KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Ferhat Aznevi : BULGARİSTAN’DA EL KONULAN TÜRK VAKIFLARINA AİT MALLARIN MÜLKİYET SORUNU VE YARGI YOLLARI

Ferhat Aznevi : BULGARİSTAN’DA EL KONULAN TÜRK VAKIFLARINA AİT MALLARIN MÜLKİYET SORUNU VE YARGI YOLLARI

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 7 dk okuma süresi
49 0

Bulgaristan’da Müstesna Vakıflar Sorunu ve 1909 Yılı Komisyon Kararları” (Tarih Dergisi s. 46, İst. 2009) çalışmasında Neriman Ersoy Hacısalihoğlu, ikili anlaşmalar ve uluslararası hukuka aykırı şekilde Bulgaristan’daki Müslüman vakıf mallarına nasıl el konduğunu ele almaktadır.
Bugünkü Bulgaristan, 1909 tarihindeki Bulgaristan Krallığı’nın hukuken “Devam eden devleti” statüsünde olduğundan, Osmanlı Devleti’yle yapılan vakıf anlaşmaları geçerliliğini korumaktadır. El konulan Müslüman vakıflarıyla ilgili olarak, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem de, vakıfların bağımsızlığını ve mülkiyet hakkını ilke olarak benimseyen Avrupa Toplulukları Adalet Divanı nezdinde dava yoluna gidilerek, mülkiyet hakkının geri edinimi ve tazminatlar gündeme getirilebilir. Anılan vakıfların mütevelli heyetlerinin mirasçıları ya da 1909 protokollerinin taraf devleti olarak Türkiye davacı olabilir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” Denilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi azınlık vakıflarının mal edinmeleri konusunu mülkiyet hakkı açısından değerlendirmeye tabi tutmuştur. AİHM’nin 9.1.2007 günlü, 34478/97 başvuru numaralı “Fener Rum Erkek Lisesi – Türkiye”, 16.12.2008 günlü, 1480/03 başvuru numaralı “Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı Vakfı Yönetim Kurulu – Türkiye” ve 16.12.2008 günlü, 36165/02 başvuru numaralı “Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı – Türkiye” davalarında verdiği kararlar Bulgaristan’daki Müslüman vakıflarıyla ilgili örnek oluşturabilir. Her üç kararda da davacı vakıfların 1952, 1955, 1958 ve 1962 yıllarında hibe yoluyla edindiği ve tapuda adına tescil edilen taşınmazlarının yukarıda belirtilen 1974 tarihli Yargıtay HGK kararı dayanak gösterilerek Hazine adına tescili için açılan davaların yerel mahkemelerce kabul edilmesi ve kararların Yargıtayca onanması üzerine, AİHM’e yapılan başvuruda AİHM, mülkiyet hakkının korunmasını güvence altına alan AİHS’nin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’yi ya taşınmazları davacı vakıflara iade etmesine ya da tazminat ödemeye mahkum etmiştir. AİHM’nin “Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı – Türkiye” kararında aynen şu ifadelere yer verilmiştir: “Başvuranın mülkiyeti kazanmasından kırk yıl sonra tapu kaydının tapu sicilinden silinmesinin, ilgili kişiyi halihazırdaki malından yoksun bırakmaya sebebiyet verdiği ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca mülkiyetten “yoksun bırakma” olarak değerlendirileceği hususunda bir şüphesi yoktur (Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı). AİHM, Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı kararında, dini azınlıklara ait vakıflar tarafından 1936 yılında verilen beyannamelerin, bu vakıfların “vakıf senedi” yerine geçtiğine ilişkin 1974 tarihli içtihadın uygulanmasının “öngörülebilirlik” gereği ile bağdaşmadığı kanaatinde olduğunu belirttiğini hatırlatır. AİHM sonuç itibariyle, ediniminden on altı ve yirmi iki yıl geçtikten sonra kabul edilen bir içtihadın uygulanması nedeniyle taşınmazların tapu senetlerinin iptal edilmesinin meşruiyet ilkesi ile bağdaşmadığı ve başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal oluşturduğu neticesine varmıştır.” Geçmişten Günümüze Azınlık Vakıflarının Mal Edinmeleri Sorunu, Mustafa Çağatay, TBB Dergisi 2011 (96)
Bulgaristan’daki Müslüman vakıflarıyla ilgili statükoları Kıbrıs Adası’ndaki Türk vakıflarına benzetebiliriz. 1878’de adanın geçici olarak Britanya’ya kiralanmasıyla birlikte, düzenlenen Kıbrıs Sözleşmesi çerçevesinde, adadaki Osmanlı dini kurumları ve vakıfların yapısı korunmuştur. Tıpkı Osmanlı Devleti ile Bulgar Krallığı arasında imzalanan vakıfların statüsüne dair 1909 protokollerinde olduğu gibi. Nitekim Britanya idaresi döneminde çıkartılan 22 Temmuz 1955 tarihli “Vakıflara Dair İslam Mukaddes Kanunu ile Müslümanların Dini Emvalinin İdaresiyle İlgili Kanunu Değiştiren ve Birleştiren Kanun” düzenlemesinde de, anılan vakıfların statüsü, bu vakıflara ait mülkiyet ve yönetim haklarının Adada ki Türk cemaatine aidiyeti, kabul edilmiştir. Aynı hukuki yaklaşımın Bulgar devleti tarafından gösterilmesi gerekir. Bilindiği üzere vakıfların mülkiyet hakları süreklilik gösterir, zamanaşımına tabi değildir. Avrupa Vakıflar Merkezi’nin( EFC-European Foundation Center) vakıf yönetiminin kararlarındaki bağımsızlığı ve özerkliğinin, vakfın mülkiyet haklarının, vakfın kurucusu veya mali destekleyicisi Devlet, bir kamu kurumu veya özel şirket tarafından kısıtlanmasının kabul edilemeyeceği ilkesi, Avrupa Birliği müktesebatına girmiş bir temel kuraldır.

Bu çerçevede anılan vakıf mallarına ilişkin mülkiyet ve tazminat talepleriyle ilgili dava süreçlerinin, Bulgaristan’daki kamu otoriteleri ve ilk derece mahkemelerinden başlayarak öncelikle Bulgaristan iç hukuku, sonrasında ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı nezdinde yargılamaya konu edilmesi yararlı olacaktır.
​​​​​​​​Av. Ferhat Aznevi

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.