Şimdi yükleniyor

Fuad Gahramanlı: Artık uluslararası hukuk yok, sadece güç var

İlham Aliyev: “Artık uluslararası hukuk yok, sadece güç var.”
Ali Kerimli’nin hapsi devleti güçlendirir mi?
İlham Aliyev son mülakatında, artık uluslararası hukukun olmadığını, bugün devletler arası ilişkilerin güç esasına göre düzenlendiğini belirtti. Bu fikrin mantıki sonucu şudur: Biz de ülke olarak uluslararası güç rekabetini dikkate alarak çalışmalı ve güçlü olmalıyız, değil mi?
Sorun şudur ki; İlham Aliyev “güç” derken ülkenin değil, kendi iktidarının güçlü olmasını kastediyor. İktidarın gücü olarak ise halk desteğini ve toplumsal güveni değil; tüm demokratik alternatiflerin ve eleştirel fikirlerin yok edilmesini, devlet üzerinde kendi mutlak kontrolünü kastediyor. Bu nedenle iktidarın giderek sertleşmesini, demokratik kurumların tamamen ortadan kaldırılmasını ve eskiden yapamadığı baskıları (represyonları) şimdi yapabiliyor olmasını kendi iktidarının güç göstergesi olarak kabul ediyor.
Açıkça itiraf etmese de, uzun yıllardır Ali Kerimli’nin hapsini isteyen ancak bunu ancak şimdi gerçekleştirebilen İlham Aliyev; bugün muhalefet liderini hapsettirerek kendi iktidarının hiçbir yasayla sınırlanmayan gücünü Azerbaycan halkına gösteriyor ve onu daha fazla korku içinde tutmaya çalışıyor. Çünkü bugün ülkede sosyo-ekonomik durum o kadar ağır, insanların geçimi o kadar zordur ki; iktidar bu şartlarda halkı korku ile kontrol altında tutmaktan başka bir alternatif yol görmüyor.
Ancak aslında, bugün dünyada bir ülkeyi güçlü kılan “güç” anlayışı ile Azerbaycan iktidarının güç hakkındaki tasavvurları birbirinden tamamen farklıdır.
Modern dünyamızda bir ülkenin gücü; GSYH miktarı ve artışı, insanların gelir ve refah seviyesi, üretim ve modern teknolojilerin uygulanması, bilimsel potansiyel ve yönetimde verimlilik, hukukun üstünlüğü ve adaletin nasıl sağlandığı, insan sermayesinin yaratılması ve eğitimin gelişim seviyesi gibi çok sayıda parametreyle belirlenir. O halde İlham Aliyev buyursun; bu parametreler bazında ülkemizin uluslararası düzeyde hangi sonuçları elde ettiğini söylesin. Bakalım bu sayılan alanlarda nasıl güçlenmişiz ki; GSYH artış hızı ve ortalama aylık maaş miktarına göre Güney Kafkasya’nın en geri kalmış ülkesi haline gelmişiz. Sanayi üretiminde, modern teknolojilerin uygulanmasında Orta Asya’nın birçok ülkesinden (Kazakistan ve Özbekistan) bile geri kalıyorsak, o zaman bizim gücümüz nerede ifade olunuyor?
Buyursunlar söylesinler; şu anda ülke olarak biz nasıl güçleniyoruz? Tüm bu geriliklerin gölgesinde, Petrol Fonu’na ekonomik değer yaratmayan “kara gün parası” biriktirmekle mi? Eğer ülkede reel bir ekonomi kurulmuş olsa, bizi neden bir “kara gün” beklesin ki? Meğer şimdi yaşadığımız kara gün değil mi, bundan daha kötüsünü mü beklemeliyiz?
Bugün ülke bütçesinin %80’i doğrudan ve dolaylı petrol gelirlerinden oluşuyorsa, ülke ihracatının %95’i petrol ve gaz satışından ibaretse; yapay zeka, kuantum zekası gibi bilgi ve modern bilimsel başarılara dayalı yeni rekabet çağında biz hala hammadde satışı üzerine kurulmuş ilkel ekonomik modelle nasıl ve hangi formda güçleneceğiz? Belki de Azerbaycan iktidarı; durmadan artırılan ceza ve harçlarla, giderek daralan ekonomik faaliyetlerle, yolsuzluğa batmış ve hiçbir toplumsal hesap verebilirliği olmayan verimsiz devlet yönetimini sürdürmekle, her yıl artan beyin göçü ve demokratik değerlerin kökünü kazımakla ülkeyi modern dünyanın güç rekabetine hazırlıyordur?
Aksine; gücün rolünün daha da arttığı modern dünyada milli gücün en çeşitli parametreleri üzerinden (ekonomik, bilimsel, kültürel, sosyo-psikolojik, teknolojik vb.) Kafkasya’nın en geri kalmış ülkesine dönüşüyorsak, bu şu anlama gelir: İlham Aliyev’in “uluslararası hukuk yok, sadece güç var” dediği dönemde biz güçlenmek yerine tam tersine milli bir çöküş yaşıyoruz. Ve tüm bunlardan sonra; acilen kapsamlı reformlara gitmek, ülkenin sınırlarını açmak, problemlerin çözümü için toplumla açık diyalog kurmak yerine Ali Kerimli’yi hapsetmek bu süreçte ülkeyi güçlendirir mi, yoksa zayıflatır mı?
Peki, İlham Aliyev’in dediği gibi uluslararası hukukun olmadığı bu dönemde Maduro olayından hangi dersler çıkarılmalıdır? Eğer ülkede halk fakir ve hukuksuzsa, iktidar muhalefete düşman gibi bakıyorsa, adaletsizlik ve yolsuzluk devlet politikasına dönüşmüşse; o zaman uluslararası hukukun olmadığı, sadece gücün dikte ettiği bir dönemde ülke, daha büyük güçlerin Maduro benzeri operasyonlar gerçekleştirmesine karşı daha açık ve savunmasız değil midir?
Bu durumda; korkuyla susturulmuş, fakir ve hukuksuz halkın karşısında kendisini güçlü sayan iktidar, dış güçlerin karşısında ne kadar güçlü olabilecektir? Düşünmek gerekir.
Fuad Gahramanlı

Yorum gönder