Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

FARKINDA MISINIZ?

Gündem 23 Haziran 2016
1.599

FARKINDA MISINIZ?
selamielaldı
Eğitim ve öğretimin en temel ögesi öğretmenle öğrencidir .Fiziksel koşullar ekonomik koşullar sonra gelmektedir doğuştan sahip olduğu ve yaşantıları yoluyla geliştirdiği özelliklerin bütünü öğretmenin kişiliğini oluşturur. Bu kişisel özelliklerden öğrencinin etkilenmemesi mümkün değildir. Nedir bu özellikler? Hoşgörü ve yardımseverlik, sevecenlik çağdaşlık, sabır, anlayış, öğretmekten keyif alma ,olgunluk, mantıklı, iletişime açık olma…
Yapılan araştırmalarda ideal öğretmen mesleğini seven önyargılı olmayan, çağdaş, dürüst, esprili, konusunda uzman, öğrencilerin bireysel farklılıklarını bilen ve bu duruma uygun davranabilen olarak tanımlanmıştır. Bütün bu özelliklerin yanında öğretmenin kişisel olarak zayıf yönleri olgunlaşmamış kişilik özellikleri olabilir. Ancak merkezde öğrenci olunca bu zayıf yönleri bir kenara bırakılarak en iyilerin bu mesleği yapması gerekmektedir.
Günümüzde öğretmenin iletişim becerilerinin yüksek olması en önemli öğretmenlik özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. Fiziksel görünümün o kadar da önemsenmediği dikkat çekmektedir. Öğrencilerin “düşünce yaşantılarına” etki eden öğretmen büyük bir sorumluluk altındadır. Hemen tüm eğitimcilerin bildiği bir hikaye vardır:
YEŞIL SAPLI KIRMIZI ÇIÇEK
Bir küçücük oğlancık, bir gün okula başlamış. Pek mi pek akıllıymış. Okulu da pek büyükmüş. Ama akıllı çocuk, sınıfına dışarıdan kestirme bir yol bulmuş. Buna çok sevinmiş. Artık okulu ona kocaman görünmüyormuş.
Bir zaman sonra, bir sabah öğretmen demiş ki; “Bugün resim yapacağız.” “Ne güzel!” demiş çocuk. Resim yapmasını pek severmiş. Her türlüsünü de yaparmış. Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler… Mum boyasını çıkarmış ve çizmeye başlamış.
Ama öğretmen “Durun!” demiş. “Henüz başlamayın.” Ve çocuk herkes hazır olana kadar beklemiş.
“Şimdi” demiş öğretmen, “Çiçek çizmesini öğreneceğiz.” “İyi” demiş çocuk. Çiçek çizmesini çok severmiş ve pek güzellerini yapmaya başlamış pembe, mavi, turuncu mum boyalarıyla… Ama öğretmen, “Durun” demiş, “size nasıl yapacağınızı göstereceğim.”
Yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizmiş. “İşte” demiş öğretmen, “Böyle çizeceksiniz. Şimdi başlayabilirsiniz.”
Küçük çocuk bir öğretmenin resmine bakmış, bir de kendininkine… Kendininkini daha bir sevmiş ama bunu söyleyememiş. Kâğıdı çevirip öğretmeninki gibi yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizmiş.
Bir başka gün küçük oğlancık, sınıfa çıkan kapıyı tek başına açmayı becerdiğinde, şöyle demiş öğretmen: “Bu gün çamurdan bir şey yapacağız.”
“İyi” demiş çocuk. Çamurla oynamayı pek severmiş. Her şeyi yapabilirmiş onunla. Yılanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar… Başlamış çamuru yoğurup sıkıştırmaya… Ama öğretmen “Durun, daha başlamayın!” demiş ve çocuk beklemiş hazır olmasını herkesin.
“Şimdi” demiş öğretmen, “Bir çanak yapacağız.” “Güzel” demiş çocuk. Çanak yapmasını da pek severmiş ve başlamış yapmaya boy boy, şekil şekil çanakları. Ama öğretmen “Durun!” demiş, “Size nasıl yapılacağını göstereceğim.” Ve de göstermiş herkese bir büyük çanağın nasıl yapılacağını.
“İşte” demiş öğretmen “Artık başlayabilirsiz.” Küçük çocuk bir öğretmenin çanağına bakmış, bir de kendininkine. Kendininkini daha çok sevmiş, ama bunu söyleyememiş. Toprağını yuvarlayıp yeniden yapmış öğretmeninki gibi derin bir çanak. Ve çok geçmeden küçük çocuk öğrenmiş beklemeyi, izlemeyi ve her şeyi öğretmen gibi yapmayı.
Ve çok geçmeden başlamış kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya.
Ama birdenbire küçük çocuk ve ailesi taşınıvermiş başka bir eve, başka bir şehre ve çocuk gitmiş başka bir okula… Bu okul daha da büyükmüş öbüründen. Kestirme yolu da yokmuş dışarıdan. Büyük basamakları çıkmak ve uzun koridorları geçmek gerekiyormuş sınıfa kadar. Ve daha ilk gün demiş ki öğretmen: “Şimdi resim yapacağız !” “Güzel” demiş çocuk ve beklemiş öğretmenin ne yapacağını söylemesini.
Ancak öğretmen bir şey söylemeden başlamış dolaşmaya. Küçük çocuğun yanına gelince sormuş: “Resim yapmak istemiyor musun?”
“İstiyorum” demiş çocuk. “Ne yapacağız?”
“Ne istersen” demiş öğretmen. “Herkes aynı resmi yaparsa ve aynı renkleri kullanırsa, kimin ne yaptığını ve neyin ne olduğunu nasıl anlarım ben?”
“Bilmem” demiş çocuk ve başlamış “yeşil saplı kırmızı çiçeği” çizmeye…
Helen Buckley

Sanki bu hikaye Türkiye’de uygulanan eğitim sistemini anlatıyor. Çoğu zaman çocukların yaratıcılıkları fark edilmiyor. Kendini fark ettirebilen şanslı grup ise çok az.
Evet, yaratıcılık doğuştan herkeste var.Ancak, bazılarımız bu yeteneği geliştirir, bazılarımız köreltir.Ya da toplum ve insanlar, bizim yaratıcılığımızı köreltir veya keskinleştirir.
Bunların üstüne, bizim seçmediğimiz, üstümüzde ödünç duran beğenmediğimiz kıyafetler veya kalıplar içine girmek zorunda kalmamız, tasvip etmediğimiz durumlara katlanmamız işimizi daha da zora sokar. Üstümüze çöken puslu hava renklerimizi öyle bir etkiliyor ki, tekdüze bir gri kalıyor sanki geriye.
Birbirimizin kişisel özgürlük alanlarını zorlamadan, yaptırımlar, dayatmalar olmadan, kendi alanımızda dilediğimizce yaşamak hepimizin en büyük isteği.
İşte öğretmenlik mesleği bu yüzden önemli.
SELAMİ ELALDI

Yorumlar