Şimdi yükleniyor

Fikret Birdişli: Papa’nın Türkiye Ziyareti Üzerine Sorular

Robert Francis Prevost, 14.Leo adıyla Papa olarak seçildikten sonra, ilk yurt dışı seyahatine Türkiye ile başlaması birbirinden çok farklı ve karmaşık yorumlara neden oldu. Bunun ilk nedeni Papa’nın Katolik dünyasının ruhani lideri olmasının yanı sıra, aynı zamanda Vatikan Devleti’nin devlet başkanı olmasıdır. Bu nedenle Papa Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bir devlet başkanı sıfatı ile karşılandı, fakat anlaşılan o ki ziyaretin kalan kısmı bir ruhani lider olarak planlanmış. Bu ziyaretin eleştirilen ilk bölümü Papanın şahsında birleşmiş olan bu iki sıfat nedeni iledir. Yani laik bir devlet olarak Türkiye’de Papa’nın törenle karşılanmasını eleştirenler oldu. Fakat dediğim gibi, resmi karşılama töreni Katolik dünyasının Ruhani Lideri Papa 14. Leo için değil Vatikan Devleti’nin Devlet Başkanı Papa 14. Leo içindi. İkinci kısım eleştiriler ise Katolik dünyasının lideri Papa 14. Leo’nun Türkiye’ye gelişinin nedenleri ve olası etkileri ile ilgili. Öncelikle şunu belirtmek lazım ki, hangi sıfatla olursa olsun Papa’nın Türkiye seyahatinin her adımı, yani programı Dış İşleri Bakanlığı tarafından önceden incelenmiş ve onaylanmıştır. Bu programın dışına çıkılması da pek mümkün değil. İkinci olarak, hangi sıfatla olursa olsun, yeni seçilen birinin ilk yurt dışı seyahati rastgele değil belli mesajlar, hedefler gözetilerek yapılır. Örneğin Türkiye’de seçilen cumhurbaşkanının ilk ziyaretini KKTC’ye yapması siyasi hedefler gözeten bir gelenek halini almıştır. Benzer durum KKTC için de söz konusu. Bu durumda Papa 14.Leo’nun hangi sıfatı ile olursa olsun ilk yurt dışı seyahatine Türkiye ile başlaması gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Eminim Rahmetli Aytunç Altındal yaşasaydı bu konuda bize ağzımız açık dinleyeceğimiz pek çok şey anlatabilirdi! Ben değil! rahmetli Altındal olsaydı Robert Francis Prevost’ın Papa olunca neden Leo adını seçtiğine dair yorumlarında, bu ismi taşıyan ilk Papa’nın Hun İmparatoru Atilla ile yüzleşerek Roma’yı ve Hristiyan dünyasını Atilla’dan korumaya çalıştığından söz edip buradan bir bağlantı kurardı herhalde. Yeni Şafak’ta çıkan bir habere göre kendisi de Katolik bir rahip ve blog yazarı olan Ed Tomlinson yorumunda, mevcut Papa’nın bu ismi tercih etmesi tarihsel açıdan, kriz zamanlarında güçlü bir Papa olacağına işaret ediyormuş. Tabi bu noktada Papa’nın dünyayı veya Hristiyanlığı nasıl bir kriz ortamında gördüğünü ve ilk yurt dışı adımı olarak Türkiye seyahatinin bu amaca nasıl hizmet edeceğini düşünmek gerekiyor. Bu soruya doğrudan cevap bulmak güç, o nedenle belki de Papa’nın ziyaret programından anlamlar çıkarmak lazım. Türkiye, Hristiyanların oldukça azınlıkta olduğu bir ülke iken neden ilk seyahat buradan başladı? Şahsen ben şöyle düşünürdüm, Filistin’de önemli oranda Hristiyan yaşamakta ve Kudüs başta olmak üzere Filistin toprakları Hristiyanlığın en önemli mabetlerini ve sembol alanlarını içeriyor. Ve İsrail’in zulmünden sadece Filistinli Müslümanlar değil Hristiyanlar da nasibini alıyor. O nedenle Papa bir kriz çözecekse veya mesaj verecekse seyahate Filistin’den başlaması daha anlamlı olmaz mıydı? Fakat Papa’yı Türkiye’ye davet edenin Ortodoks Hristiyanların ruhani lideri yani bir anlamda Papa 14. Leo’nun rakibi olan Başpiskopos Bartholomeos olması da işi farklı boyutlara taşımıyor değil. Ayrıca İstanbul Fener Rum Patriği olarak seçilen Dimitris Arhondonis’in de Bartholomeos ismini seçmesinin bir anlamı olmalı. Bu konu uzmanlık gerektiriyor. Fakat anladığım kadarıyla Bartholomeos ismi Hz. İsa’ya ihanet eden 12’nci Havari Yahuda’nın yerine seçilen havarinin ismi veya lakabı. Hülasa her iki Hristiyan lideri de bölünük olan Hristiyan dünyası için olası bir birliğin mesajını mı vermek istiyor acaba? Nitekim Papa’nın programı sırasında verilen ortak resim bu amaca çok uygun. Zira Katolik dünyasının liderinin, yani Papa’nın Fener Rum Patriğinin davetini kabul etmesi diplomatik açıdan bir “tanıma” (recognition) anlamını da içerir. Bunun için seçilen yer, yani İznik de, bu konuda oldukça sembolik bir yer. Çünkü İznik Konsülü Hristiyan dünyasının ortak bir noktada buluşmak için tercih ettikleri ve toplandıkları ilk tarihsel mekan. Bu sırada, hali hazırda dünyanın önemli ülkelerinin başında yer alan bazı devlet adamlarının din ile olan ilişkilerinin göreceli olarak oldukça ileride olduğunu söylesem hata yapmış olmam. Örneğin Trump, Putin ve sn. Erdoğan gibi. Papa 14.Leo’nun Amerikalı olması, Çin’e karşı bir blok oluşturmaya çalışan Trump için dinin de bir seçenek olması ihtimalini de hatıra getirmiyor değil. Burada soru şu: Oldukça sekülerleşen ve dine karşı kayıtsız kalan günümüz Batı dünyasında Hristiyan dini liderler birleşerek ve yeni bir vizyon oluşturarak Hristiyanlık için bir açılım gerçekleştirmeyi mi hedefliyorlar? Bu soruları burada bırakıp şöyle bir soruya da dönebiliriz. Eğer din planında Hristiyan dünyasında yeni bir açılım arayışı varsa, bu arada İslam dünyası yaşadığımız çağın mensuplarına ne vaad ediyor? Örneğin Türkiye’de dini giderek kendi tekellerine alan cemaatlerin vermiş olduğu fotoğraf çocuklarımız için bir gelecek vaad ediyor mu? İslam’ın, özellikle siyasal İslam’ın kötü uygulama örnekleri nedeniyle kendi inançlarından uzağa düşen yeni kuşak, yaşamak, çalışmak ve okumak için bir gün gitmeyi hayal ettikleri Batı ülkelerinin dinine de ilgi duymaya başlar mı? Bu soru benim hatırıma Tevfik Fikret’i getirdi. Zira benzer hayallerle 1913 yılında ABD’ye gidip Michigan Üniversitesi’nde makine mühendisi olan ve ardından Hristiyanlığı seçen Tevfik Fikret’in oğlu Haluk, hepimizin önünde ki bir tehlikeyi mi temsil ediyor? Bu soru ile bağlantılı olarak son sorum ise, İslam’ın güncellenmesi gerekir diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a cemaatlerin verdiği tepki ile kısılan bu ses, bir gerçeğe mi işaret ediyor acaba? Zira metroseksüel olan yeni nesil, İslam’ın “temsilcileri” olarak sokaklarda gördükleri otantik kıyafetli insanları veya televizyonda seyrettikleri cihatçıları rol model olarak benimser mi, yoksa yeni bir arayışa mı girer? Evet bu yazımın amacı bu konularda cevaplar vermek değil sorular sormak olduğundan hepsini burada öylece sizin önünüze bırakıyorum.

Prof Dr Fikret Birdişli

Yorum gönder