Şimdi yükleniyor

Fatih Durgun: Papa XIV. Leo’nun İznik Ziyareti

Papa XIV. Leo’nun İznik Ziyareti: Tarihsel Hafıza, Çok Katmanlı Egemenlik ve Diplomatik Denge
I. İznik Konsili’nin Hristiyanlar arasındaki ayrılıkları bir kenara bırakmak ve ortak akide etrafında birleşme açısından çok önemli olduğunu belirten Papa XIV. Leo’nun İznik ziyaretini yalnızca bir dini ritüel olarak değil, aynı zamanda Papalığın Batı merkezli siyasetinin tarihsel ve güncel kodlarıyla iç içe geçmiş bir pratik olarak değerlendirmek gerekir. Bu ziyaret, Hristiyan dünyasının tarihsel hafızasında merkezi bir yere sahip olan İznik’i, yeniden küresel kültür ve din diplomasisi sahnesine taşıma girişimi olarak okunabilir.
Papa XIV Leo nun İznik Ziyareti Tarihsel Hafıza Çok Katmanlı

İznik, tarih boyunca kültürel, siyasal ve teolojik katmanların iç içe geçtiği bir mekan olmuştur. Roma ve Bizans’ın siyasi hafızasından Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki Türk-İslam varlığına, nihayet Türkiye Cumhuriyeti’nin modern kimlik inşasına uzanan bu birikim, şehrin çok katmanlı yapısını ve sembolik önemini oluşturmaktadır. Bu tarihi derinlik, UNESCO tarafından da tanınmış, İznik 2014’te Geçici Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiş, ancak 2024’te kültürel mirasın korunmasındaki eksiklikler gerekçesiyle kalıcı listeye alınamamıştır. Bu durum, bir yandan kültürel mirasın korunmasının önemine dikkat çekerken, diğer yandan İznik’in uluslararası tarihi görünürlüğünün hâlâ belirleyici olduğunu göstermektedir.

İznik Konsili: Bir Dönüm Noktası ve Bir Model
Bu karmaşık hafıza geçmişi içinde, Papalık ismi olarak, 5. yüzyılda Attila’yı Roma’ya ilerlemekten alıkoyan, Papalığı doktrinel ve siyasi anlamda güçlendiren ve Hristiyanlıkta “Mesih’in iki tabiatı” görüşünün savunuculuğuyla bilinen I. Leo’nun (Büyük Leo) ve 800 yılının Noel günü Roma’da Frank Kralı Şarlman’ı Kutsal Roma İmparatorluğuyla taçlandıran III. Leo’nun ismini tercih eden Katolik Kilisesi’nin günümüzdeki lideri Amerikalı Papa XIV. Leo’nun (seküler ismi Robert Francis Prevost) 27-30 Kasım 2025 tarihlerinde gerçekleştireceği İznik ziyareti birkaç açıdan önem taşımaktadır. XIV. Leo’nun göreve geldiğinden beri ilk yurt dışı ziyareti olacak bu temas, aynı zamanda bir Papa tarafından İznik’e yapılan ilk ziyaret olma özelliğine de sahiptir. Ziyaretin tarihi bağlamı ise bir tesadüften ziyade Birinci İznik Konsili’nin 1700. yılı olması ve kimi Hristiyan çevrelerde 2025’in “İznik Yılı” şeklinde tanımlanması nedeniyle sembolik bir önem taşımaktadır.

Hristiyan dünyasında iman akidelerinin belirlenmesi ve birlik sağlanması amacıyla toplanan Yedi Ekümenik Konsil’in ilki olan 325’teki I. İznik Konsili (sonuncusu ise, 787’deki II. İznik Konsili) Hristiyanlık tarihinin başlıca dönüm noktalarından biridir. Burada “ekümenik” ifadesi, Konsil’in evrensel nitelikte olduğuna, yani tüm Hristiyan alemini temsil ettiğine işaret eder. Bu nedenle, bu Konsillerde alınan kararlara hem teolojik hem de kurumsal bakımdan evrensel geçerlilik atfedilmiştir. I. İznik Konsili’nin temel amacı, dönemin en hararetli Kristolojik tartışmalarından biri olan Ariusçuluk sorununu çözmekti. Libya kökenli olup İskenderiye piskoposluk bölgesinde görevli din adamı Arius’un, İsa Mesih’in Tanrı ile olan ilişkisinin mahiyeti bağlamında savunduğu görüşler, zamanla Hristiyanlığın en temel inancı olacak ama o zaman henüz tam anlamıyla sistematik hale gelmeyen “Teslis” (Üçleme: Baba, Oğul, Kutsal Ruh) doktrini açısından büyük bir tehdide dönüşmüştü. Arius’a göre, İsa Tanrı değildi. İlahi bir varlık olma niteliğine rağmen, Tanrı tarafından yaratılmıştı ve bu nedenle Tanrı’nın ebedi doğasına sahip değildi. I. İznik Konsili, bu görüşü reddederek baba ile oğulun “aynı özden” (homoousios) olduğunu kabul eden “İznik İman Akidesi”ni oluşturdu. Bu karar, sonraki dogmatik tartışmaların eksenini belirlediği gibi, Hristiyanlığın dünya çapında yaydığı evrensel teolojinin temel dayanağı haline geldi.

Ancak I. İznik Konsili’nin tarihsel önemini yalnızca doktrin düzeyinde okumak eksik kalacaktır. Bu Konsil aynı zamanda, siyasal otorite ile dinsel düzenin iç içe geçtiği bir model oluşturdu. İmparator Konstantin’in resmi olarak başkanlık etmese de Konsil’in açılış oturumuna katılarak bizzat süreci yönetmesi, Hristiyanlığın devlet düzeyinde kurumsallaşmasının ve devlet kontrolünde biçimlenmesinin en önemli adımlarından biriydi. Bu durum, devlet ve kilise ilişkilerini tanımlayan “Sezaropapizm” (Sezar’ın dini otorite üzerinde egemen olması) kavramının erken bir örneği olarak da okunabilir.

İznik, böylece imparatorluğun birliğini dini birlik üzerinden tesis etmeye çalışan siyasi teolojinin miladına dönüştü. Bu model, daha sonra Ortodoks dünyanın yanı sıra Katolik ve Protestan Avrupa ülkelerinde farklı biçimlerde yeniden üretildi. Geleneksel anlatıda, Tevrat’ta Hz. İbrahim’in hizmetindeki 318 savaşçıya atıfla “318 din adamının katıldığı” bir toplantı olarak aktarılan fakat aslında bu sayının 200-300 kadar olduğu I. İznik Konsili, çoğu zaman yalnızca Teslis (Üçleme) doktrininin kabulüyle anılır. Oysa Konsil’in bağlamı bundan daha geniştir. Katılımcıların büyük çoğunluğunun Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır kökenli olması, I. İznik Konsili’nin Roma İmparatorluğu’nun o dönemdeki asıl güç merkezi olan Doğu tarafında ortaya çıkan teolojik tartışmalara bir yanıt niteliği taşıdığını ve Hristiyanlığın coğrafi ağırlığının da nerede olduğunu gösterir. Ruhani otoritesi, sonraki yüzyıllarda siyasi, toplumsal ve dini nedenlerle güçlenecek olan Papalığın (Roma piskoposluğu) I. İznik Konsili’nde yalnızca temsilcileri aracılığıyla yer alması da bu tespiti pekiştirir. Ayrıca Ariusçuluğun ironik şekilde Germen topluluklar kanalıyla neredeyse 8. yüzyılın ortalarına kadar özellikle Papalığın ruhani etkisi altındaki Batı’da varlığını sürdürebilmesi de diğer bir dikkat çekici unsurdur.

Öte yandan, bu Konsil, sadece Ariusçuluğun reddedildiği bir doktrin düzeltmesi değil, kilise disiplininden Paskalya takvimine ve piskoposluk yetki alanlarının çizilmesine kadar dini, idari ve hukuki birçok düzenleme açısından da temel oluşturmuştur. I. İznik Konsili’nin kararları, sonraki yıllarda Kutsal Ruh’un da Baba ve Oğul ile birlikte ilahi niteliğini resmen tanıyarak Teslis doktrinini netleştiren 381’deki I. İstanbul ve İsa Mesih’in hem tanrısal hem de insani iki ayrı tabiata sahip olduğunu vurgulayan 451 Kadıköy Konsilleriyle pekişmiş; Katolik, Ortodoks ve Protestan Hristiyanlar için temel bir inanç yapısı meydana getirmiştir. Ancak bu yapı, dogmatik inanç açısından birlik oluştursa da Batı ve Bizans dünyaları arasında yüzyıllar içinde gelişen siyasi, toplumsal ve kültürel uzaklaşma ve kopuş, dini olmaktan daha çok siyasi nedenlere dayalı 1054 tarihli “Büyük Bölünme” ile Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki ayrılığa dönüşmüştür. Bununla birlikte, Ortodoksların Kutsal Ruh’un sadece Baba’dan, Katoliklerin ise hem Baba hem de Oğuldan geldiğine inanmaları (filioque: ve oğuldan) ve Ekmek-Şarap Ayini’nde Katoliklerin mayasız, Ortodoksların ise mayalı ekmek kullanılması gerektiğini vurgulamaları gibi birtakım dini anlaşmazlıklar gerekçe gösterilse de Batı ve Bizans dünyası arasındaki siyasi gerilimin asıl ayrılık nedeni olduğunu belirtmek gerekir. Bütün bu anlaşmazlıklar bir yana, Teslis inancının, Katolik, Ortodoks ve Protestanların yanı sıra, daha farklı biçimlerde de olsa Doğu’daki Miafizit (ya da Monofizit) ve Nesturi Hristiyanlar tarafından da kabul görmesi, I. İznik Konsili’nin Hristiyanlar için hâlâ bir “ortak hafıza zemini” olduğunu göstermektedir.

Birinci İznik (Nicea) Konsili
Dünyanın 500 yılı aşkın geçmişiyle en eski kütüphanelerinden Vatikan Apostolik Kütüphanesi, 80 bini aşkın el yazması, 300 binden fazla sikke ve madalya, yaklaşık 150 bin görsel eser, 2 milyon basılı antik ve modern kitap ile araştırmacıların istifade edebileceği önemli bir kaynak özelliği taşıyor. Vatikan Apostolik Kütüphanesi’nin içinde bulunan Sistine Salonu, tarihi freskleriyle ilgi çekiyor. Bu salondaki freskler arasında, bu yıl 1700. yıl dönümü kutlanacak olan ve Hristiyanlık tarihinde önemli bir yeri tutan Birinci İznik (Nicea) Konsili (fotoğrafta) de bulunuyor. (Barış Seçkin / AA, 25 Temmuz 2025)

Papa XIV. Leo’nun İznik Ziyareti: Hafızanın ve Diplomatik Stratejinin Buluşması
Amerikalı XIV. Leo’nun İznik’i ziyaret eden ilk Papa olarak tarihe geçeceği bu temas, sadece bir “hac” ziyareti şeklinde değerlendirilmemelidir. Aslında bu ziyaret selefi Papa Franciscus’un gerçekleştiremediği bir planın tamamlanması niteliğindedir. 2014’te İstanbul’da Fener Rum Patriği Bartholomeos ile görüşen Papa Franciscus, Barholomeos’un İznik Konsili’nin 1700. yılı münasebetiyle ortak bir kutlama yapma fikrini memnuniyetle karşılamıştı. Ancak Papa Franciscus’un sağlık sorunları ve Nisan 2025’teki vefatı nedeniyle bu kutlama hayata geçirilemedi. Bu noktada halefi Papa XIV. Leo devreye girmekte ve hem Franciscus’un ruhani mirasını devralmakta hem de Katolik ve Ortodoks Kiliselerinin birleşmesi konusundaki başarısız tarihsel girişimler temelinde, daha geniş bir çerçevede, farklı yorumlarıyla birlikte bütün bir Doğu Hristiyanlığıyla iş birliğinin yeni bir zeminini kurma çabasını somutlaştırmaktadır.

Misyon faaliyetleriyle bilinen Cizvit tarikatına mensup ilk Papa Franciscus gibi yine misyon faaliyetlerine büyük önem veren Augustinyen Tarikatı’ından ilk papa olan XIV. Leo, Hristiyanlar arasında iş birliğine selefi gibi vurgu yapmakta ve Papalığın diplomatik ve ruhani dili arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Bu küreselci yaklaşım, Papa’nın Amerika Birleşik Devletleri kökeniyle de uyumlu bir biçimde, Vatikan’ın evrensel kilise iddiasını yeni bir eksene taşımaktadır. Bu bağlamda, XIV. Leo’nun çizgisi, Papa Franciscus’un ekümenik diplomasi hamlelerinin devamı niteliğindedir. Zira, Franciscus’un daha önceki yıllarda Patrik Bartholomeos ile verdiği ortak mesajlar, 2016’da Küba’da Moskova Patriği Kirill ile imzaladıkları ve Kiliseler arasındaki yakınlaşma ve Ortadoğu’daki azınlık Hristiyanların durumuna dikkat çektikleri ortak deklarasyon, 2021’de Irak’ta Şii lider Ayetullah Sistani ile yaptığı ve Irak’taki Hristiyanların güvenliğinin sağlanmasına yönelik taleplerin dile getirildiği görüşmelerin hepsi, Papalığın Hristiyanlığın içsel ve dışsal ayrımlarını aşmaya çalışan “evrensel ruhaniyet” stratejisinin kilometre taşlarıdır ve Ortadoğu’daki sıcak gündem ve ABD’nin bölgedeki konumu göz önüne alındığında, Amerikalı XIV. Leo’nun İznik ziyareti sembolik diplomasi açısından ciddi bir öneme sahip görünmektedir.

İznik: Hristiyan Dogmasından Türk-İslam Medeniyetine Egemenlik, Hafıza ve Diplomasi
İznik, yalnızca Hristiyanlığın dogmatik köklerine değil, aynı zamanda Türk-İslam medeniyetinin de erken siyasal ve kültürel tarihine kaynaklık eden bir mekandır. 1075’te Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedilen ve 1080’de Türkiye Selçuklularının ilk başkenti olan İznik, I. Haçlı Seferi’nde (1097) Haçlılarca kuşatılıp Bizans’a teslim edilmiştir. İznik, Latinlerin İstanbul’u yağmalamalarının ardından 1204-1261 tarihleri arasında İstanbul’da Latin İmparatorluğu kurulunca, Trabzon ve Epir ile birlikte Bizans’ın geçici merkezi olmuş, Bizans’ın 1261’deki yeniden doğuşu İznik merkezli olarak gerçekleşmiştir. Osmanlı Devleti’nin teşekkül ettiği coğrafyanın önemli bir yeri olan İznik’in 1331’de Orhan Gazi tarafından fethedilerek Osmanlı idaresine katılması ve ilk Osmanlı medresesinin kurulması ise burayı Türk-İslam medeniyetinin ilim merkezine dönüştürmüştür.

Şüphesiz, çeşitli vesilelerle I. İznik Konsili’nin Hristiyanlar arasındaki ayrılıkları bir kenara bırakmak ve ortak akide etrafında birleşme açısından çok önemli olduğunu belirten Papa XIV. Leo’nun İznik ziyaretini yalnızca bir dini ritüel olarak değil, aynı zamanda Papalığın Batı merkezli siyasetinin tarihsel ve güncel kodlarıyla iç içe geçmiş bir pratik olarak değerlendirmek gerekir. Bu ziyaret, Hristiyan dünyasının tarihsel hafızasında merkezi bir yere sahip olan İznik’i, yeniden küresel kültür ve din diplomasisi sahnesine taşıma girişimi olarak okunabilir. Ancak bu yaklaşımın, İznik’in bugün Türk-İslam medeniyetinin merkezi miras kentlerinden biri olduğu gerçeğiyle birlikte anlaşılması elzemdir.

İznik’in mekansal egemenliği Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir ve Ortodoks Fener Rum Patrikhanesi de Türkiye’ye bağlı bir dini kurumdur. Dolayısıyla, Anadolu’daki Hristiyan geçmişi koruma, saygıyla anma ve kültürel zenginlik olarak sahiplenme sorumluluğu, diplomatik nezaketin ötesinde, Türkiye’nin tarihsel özgüveninin bir göstergesidir. Bugün Türkiye, bu ziyaret vesilesiyle Anadolu’nun çok katmanlı geçmişiyle barışık, kendi medeniyet hafızasının farkında olan ve evrensel kültürel mirasla uyumlu egemenlik söylemini bir kez daha dünyaya göstermiş olacaktır. Bu bağlamda, Papalığın İznik’e yönelik sembolik politikalarını karşılayan ve Anadolu’daki Hristiyan kültürel mirasa sahip çıkan Türkiye, egemenliğini sadece jeopolitik değil, aynı zamanda tarihsel bilinç, medeniyet özgüveni ve kültürel zarafet temelinde inşa ettiğini de tekrar ortaya koyacaktır.

Yorum gönder