyasi tutuklu var ve bunların tamamı açık şekilde İlham Aliyev’in talimatıyla, aile iktidarının güçlendirilmesi ve bu hanedan rejiminin ömrünün uzatılması amacıyla yürütülen baskılar çerçevesinde gerçekleştirilen tutuklamalardır. Üstelik bu tutuklama dalgası Türkiye topraklarına da taşmış ve Azerbaycan muhalefetinin tanınmış isimlerinden Gültekin Hanım Hacıbeyli’nin Türkiye’de gözaltına alınması da, Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin zaferi için mücadele ettiğini ilan eden Türk demokratlarının dikkatinden kaçmıştır. Paradoksal bir durum, değil mi? Diyelim ki Azerbaycan’da İlham Aliyev istediği gibi tutuklamalar yapıyor ve Türkiye demokratları bunu Azerbaycan’ın iç meselesi sayarak görmezden geliyor. Ama aynı diktatörün talimatıyla Türkiye’de bir Azerbaycanlı demokratın, bir cumhuriyetçinin tutuklanması söz konusuysa, bu süreci yalnızca Türkiye iktidarı yürütmüş olmuyor. Bu gerçeği sessizlikleriyle görmezden gelen Türkiye demokratları ve ana muhalefet partisi olarak Türkiye’yi özgürlükler cennetine dönüştüreceğini beyan eden CHP liderleri de Azerbaycan’daki baskıların bir parçası haline geliyorlar!
İnanın bana, kimseyi zor bir tercih yapmaya zorlamak gibi bir niyetim yok. Türkiye’nin ana muhalefeti olan demokratlarla Azerbaycan diktatörü arasındaki ilişkilerin, yalnızca bir-iki telefon görüşmesi ve bir mezar ziyaretinden daha ileri boyutlara ulaştığına dair hiçbir bilgim yok. Sadece şunu söylemek istedim: İnsanlar kendi tercihlerini kendileri belirlerler ve Türkiye muhalefetinin Azerbaycan’da yaşananlar karşısındaki sessizliği de bu tercih örneklerinden biridir. Ben de bunu olduğu gibi tasvir etmek istedim…

Yorum gönder