KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. İran
  4. »
  5. Emir Tahiri: İran ve onun kültürel savaşı

Emir Tahiri: İran ve onun kültürel savaşı

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 10 dk okuma süresi
209 0
Bunun, devlet televizyonunun her yıl sunduğu onlarca yayının rutin bir tekrarı olması bekleniyordu. Kullanılan formül basittir: Özenle seçilmiş bir katılımcı kitlesiyle dolu bir tören salonunda “Allahuekber, Yüce Rehber’e selam!” sloganları yükselir. Sonra asker ve din adamlarından oluşan maiyetiyle birlikte “Yüce Rehber” girer ve en 10 metrelik bir mesafeden aşağıdaki kalabalığı görebileceği yüksek bir platform üzerindeki yüksek bir sandalyeye oturur.

Kameralar dönerken “Yüce Rehber”, Amerikalı “büyük şeytanı” aşağılama ve “Siyonist varlığı” ortadan kaldırmaya dair sözlerini tekrarlar. Katılımcı genç erkekleri de öteki dünyada cennetteki emin bir yere giden en kestirme yol olarak şehitliğe hazırlanmaya çağırır. Törenin sonunda herkes, “Yüce Rehber’e selam” diye bağırırken “Yüce Rehber” yüzünde zafer tebessümüyle sahneden ayrılır.

Gelgelelim geçen hafta, 34 yıllık o televizyon dizisinin o kısmı senaryoya uygun olmadı. Başta güvenliğin esas unsuru olan Besic Birliği’ndeki genç askerlerden oluşan kalabalık, “Rehber”in gelişini beklemekte isteksiz görünüyordu. Daha kötüsü, onun varlığından duydukları şiddetli sevinci ifade etme konusunda da isteksizlerdi.

Ki en kötüsü henüz gelmemişti.

“Yüce Rehber” insanlarla istişareye karşı delilini referandum üzerinden sunduğunda katılımcılar arasındaki bazı gençler alay etmeye başladı. Rehber, bariz bir şekilde şaşırmıştı ve “Kafalarımızı birbirine vurmamalıyız” dedi. Daha sonra bastırılmış bir şekilde de olsa alay etmeler peş peşe devam edince oturumun sona erdiği duyuruldu ve Rehber, alelacele çıkış kapısına yöneldi.

Canlı olarak yayınlanan bu şaşırtıcı sahne, daha sonra resmi internet sayfalarından kaldırıldı. Ama yeni nesil İranlılar ile Ayetullah Ali Hamaney liderliğindeki şeyhler yönetimi arasındaki çatışmanın yeni aşaması gözler önüne serilmişti.

87 milyon nüfusa sahip İran nüfusunun 50 milyondan fazlası, 1979 yılında mollalar iktidarı ele geçirdiğinde henüz doğmamıştı. Ve tamamen başka bir gezegene olmasa da başka bir çağa mensup gibi görünen yaşlı mollaların hayal ettiği bir dünyada kendini yabancı hisseden 10 milyonluk bir çocuk ve ergen kitlesi de var.

İran’daki siber dünyanın şaşırtıcı genişlemesinin belirleyici iki etkisi oldu: hükümetin bilgi kaynakları üzerindeki tekelini sona erdirmek ve tamamen farklı bir zaman boyutunda yaşıyor gibi görünen dış dünyaya bir pencere açmak. Bu iki gerçeklik de, bir süredir ideolojik körelmeye maruz kaldıktan sonra iyileştirme için herhangi bir mekanizma geliştiremeyen bir rejime karşı çalışıyor.

Bugün resmi televizyonu İranlıların yüzde 20’sinden az kişi izlerken Britanya ve ABD’den yayın yapan yabancı televizyon kanalları, ülkenin neredeyse her noktasında seyirci kitlesine sahip. İnternet ağını kapatmak için tekrarlanan çabalara rağmen yurtdışında Farsça yayın yapan televizyon kanalları, soru-cevap programlarında bile bir milyonun üzerinde seyirci kitlesi olduğunu iddia ediyor. Halbuki İranlılar, şikâyetlerini canlı televizyon yayınında dile getirmek için telefon faturalarına bir servet harcıyor.

Ancak hepsi bu kadar değil. Siber dünyaya erişim sayesinde etki sahibi (influencer) bazı İranlılar, büyük kalabalıkları etkisi altına almayı başardı. Twitter ya da Instagram hesabı olan genç kızlar, “Yüce Rehber”in maliyetli resmi basın organları aracılığıyla ulaştığından daha fazla insana ulaşıyor.

Popüler müzisyenler, maaşlarını hükümetin ödediği vaizler ya da dinî metinleri okuyan resmî okuyuculardan çok daha büyük bir kitleyi cezbediyor. Pop müzik yıldızı genç Şervin Hacıpur’un basit bir şarkısı, İmam Humeyni’yi öven 44 yıllık ulusal ezgiyi gölgede bırakarak alternatif bir milli marşa dönüştü. Meşhur şair ve besteci Şahin Necefi, yakın zamanda birkaç hafta içerisinde bir milyondan fazla sattı.

İran’ın siber dünyadaki yeni imajı, gerçek hayatta yankı buluyor. Mart ayındaki son İran yeni yıl bayramında Ahameniş İmparatorluğu’nun başkenti Persepolis ve Büyük Kiros’un mezarının yer aldığı Pasargad gibi İran’ın tarihî mekânları, ülke genelinde en çok ziyaret edilen yerler listesinin başında yer aldı. Rehberlik ve Turizm Bakanlığı’nın açıkladığı resmi rakamlara göre Sadi ve Hafız gibi şairlerin türbeleri, Meşhed şehrindeki Sekizinci İmam türbesine kıyasla daha fazla ziyaretçiyi kendine çekti.

Genç İranlıların dünya modasına uygun en yeni kıyafetleri giyerek sosyal medyada yayınlamak için özçekim (selfie) yapmaları da başka bir yenilik. Bu özetle şunu gösteriyor: Çoğunluğu olmasa da birçok genç İranlı, rejimin yaklaşık 40 yıldır kendisine dayatmaya çalıştığı tek taraflı “İslami” yaşam tarzını reddediyor. Geçenlerde küçük bir sahil kasabasından genç bir kız canlı bir televizyon programında şöyle dedi: “Biz 21’inci yüzyılda yaşıyoruz. Tek istediğimiz, ne giyeceğimize, hayatımızı kimseye zarar vermeden nasıl yaşayacağımıza bizzat karar vermek.”

Uluslararası medya, şu an İran toplumunda yaşanan gerilimi “hicab” adıyla bilinen ve resmî olarak dayatılan başörtüsüne karşı bir halk hareketi olarak tasvir etti. Ancak daha dikkatli bakıldığında bundan çok daha fazlasının yolda olduğu görülür. Başörtüsünü çıkaran kadın sayısı her geçen gün artarken mollalar bu konuda ne yapacaklarını şaşırmış durumda.

Yaklaşık 6 ay önce protestolar başladığından bu yana resmî rakamlara göre en az 600 vatandaş güvenlik güçleri tarafından öldürüldü ve 22 bin kişi rejim tarafından tutuklandı.

Bu, Humeynici teorisyenler tarafından desteklenen tek dünya görüşü ile cesur “İran milliyetçilerinin” savunduğu başka bir görüş arasında süregelen bir kültür savaşıdır.

Humeynicilere göre İran, vazifesi “hakiki mesajı” dünyanın her bir köşesine yaymak olan küresel bir varlığın parçasından başka bir şey değil. Humeyniciliğin önde gelen teorisyenlerinden biri olan Dr. Hasan Abbasi, nam-ı diğer “İslam’ın Kissinger’ı”, İran’ın belirgin kaderinin Beyaz Saray’ı bir Hüseyniyeye (Şiilerin törensel matem alanı) dönüştürüp küresel Amerikan egemenliğine son vermek olduğunu söylüyor. İslami Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de “Tel Aviv’i yakıp Hayfa’yı yeryüzünden silmekten” bahsediyor.

Genç İranlılara göre ise İran, karmaşık kimliğinin İslami parçasının ötesinde hakiki bir gerçekliği oluşturuyor; İran bir “bütün” iken Humeyni versiyonundaki İslam, bu bütünde yalnızca bir “parça”.

Son otuz yılda yapılan bir dizi ankete göre “büyük şeytan” Amerika, İran’da Fransa ve Almanya’dan daha popüler.

Birdenbire İran’a ait olan her şey, yoğun bir ilgiye mazhar oldu. Geleneksel metinler, önceden bunları okurken nadiren görülen okuyuculara ulaştırılmak üzere harfi harfine yeniden yazılıyor. Mimari, müzik, sanat ve hatta geleneksel yemek pişirme yöntemleri, canlanan İran kimliğinin unsurları olarak yeniden varlık gösteriyor.

Humeynici mollalar ile yeni nesil İranlılar arasındaki mevcut çekişme bize Almanya’nın 19’uncu yüzyılda yaşadığı kültür savaşını (Kulturkampf) hatırlatıyor. Almanya tecrübesindeki niyet, Katolik Kilisesinin iletişimi ve duygu düşünce alışverişini sadece Hıristiyanlık üzerinden sağladığı bir ortamda Alman kimliğini muhafaza etmek için “öze dönüşü” gerçekleştirmekti.

Almanlar, bu savaşta muzaffer oldu. Bakalım, İranlılar İran’daki kültür savaşlarını kazanacak mı kazanamayacak mı?

İranlı gazeteci-yazar

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir