KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Erkan Avcı: Kazakistan’daki Olayların İç Dinamik, Bölgesel, Askeri ve Küresel Boyutları​

Erkan Avcı: Kazakistan’daki Olayların İç Dinamik, Bölgesel, Askeri ve Küresel Boyutları​

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 29 dk okuma süresi
156 0

İç Dinamikler

Kazakistan, çoğunlukla depolitize bir ülkedir. Böyle bir tecrübeye sahip değildi. Protestolar bir şeylerin sonucu, ama daha ziyade başka şeylerin tetikleyicisi olarak anlaşılacak ilerde. Şu an yorum yapabileceğimiz kısmı daha ziyade neden böyle bir öfke patlaması yaşandı konusu. Olaylar LPG gaz fiyatlarının artışıyla tetiklendi. Ama asıl önemli olan şey öncelikle protestolar niye ülkenin batısında başladığıdır. Öte yandan olaylar, nasıl ve niye bütün ülkeye bu kadar hızlı bir şekilde yayıldı?

Sorulara cevap vermeden önce Kazakistan’daki petrol ve doğal gaz sektörü ile ilgili bazı bilgiler vermek gerekiyor. Öncelikle ülkedeki bu sektörün kontrolü, eski devlet başkanı Nursultan Nazarbayev’in ailesine aittir. Nursultan’ın ortanca kızı Dinara Kulibayeva’nın kocası olan damat Timur Kulibayev “Kazenergy”nin yöneticisidir. Forbes’un 2021 yılındaki listesine göre damat, Kazakistan’ın en zengin 3. kişisi konumundadır. Nazarbayev’in kızı Dinara ise 4. sırada yer alıyor.

Nursultan’ın büyük kızı Dariga Nazarbayeva’nın “kocası” olan diğer damat Kayrat Şaripayev de “KazTransGas”ın yönetim kurulu başkanıdır. Kayrat ve Dariga’nın oğlu Aysultan, 2020’de Londra’da ölü bulunmuştu. Aysultan, kendi annesi ve babasının yolsuzlukları hakkında çok ciddi ithamlarda bulunmuştu. Aysultan, ölmeden önce Rusya ve Kazakistan arasındaki gaz ticaretinde dönen yolsuzluktan, ailenin bu yolsuzluktaki rolünden bahsetmişti. Ama bu ithamlardan sonra ölü bulunan Aysultan’ın, kalp krizinden öldüğü açıklanmıştı. Bu arada Dariga Nazarbayeva ile Kayrat Şaripayev arasında resmi hiçbir evlilik olmamasına rağmen herkes onları “karı-koca” olarak tanımlıyor. Şaripayev’in yükselmesinde de Dariga’nın rolü olduğu iddia ediliyor. Tüm bu durumlara bakıldığında bile protestoların sebebinin, sadece doğalgaza gelen %50 zam oranı olmadığı anlaşılıyor.

Şimdi yukarıda sorulan soruların cevaplarına gelecek olursak: Neden Batı Kazakistan? Zira burası, ülkenin her zaman en huzursuz, en hükümet karşıtı bölgesiydi. Bölge tek başına, Kazakistan’ın zenginliğinin önemli kısmını (petrol-gaz) yaratırken, halkı ise tam aksine ortalamanın altında yaşam koşullarına sahiptir. Yani bölgenin zenginliği, bölgeye hiçbir zaman dönmemiştir. Ancak bölgede büyük endüstriler bulunduğu için, her zaman işçiler arasında daha güçlü, sağlam bir dayanışma ve direnme geleneği var oldu. Bu yüzden başka bölgelerde pek görülmeyen işçi grevleri, eylemleri bu bölgeye yabancı değildir. Karl Marx da sosyalist devrimin ilk olarak İngiltere’de meydana geleceğini öngörüyordu. Çünkü Endsütri Devrimi’nin ilk başladığı ve kapitalizmin ilk doğduğu yer İngiltere’ydi. Yani sanayileşmiş bölgelerde her zaman için işçi ayaklanmaları baş göstermesi muhtemeldir. Özellikle de işçiler zor şartlarda çalışıyorsa… Yani ülkenin geri kalan kısmı büyük oranda depolitize iken bu bölgedeki büyük endüstrilerin işçileri her zaman en politize grubu oluşturdu.

Sorunlar aslında petrol üretiminin zirve yaptığı yıllara, yani Sovyet dönemine kadar gitmektedir. Bölge petrolünden maksimum düzeyde faydalanmak adına yerel halk, ikinci plana atılmış ve çoğunluğu Rus veya Kafkas olan işçiler ile uzmanlar buraya taşınmıştır. Büyük endüstri kararları da hep merkezden yani Moskova’dan alınmıştır. Sovyet sonrası dönemde ise bu bölgedeki petrol ve doğalgaz çıkarma işi büyük oranda Chevron gibi yabancı şirketlere verilmiştir. Ülke idarecilerinin kaynakları sömürmesine ek olarak, yabancı şirketlerin Kazakistan’ın kaynaklarını sömürmesi denkleme eklenmiştir. Bu sömürü düzeni öyle bir hal almıştır ki adeta endüstri devrimi döneminde vahşi kapitalizmin işçiler üzerinde uyguladığı sömürge politikalarına benzemekteydi. Bölgedeki petrol-gaz yataklarını ziyaret edenler, şantiyelerin nasıl toplama kampı gibi yapılar olduğunu ve insana nasıl bir distopik korku hissi verdiğini anlatabilirler size. Kazak işçiler bu şartlarda yaşarken, aksine yabancılar kat kat fazla para kazanmıştır. Zaman zaman Kazakistan’da Türk işçilere yönelik olarak düzenlenen saldırıları da bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Zira Türk ve Kazak işçiler arasında çok büyük miktarlarda maaş farkları ve çalışma şartları mevcuttur. İşte tüm bu ekonomik eşitsizlik ile sömürü altındaki Batı Kazakistan halkının ülkenin genelinden daha kopuk olması ve başka yerlerde görülmeyecek derecede yerel bir kimliğe sahip olması, bölgeyi hep merkezi otoriteye en çok direnen bölge yapmıştır.

Kültürel açıdan bakıldığında Kazaklarda boy sistemi olduğunu görmekteyiz. Tarihsel olarak Kazakistan’ın üç adet cüzden yani bölgeden oluştuğunu görürüz. Bunların nüfusu en az olanı, kişi (küçük) cüz büyük ölçüde Batı Kazakistan’da, diğer cüzlere nazaran görece daha kopuk yerleşmiştir. Ulu ve orta cüzler daha iç içe veya yakın bölgelerde yaşar. Ama tabii ki burada durumu sadece kültürel bağlama indirgemek yanlış olur. Bu sadece az da olsa bir etkendir. Zira bölgenin coğrafi olarak ülkenin gerisinden kopuk olması, kendine has bir kimlik geliştirmesinin temel sebebidir. Çünkü Kazakistan, genel olarak çok büyük topraklara sahiptir. Ama hiçbir bölgesi, Batı Kazakistan kadar kopuk değildir.

Kısaca, bu nedenlerden ötürü Janaözen’de başlayıp bütün Batı Kazakistan’a yayılan protestolar çok da şaşırtıcı değildir. Sovyet sonrası dönemde Kazakistan’daki en kanlı olaylardan biri zaten 2011 aralığında buradaki gösterici işçilere ateş açarak bastırmasıdır. 2016 yılında da benzer bir olay daha yaşanmıştır. Ama bu defa olayları farklı kılan unsur, ülkenin her tarafından bir anda Janaözen’e destek gelmesidir. Zira Kazakistan’dan bu kadar kopuk olan bir bölgeye diğer bölgelerden hızlı bir şekilde destek gelmesi, olayların seyrinin geçmişten ne kadar farklı olduğunu göstermektedir. Son yıllarda özellikle seçimler ertesinde Almatı gibi büyük şehirlerde protestolar yapılıyordu. Ancak bunlar, Janaözen’deki işçi protestolarından daha naif kalmaktaydı. Batı Kazakistan’daki protestolar, daha şehirli ve orta sınıflar tarafından başlatılmıştır. Bu protestolar arasında liberal ve feminist gruplar ortaya çıkmıştır. Toplumun politizasyonuna bir katkı yapmıştır. Ancak protesto gösterileri, çok hızlı bir şekilde sosyal sorunlardan milliyetçi sloganlara dönüşmüştür. Polis de çok sert bir şekilde müdahale etmiştir. Polisin bu tepkisi önemli bir noktadır. Zira çok da ciddi olmayan başlangıçtaki protestolara, çok acemice ve çok açık bir şekilde sert müdahale etmiştir. Bu müdahaleler, tabii ki özellikle de gençler arasında rahatsızlıkları arttırmıştır. Tabii ki bu rahatsızlıklar da kaçak muhalif Muhtar Ablyazov gibi isimler tarafından kolay manipüle edilebildi.

Sonuç olarak burada ana problem, ülkedeki yolsuzluğun boyutlarıdır. Nazarbayev’e karşı yıllar içinde birikmiş büyük bir öfke vardı ülkede. Dışarıdan bakıldığında tüm Kazaklar, Nursultan Nazarbayev’i çok sevip sayıyor gibi görünse de ülkede önemli bir kesimde büyüdükçe büyüyen ve geniş kesimlere yayılan bir muhalif öfke mevcuttu. Bunu özellikle de 2010’lu yıllardan itibaren gözlemleyebilmekteyiz. Geçen yıllar içinde de öfke, her gün artmıştır. Bizzat Nursultan Nazarbayev’in kendi aile üyelerinin, Avrupa’da yüzlerce milyon dolar değerinde evler alması gibi konular artık herkesin bildiği durumlardı. Ama ülkede diktatoryal bir rejim olduğu için temsili de olsa var olan muhalif kanallar bile bastırılmış ve tek seslilik hakim kılınmıştır. Neticede yönetimle halk arasında işleyen bir kanal kalmamış ve dolayısıyla da halkın öfkesi burada patlama noktasına gelmiştir. Aslında bu patlamadan önce bazı işaretleri vardı. Mesela muhalif müzik grubu İrina Kayratovna’nın şarkıları, nüfusu az bir ülke için sosyal medyada çok yüksek izlenme/dinlenme sayılarına ulaşmıştı. Daha 19 Aralık 2021’de Youtube’a yüklenen “Otızdan Asıp Baramın” adlı film, Ocak 2022 yılı itibariyle 7 milyon izlenme sayısına yaklaşmıştır. Bu rakamlar, Kazakistan gibi bir ülke için görülmemiş bir politizasyon ve rahatsızlığın işaretleridir.

Kazakistan’daki olaylar ile Belarus’ta yaşananlar arasında karşılaştırma sıklıkla yapılmaktadır. Ancak Kazakistan’a baktığımızda, görülmesi gereken önemli bir fark vardır. O da Kazakistan’ın hep otoriter olması ama aynı zamanda kapalı bir ülke olmamasıdır. Kazakistan, hep dışa açık bir ülke olmuştur. Hem Batı hem de Doğu ülkeleriyle ilişkiye giren, işbirliği yapan bir ülke olmuştur. Suriye meselesinde bile arabuluculuk rolü üstlenerek Astana barış görüşmeleri sürecine ev sahipliği yapmıştır. Yani Belarus ve Türkmenistan gibi dünyaya kapalı bir halktan bahsetmiyoruz. Kazakistan, rejimin iktidarda kalmak için öldüreceği ve işkence yapacağı Belarus değil, hükümetin bir anda dağıldığı Kırgızistan değil, sivil toplumun güçlü olduğu Ukrayna değil. Muhtemelen ülkenin aynı anda hem daha fazla otoriterliğe gitmesi hem de dünyaya açık olması, aslında otoriterliğin sürdürülmesi açısından çok önemli bir yapısal çelişki doğurmuştur. Tam şu anda kendi dönüşümünü yaşamaktadır. Yeni bir ülke olmak için kalıcı Sovyet miraslarından acı bir şekilde kopmaya çalışmaktadır. Kazakistan, ne olacak? Durgunluğa değer veren yeni bir otokrasi mi? Yoksa belirsizliği kucaklayan daha açık bir siyasi sistem mi? Bunu zaman gösterecek. Ama Sovyet sisteminden çıkmaya çalışan her ülke bu süreçlerden geçecektir. Artık adından “Sovyet sonrası” ibaresini çıkarma yoluna girmiş bir ülkedir Kazakistan. Hatta bir dönem ülkenin adının Kazak Eli olarak değiştirilmesi bile gündeme gelmişti. Zira “-stan” ülkeleri arasından sıyrılıp modern dünyaya açılmak istiyordu. O konuda adım atılmamış olsa da başka alanlarda Kazakistan, modernleşme yolunda ilerlemektedir. Bu gösteriler de modernleşme sancılarıdır. Zira modernleşme, otoriter rejimlere asla tahammül göstermez. Halkın taleplerine bakıldığında da bu görülmektedir. Halk çok açık bir şekilde sosyal, ekonomik ve siyasi reformlar istemektedir. Ancak bu talepler açık ve güçlü bir siyasi dile dökülebilecek mi, buradan siyasi bir irade çıkabilecek mi henüz belli değildir. Şu an öfke patlamasının ötesi belirsiz.

Kazakistan’ın diğer bir sorunu da ülkede Kazak milliyetçiliğinden başka hiçbir siyasi söylemin var olmamasıdır. Yani öfke patlamasının çıkış noktası, hep siyasi ve ekonomik reformlar yönündedir. Ama bunun şovenist bir dalgaya çok kolay bir şekilde döndürülmesi de mümkündür. Ülkede halkın talepleri bir ajandaya dönüştürecek olan sol bir siyaset yoktur. Liberal ve feminist sesler ise çok iyimser olsalar da kendi rollerini ve güçlerini fazla önemsemektedir. Bunlara bakılarak protestoların, milliyetçilikle çok da alakası olmadığı görülebilir. Ama nihayetinde yönelinebilecek tek siyasi söylem, Kazak milliyetçiliği ve hatta açıkça şovenizmidir. Ancak bu gösteriler yeni şeylerin bir sebebi olacak. O yüzden inşallah bu durum değişir ve yeni yaklaşımlar, siyasi hareketler görürüz. Yoksa hazır kitlelerin böylesi bir şiddet tecrübesi de oluşmuşken Uygur, Dungan, Çeçen, Türk, Kürt gibi azınlıkların köylerinin, mahallerinin yakıldığını da görebiliriz yakın zamanda. Orta vadede azınlıkların Kazakistan’ı daha fazla terk edeceğini öngörmek zor değil.

Bölgesel Politikalar

Kazakistan, Orta Asya’daki Rus-Çin ilişkisinin ilk büyük sınavıdır. Ama tabii ki anlaşmazlık beklenmiyor. Buradaki tek soru, Kazakistan üzerindeki Rus-Çin işbirliğinin seviyesi ile ilgilidir. Putin, Xi Jinping’i koordine etmek için çoktan aramış olabilir.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev ise Kazakistan’daki kitlesel protestoları bastırmak için önce doğalgaza yapılan zamları geri aldı. Ama protestolar durmadı. Konu başbakanın görevden alınmasına kadar gitti ama yine de sular durulmadı. Bu defa Tokayev de Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden (KGAÖ) yardım istemiştir. Rusya ve Belarus, Kazakistan hükümetinin protestoculara baskı yapmasına yardımcı olmak için güvenlik güçleri gönderiyor. Rusya liderliğindeki güvenlik bloğu KGAÖ, Cumhurbaşkanı Tokayev’in “yabancı eğitimli terörist çetelerin” “Kazakistan’a yönelik bir saldırı ve saldırganlık eylemi” olarak nitelendirdiği protestoları bastırmak için müttefiklerine yardım çağrısında bulunmasının ardından Kazakistan’a “barış gücü askerleri” gönderecek.

KGAÖ, Karabağ savaşı sırasında Azerbaycan’ın Ermenistan’daki hedefleri vurmasına rağmen (sadece güvenlik garantilerinin uzanmadığı Karabağ’da değil) Ermenistan’ın yardımına gelmedi. Ve Rusya ve Beyaz Rusya Bakü’yü silahlandırdı; ancak Rusya sonunda müdahale etmekle tehdit etti. Geçmişte Kırgızistan ve Ermenistan’dan gelen benzer talepleri reddeden KGAÖ, bir müttefiki desteklemek için askeri güç konuşlandırmayı ilk kez kabul etti. Kazakistan’da kararın neden hemen verildiği belli değil. Ermenistan başbakanı, KGAÖ’nun Kazakistan’a barış gücü göndermeye karar verdiğini duyurdu. Durum stabilize olana kadar kalacaklar. Aynı zamanda bir KGAÖ üyesi olan Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı, “komşu ülkenin mevcut durumu kendi başına ve dış müdahale olmaksızın çözebileceğine olan güvenini ifade eden” bir bildiri yayınladı.

Rus liderliğindeki bir KGAÖ müdahalesinin etkisi, Kazak güvenlik güçlerine rejimi aktif olarak desteklemeleri gerektiği sinyalini vermesidir, çünkü rejim Moskova’dan maddi desteğe sahiptir ve mevcut takviyelerin bulunduğuna dair beklentiler oluşturmaktadır. Kazakistan halkını desteklemeye karar veren kişiler Moskova’da gözaltında tutuluyor. Basında çıkan haberlere göre, güvenlik güçlerine dayanışma gösterecek ve Kazakistan’ın bayraklarını veya diğer sembollerini taşıyan herkesi durdurma emri verildi. KGAÖ barış gücü askerlerinin konuşlandırılmasının, Kazakistan’daki havaalanlarını kontrol etmek ve işletmek için birimler göndermek anlamına gelebileceğini unutmayalım. Açıkça gerekirse ötesine konuşlandırılabilirler, ancak bunu henüz varsaymamalıyız.

Kazakistan’da her şey protestocuların tırmanmaya ne kadar hazır olduğu gerçeğine bağlı olacak. Hiçbir kişiselci otoriter rejim “barışçıl protesto” ile mağlup edilemez. Belarus ve Bolotnaya protestolarıyla Rusya bunu kanıtlamaktadır. Sadece grup rejimleri olabilir. Bu nedenle Belarus muhalefetinin hareketleri, barışçıl protestoların ardından sona ermiştir. Lukashenka, protestolar tarafından kişisel olarak tehdit edildiğini hissetmiş ve bu nedenle sert bir şekilde karşılık vermiştir. Nursultan Nazarbayev, Belarus’taki bu protesto gösterileri için şu yorumu yapmıştır: “Belarus’taki “barışçıl protestoları” memnuniyetle karşılamak ve her şeyden önce Tsikhanouska’yı meşru bir başkan olarak tanımamak, Batı’nın yaptığı BÜYÜK bir hataydı.” Ama Nazarbayev’in hesap edemediği şey, okların bir gün kendisine de döneceğiydi. Nitekim şimdi Batı’dan çok daha fazla sorumluluk, Kazakistan’a bağlı olacak. Zira Rusya, “uzmanlarını” Kazakistan’a gönderecek ve sert protestoları şiddetle bastırmaya çağıracak. Nitekim mevcut Başkan Jomart Tokayev, göstericilere sert müdahale edileceğini de açıklamış bulunmaktadır. Putin, Yanukoviç’ten (başarısız) ve Lukashenka’dan (başarılı) şiddet uygulamasını istediği gibi Nazarbayev’den de protestocular üzerindeki tüm şiddeti serbest bırakmasını isteyecek. Ancak Kazakistan’da büyük bir oyuncu olarak Çin de var. Çin’in Kazakistan’daki devasa yatırımları ve işbirliği anlaşmaları tehdit altında kalırsa, Rusya ile rekabete tutuşmaktan geri durmayacaktır. O yüzden Rusya ve Çin’in Kazakistan üzerinde anlaşması önem arz etmektedir.

Askeri Stratejiler

Rusya normalde Kazakistan’a askeri güç konuşlandıracak olsaydı, biz şimdi neredeyse tamamen Ukrayna ve Belarus yakınlarında konuşlanmış olan Merkezi Askeri Bölge’nin Urallar ve Sibirya’da üstlenmiş 41. Birleşik Silahlı Ordusu’ndan birlikleri görmeyi beklerdik. Ama Rusya’nın hala gerektiğinde konuşlandırabileceği çok sayıda birimi var. Ancak Kazakistan’daki durum bu kadar belirsizken Rusya, şu anda Ukrayna ile bir çatışma başlatmak istemeyecektir. Savaşlar doğası gereği tahmin edilemezdir. Dolayısıyla Rusya’nın durumu, daha da karmaşık hale gelmiştir.

Normalde Rusya, Ukrayna ile bir tırmanışa oldukça iyi hazırlanmış durumdaydı. Ekonomisi, rekor düzeyde yüksek döviz rezervleriyle şu anda oldukça güçlü durumdadır. Rusya’nın muhalefetini hapse atma veya baltalama çabaları göz önüne alındığında, Rusya’da kitlesel protestoların gerçekleşmesi pek olası değildi. Ama Kazakistan meselesi, bunu değiştirebilir. Kazakistan’da durum değişirken Rusya’nın Hazar Filosu’ndan Karadeniz’e daha fazla gemi konuşlandıracağından şüpheliyim. İlkbaharda çok daha fazla gemi konuşlandırdılar. Ve Rusya, olası Kazakistan senaryoları için donanmasının daha fazlasını kullanılabilir durumda tutmak isteyecektir.

Kazakistan’daki bir operasyonda kullanılması beklenen bazı özel birimler arasında, her ikisi de Ukrayna yakınlarında konuşlandırılmış olan 55. Dağ Motorlu Tüfek Tugayı ve 15. Barış Gücü Motorlu Tüfek Tugayı yer almaktadır. Her iki birim de genellikle KGAÖ tatbikatlarında yer alır.

Taliban’ın Afganistan’daki zaferinin arka planında Rusya, bu yaz ve sonbaharda, özellikle Orta Asyalı üyelerle birlikte birkaç KGAÖ tatbikatı gerçekleştirmiştir. Bu nedenle, KGAÖ’nün hızlı tepki kuvvetleri, yanıt vermeye normalden daha iyi hazırlanmalıdır.

Bu arada Şanghay İşbirliği Örgütü ve Çin’in de bunda nasıl bir rol oynadığını görmek ilginç olacaktır. Rusya, Çin için böyle bir güvenlik rolünü memnuniyetle karşılayacak mı? Çin böyle bir rol üstlenmek istiyor mu? Bunun çoğunlukla KGAÖ/Rusya liderliğinde olacağını, ancak izlenecek bir şey olacağını düşünüyorum. Bir hatırlatma olarak, Rus VDV birimleri, diğer KGAÖ üyeleri de dahil olmak üzere, genellikle barışı koruma tatbikatlarına (bu durumda, 31. Hava Taarruz Tugayı) katılır. BMD-4M IFV’lerinde barışı koruma işaretlerini boyama dahil olmak üzere…

Rusya’nın Ren TV kanalı, VDV’nin 76. Hava Taarruz Tümeni’nin spetsnaz bölüğü ile VDV’nin seçkin 45. GRU/GU Spetsnaz tugaylarının da uyarıldığı bildirdi.. Ayrıca Il-76 ve An-124 nakliye uçaklarının, Pskov’dan biri de dahil olmak üzere Moskova’ya yöneldiğini de bildiriyor. Özellikle, VDV’nin 45. Spetsnaz Tugayı, Moskova’nın hemen dışında SSO’nun Kubinka-2 SMU’sunun yanında yer almaktadır.

Bu arada Ekho Moskvy’nin baş editörü, Dışişleri Bakanlığı’ndaki (net olmayan) bir kaynağa atıfta bulunarak, eski Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in “tıbbi tedavi görmek için Kazakistan’ı terk etmeye hazır olduğunu” söyledi. Öte yandan elit kesim de Kazakistan’dan ayrılıyor. KazTAG’ın kaynağına göre, Almatı’dan 5-6 iş jeti havalandı. Astana’dan bir adet FlyJet uçağı var. Hepsi Avrupa yönüne doğru rotası belirlenmiş durumda.

Küresel Rekabet: Büyük Satranç Tahtası

SSCB sonrasında Asya’da oluşan güç boşluğunu, ABD doldurmak istedi. Baba ve oğul Bush’lar da bu minvalde politika izledi. Öncesinde düşman Sovyetler Birliği idi. Sonra boşluk oluştu. Putin’in iktidara gelmesiyle de yeni düşman, Rusya oldu. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD’nin Afganistan’a yerleşmesi de 1948’den beri Sovyetleri çevreleme politikasının bir devamıydı. Nitekim 2001’den bugüne dek geçen zaman içerisinde Orta Asya, Kafkaslar ve Ukrayna’da renkli devrimlerle Rusya, çevrelenmeye devam etti. Burada dikkat çeken husus şu ki Batı’nın tarzı mecazi de olsa bir bahar havasıyla halkı galeyana getirmektir. Rusya’nın tarzı ise doğrudan müdahale yöntemiyle ya bizzat ya da nüfuz ettiği ülkelerin yönetimleri aracılığıyla gösterilere karşı şiddetle karşılık verme şeklindedir. O yüzden Kazakistan’daki olayların ortaya çıkış sebebi olarak Rusya’yı göstermek yanlıştır.

Barack Obama döneminde de düşman Rusya olarak devam etti. ABD yönetiminde demokratlar için düşman hep Rusya olmuştur. Ama Donald Trump döneminde yeni düşman Çin olmuştur. Bu yüzden ticaret savaşları başlamış ve Rusya’ya karşı düşmanlık, ikinci plana atılmıştır. Joe Biden öncülüğündeki demokratlar ABD’de iktidara gelince de esas düşman yine Rusya olmuştur. Çin ikincil konuma geçmiştir. Rusya’nın Tass Haber Ajansı veya Russia Today kanalı de Kazakistan protestolarını ABD ve AB’nin yönettiğini ve finanse ettiğini bildirerek bu durumu onaylamıştır. Rusya da Orta Doğu, Orta Asya, Ukrayna gibi yerlerde Batı’nın bu çevreleme politikalarına karşı yanıt vermeye çalışmıştır. Ukrayna’da desteklediği Yanukoviç’i kaybetmiş ama Kırım’ı almıştır. Gürcistan’da Şevardnadze’yi kaybetmiştir ama Güney Osetya’yı almıştır. Belarus’ta ise Lukaşenka’yı kaybetmedi. Ama bugün Belarus’ta ülkeyi Rusya’ya bağlama konusu tartışılmaktadır. İşte Kazakistan da bu rekabet alanlarından biridir. Zaten halihazırda Kazakistan’ın kuzey bölgesi yoğun Rus nüfusuna sahipken tehdit altında yer alıyor. Vuku bulan bu olaylar, Rusya’nın aleyhine neticelenirse, bu de Kazakistan’ın da bir parçasını Rusya’ya kaptırmak olası görünmektedir.

Halihazırdaki bu sürece baktığımızda Putin Batı’nın bu çevreleme politikasına karşı doğalgaz fiyatlarını manipüle etmiş ve çok büyük bir seviyeye çıkmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla da Avrasya Ekonomik Birliği kurucu üyesi olan Kazakistan’da da doğalgaz fiyatları aşırı yükselmiştir. Bu da kitlesel protestolara, Nursultan Nazarbayev ve Rusya karşıtı sloganlara yol açmıştır. İşte bu süreçte Rusya, Kazakistan’daki vasalını kaybetmek üzeredir. Vasal dedim, çünkü Nursultan Nazarbayev, Rusya’dan kopma planları yapıyor görünürken bizzat öncülüğünü üstlendiği Avrasya Ekonomik Birliği kapsamında Gümrük Birliği’ni Putin ile birlikte hayata geçirmiştir. İşte bu protestolar da siyasi analist Vladimir Lepekhin’e göre ülkeyi Rusya’dan ve Avrasya Ekonomik Birliği’nden koparmak için sadece bir bahane olarak arz ediyor. Protestolar, Rusya’nın başarılı enerji şantajı nedeniyle Kazakistan’da yüksek doğalgaz fiyatları nedeniyle başladı ama saldırgan Rusya’yı güçlendiren Kuzey Akım 2 projesinin, Putin rejimine bu şekilde yönelmesi ironik olmuştur. Rusya Dışişleri Bakanlığı, SVR veya FSB’den hiç kimse Kazakistan’da protestonun geldiğini görmediyse, o zaman Rusya’nın dış politika kuruluşu NATO’ya karşı takıntılı bir kızgınlık içinde o kadar boğulmuştur ki, Rusya’nın stratejik konumunu etkileyecek diğer baskıları artık tahmin edemez hale gelmiştir.

Kısaca ön bahçesi Ukrayna’ya saldırmak isteyen Rusya’nın arka bahçesi Kazakistan’da yangın çıkmaktadır.

Erkan Avcı Kafkassam

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.