Rus uzman: DTÖ neden ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarına sesini çıkarmıyor?

Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

FARKLI SİYASAL YAPILARA SAHİP DEVLETLERİN DIŞ POLİTİKA YAPIM SÜRECİNDE SİYASAL YAPILARININ ETKİSİ BASKINDIR

Gündem 24 Nisan 2018
74


Aslında bir realist olan Waltz, 1979’da yayınladığı “Theory of International Politics” adlı eserinde yer verdiği, uluslararası anarşik yapının devletlerin davranışlarını sınırladığı görüşü nedeniyle “yapısalcı realizm”in öncülüğünü yapmıştır. Waltz’a göre farklı siyasal sistemlere sahip devletlerin dış politikaları bazen benzerlik göstermektedir. Dış politikalarında devletlerin davranışlarını yalnızca bireye (liberaller), sınıf çatışmasına (Marksistler) ve hatta devletlerin kapasitesi (Klasik Realistler) sınırlı olduğunu savunmanın gereğinden fazla basitleştirilmiş ve indirgemeci olduğunu savunmuştur. Oysa devletlerin dış politikasına etkili olan şey, uluslararası yapının kendisidir. Bu durumda dış politika ile devletlerin oluşturduğu sistemi birbirinden ayırmak gerekmektedir. Aksi halde sistemin devletlerin dış politikası üzerindeki sınırlandıran etkisi görülmeyecektir.
Nitekim doğa durumunda insanların özgür ve eşit olduklarını savunan liberaller, doğa durumunun savaş olmadığını savunurken, haksız bir zorlama neticesinde savaşın doğabileceğini belirtmişlerdir. Bu durumda az bir yönetimsel bir müdahale ile düzenli bir toplum yaratılabilir ve doğal ahengin varlığı devam edebilirdi.
Waltz, 19. yüzyıl İngiltere’sinde liberal sosyo-ekonomik sistemin savunucularından Mill’in, “bireysel inisiyatifin sistemi çalıştıran ana unsur olduğu için hükümetin savuranlığı ve hatalarını giderebilmek için tek tek her insanın şartlarının iyileştirilmesine yönelik çaba yeteri kadar kuvvetlidir ve bu çaba bireylerin hususi şartlarını iyileştirdikçe devletler kendi gelişimlerini bireyler düzeyinde başlayarak geliştirecek, buda savaşları önleyecektir” tezini eleştirmiştir.
Waltz, İnsan, Devlet ve Savaş kitabında, liberallerin “Lasiez Faire” anlayışı vurgusu ile özgür kalan ve devlet elinden kurtulmuş ekonominin insanlara sağladığı refah seviyesi ile devletlerin savaşlardan kaçınacağı tezini eleştirirken uluslararası sınıf temelinde bir yatay örgütlenme ile bir sınıfa bağlı olmanın ulusal ayrılıkları aşacağı ve sosyalist devletin varlığının görevini tamamlayıp ortadan kalkmasıyla savaşların sona ereceği tezinden yola çıkan Marksizmi de eleştirmiştir. Lenin’in tezindeki emperyal yayılmanın sebebi, ulusal kapitalizmin fazla sermayeyi ihraç ederek kâr oranını artırmak kaygısıdır. Bu da kapitalist sistemleri bir çatışmaya yönlendirir. Bu durumda Birinci Dünya Savaşı bir emperyal savaştır, amaç kolonileri kontrol etmektir. Oysa Waltz’a göre, Birinci Dünya Savaşı sırasında her sosyalist kendi ulusal devletinin çıkar ve kazanımlarına hizmet etmeyi uygun görmüştür.
Bu çalışmanın amacı; devletlerin savaşa başvurmada iç siyasal yapılarının etkisini tartışmaktır. Liberal yaklaşım ve Marksist yaklaşım eleştirel bir açıdan ele alınarak bu etki ortaya konulmaya calışılmıştır.
“Devletin amacı her zaman aynıdır; bireyi sınırlandırmak, emri altına almak, uysallaştırmak ve boyun eğdirmek” Max STIRNER.
Gerçekten devletin eli hemen her faaliyetin içindedir. Eğitim, iktisat, sağlık, koruma…
Friedrich Hegel, devleti ideal ve beşeri özgürlüğün ifadesi olarak görmüştür. Devlet; düzeni sağlayan, sosyal düzenin idamesinden sorumlu bir kurumdur ve liberal anlayışa göre var olması elzem bir kurumsal yapıdır. Ancak, devlet ne denli müdahaleci olursa o kadar toplumsal gerginliğin artacağı iddiası kuvvetlenmektedir. Bu, idarenin hatası olarak kabul edilebilirse, devlet ne kadar müdahaleden uzak durursa, birey o denli özgür olur ve özgürlük onları refaha kavuşturur. Bireysel refah için çalışan kişilerin toplumsal refahı benimseyip halkın refahını sağlamak için çalışması teşvik edilene kadar devletin müdahalesini meşru bir müdahale olarak düşünmek, liberal düşüncenin önem verdiği bir durumdur. Bu durumda devlet bir hakem veya bilirkişi görevini (Plüralist Devlet) üstlenmektedir.
Öyleyse devlet ne denli müdahaleden uzaksa o denli iyi devlet konumundadır. Bu durumda devlet iyi olarak, içeride üstlendiği iyiliği, dışarıda uyguladığı politikalara da uygulayabilir. Bunun özgürlükle bağlantısı halkın refahı ile mi sınırlıdır, tartışmaya müsaittir.
Kavramlar üzerinden bir değerlendirme yapılacaksa, devlet gayri şahsi bir otorite icra etmektedir. “Devlet, belirli bir sınır halinde egemen bir hükümet yetkisi tesis eden bir dizi daimi kurum aracılığıyla otorite uygulayan bir siyasi birliktir”. Devletin amacı doğal hakları koruyup halkın özgürlüğüne ortam sağlamak iken, toplumu tehdit eden bir hale de bürünebilir. O nedenle iktidarın yaygın ve eşit şekilde kurumlar arasında dağıtılmasıyla ortaya çıkan demokratik devletler hem toplumu gelişmiş olması nedeniyle hem de elindeki yönetim gücünü kurumlar arasında paylaşmış olması nedeniyle kontrollü bir devlet haline bürünecek ve dış politikasında da kontrol sahibi olacaktır. Böylece demokratik özgürlükçü devletler savaşmaktan kaçınacaklardır. Çünkü kendi refahından vazgeçmeyecektir. Devleti tarafsız bir bilirkişi olarak gören liberal yaklaşıma alternatif olarak Marksist görüş genel itibariyle devletin sınıf baskısına bir araç olduğunu ileri sürer. Kapitalizmden komünizme geçişte devlet proleterya tarafından yapıcı olarak kullanılabilir. Proleteryanın diktatörlüğü burjuvaziyi mülksüzleştirirken onun karşı devrim yapmasını da engelleyecektir. Bununla birlikte devlet, yine de sürdürülebilen bir yapı olmamalıydı. Sınıf çatışması sona erdiğinde devlet silinip gidecekti. Bu durumda devletin silinip yok olması bir savaş ortamını da ihtimaller arasından kalkacağı anlamına gelmekte idi. Sınıf sisteminin ilga edilmesi ile devlet varlık sebebini yitirmişti ve ortada bir devlet yoksa ve bu kapitalist bir devletse zaten savaş ortamına geri dönülmesi imkansızlaşacaktı. Çünkü kapitalist devlet sınıf mücadelesini sona erdirmeyi düşünmemektedir. Bu, kapitalist devletin savaş çıkarması için önemli bir sebebidir. Oysa Waltz’ın örneğinde olduğu gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın sosyalist partisi başta olmak üzere, bir çok ülkedeki sosyalist sınıf kendi ülkesinin çıkarları için hükümet politikalarına destek vermek zorunda kalmıştı. Her ne kadar ikinci enternesyonal Birinci Dünya Savaşı’nın başlamaması için sosyalist partileri bir araya getirip konferanslar düzenlemiş olsa da bu girişimler savaşın başlamasıyla sonuçsuz kalmış ve başarısızlık nedeniyle dağılmıştır.
Devletlerin savaşa başvurmalarının sebebi liberaller açısından komünist devletin varlığı iken, komünist devletler için ise kapitalist liberallerin varlığı olarak değerlendirilmiştir. Marksist görüşe göre devlet sadece bir sınıfın elinde idi ve bu böyle olacaksa tüm dünya barışı için proleteryanın inisiyatifinde olmalı idi. Liberallere göre ise Rusya gibi bir komünist devlet yüzünden (Birinci Dünya Savaşı sonrası için) dünya yeniden barış arayışı içindedir ve insanlık barış kaygısıyla hasta durumdadır. Ayrıca bu sadece Rusya böyle istiyor diye böyledir. Çünkü Marks’dan bir adım daha önde teoriyi revize etmeye karar veren Lenin “olumsuz görünen gerçeği değiştirmek için eğer kuvvet kullanmak gerekli ise bunu yapmaktan yanadır”. Diğer taraftan liberal İngiltere 1840’larda Güney Afrika sınırlarında olan Oranj ve Transvaal topraklarını Cape sömürgesine dahil ederken özgürlükten bahsediyor ve her bireyin kendi özgürlüğünü durabilmesi için az müdahaleci devletin varlığından dem vuruyordu.
Wilson self determinasyon hakkının halklara teslim edilmesini savunurken bugünkü Amerika’nın erime kâsesi içerisinde eriyemeyen halkları hesaba katmış mıydı? Waltz’ın bakış açısından yola çıkacak olursak, realistler uluslararası politikayı devletler arasında etkileşim olarak yorumlarken yanılgıya düşmüşlerdi. Liberaller ve Marksistler de. Oysa yapısal ve devletin kendinden kaynaklanan nedenler ele alınmalı ve uluslararası alanda devletlerin savaşa başvurmalarının yapısal nedenleri incelenmeliydi. Sebep, sonuç, amaç ve araç ayrı ayrı değerlendirme konusuydu. Klasik realist Morgenthau’ya göre güç peşinde koşan bir devlet adamı akılcı bir davranış sergilerken gücü amaç olarak görmekte idi. Waltz’a göre ise güç, bir amaçtan başka gerektiği zamanda başvurulacak bir araçtır ve amaç aslında güç değil güvenlik olmalıdır. Devletler, hükümet yapıları, ideolojileri açısından farklılık gösteriyor olsa da bazen benzer siyasal kararlar alabileceklerdir. İç politikada uygulamaları farklı ideolojik yapılarda olsa da uluslararası sistemin sınırlaması nedeniyle gösterilecek olan bu ortak davranışlar anlatıyor ki iç politika ile dış politika araçları birbirinden farklı işlemektedir. Sosyalist bir devlette demokratik ya da liberal bir devlette güvenlik söz konusu olduğuna saldırgan ya da savunmacı davranmak durumunda kalmaktadırlar.
Uluslararası sistemin anarşik yapısı buna el vermektedir. Hiyerarşik bir yapının olmaması ve merkezi bir otoritenin yokluğu devletlerin egemenliğiyle sonuçlanır ve sistemin anarşik yapısını doğurur. Hiçbir devlet birbiriyle sürekli bir hiyerarşik ilişki içinde değildir. Bu nedenle uluslararası yapı, devletin davranışını yumuşatır da her ne kadar devletlerin iç politikaları dış politikalarından farklı olsa da içerideki siyasal ideoloji dış politikada etkinliğini birebir göstermese de hem yapı hem devlet birbirini etkilemektedir. Daha farklı anlatımla yapının etkisi devlet üzerinde fazlaca hissedilebilir; ancak devlette yapıyı mutlaka etkiler. Militarist Almanya’nın saldırganlığı bu bağlamda revizyonistlerin hedefi olmuştur ve kötü olanın ortadan kaldırılması barışı getirecektir, şeklinde yorumlanması yapıyı etkileyen devlete örnek teşkil etmiştir. Bu durumda sistem devleti etkilerken sistem de devleti etkiler, demek doğru olacaktır. Kesin bir yargıyla iç politikanın dış politika üzerinde etkisi olmadığını söylemek doğru olmayacaktır. Hal böyle iken Waltz’ın neorealist varsayımıyla devletlerin sistem üzerindeki etkisi ve sistemin devlet yapıları üzerindeki etkisi geçerliliğini koruyor gibi görünmektedir. O halde devletler savaşa başvururken hem iç politikaları hem de sistemin etkisi ile hareket ederler.
Z.Deniz ALTINSOY
KAFKASSAM Uluslar arası Hukuk Uzmanı

KAYNAKÇA:

ARI Tayyar, Uluslararası İlişkiler Teorileri Çatışma Hegemonya İşbirliği, 8. Baskı, MKM Yayın, Bursa,
. ARMAOĞLU Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995, Alkım Yayınevi, 18 Basım, İstanbul, 2012,.
HEYWOOD Andrew, Siyaset, Liberte Yayınları, Şubat 2006, Ankara,.

WALTZ Kenneth N., İnsan, Devlet ve Savaş: Teorik Bir Analiz, Asil Yayın, Nisan 2009, Ankara,

Yorumlar