KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Emir Tahiri: İçinde Rus bıçağı olan yaralar

Emir Tahiri: İçinde Rus bıçağı olan yaralar

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 9 dk okuma süresi
69 0

Beş yıllık “nefeslenme dönemi”, savaşan iki komşunun anlaşmazlıklarını çözecekleri ve etkili büyük komşularının yardımıyla kalıcı barışı tesis edecekleri bir süre olmalıydı.

Ancak, ilgili tüm taraflar için “iyi olan” haberden sadece aylar sonra, Ermenistan ve (eski Sovyet Cumhuriyeti) Azerbaycan, Kafkasya’daki sınır savaşını yeniden alevlendirdiler. Rus güçleri ise gözlerden uzak kaldı. Oysa Vladimir Putin, temsilcileri tarafından müzakere edilen ateşkesi “büyük bir başarı” olarak nitelendirmiş ve Rusya’nın – fırsat verilirse – Avrupa Birliği’nin iddia ettiği gibi sorun yaratan değil, barış yaratan bir ülke olabileceğinin bir göstergesi olduğunu belirtmişti.

Kafkasya’daki düello önemsiz, çok uzak ve daha geniş ölçüde dış dünyadan özel ilgi görmeye değmez görünebilir. Karabağ’daki küçük yerleşim bölgesi üzerindeki anlaşmazlık tuhaf görünüp özel ilgiyi hak etmeyebilir.

Rusya’nın “geçici çözümü”, Azerbaycan’ın yerleşim bölgesi üzerindeki kontrolünü reddederken, Ermeni kökenli nüfusunun işleyen devlet yapıları geliştirmesini engelliyor. Başka bir deyişle, yara açık kalırken Moskova saplamış olduğu bıçağı istediği zaman hareket ettirilebilir.

Aynı zamanda, “geçici çözüm”, Bakü ve Erivan’daki her iki rejimi de en az 5 yıl boyunca Rus gücüne bağımlı hale getirmişti. Ayrıca Türkiye’yi dışarıda tutuyor ve böylece Azerbaycan’ı güçlü bir bölgesel müttefikten mahrum bırakıyordu. Öte yandan, Ermenistan da, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki potansiyel sempatik güçlerden anlamlı bir destek almaya çalışma fırsatından mahrum ediliyordu. Moskova ise, İran İslam Cumhuriyeti ile sınırı kontrol ederek bölgedeki yeni askeri varlığından yararlanıyordu.

Kafkas bölgesindeki bu statüko -şimdi gördüğümüz gibi- Rusya’nın uluslararası arenadaki davranışı için bir model miydi? Evet cevabını destekleyecek birçok örnek verilebilir.

Ukrayna’da, Kırım’ın ilhakından sonra Putin, Donetsk’teki ayrılıkçılara verdiği desteğin dozu konusunda temkinliydi. Onların Ukrayna’yı tetikte ve sürekli endişe halinde tutacak kadar güçlü olmalarını istiyordu, ama aynı zamanda tam teşekküllü bir ayrılıkçı devlet tesis edecek kadar güçlü olmalarını da istemiyordu. Putin, Rusya kökenli ayrılıkçıları bir ölçüde destekleyerek Moldova’da da benzer bir oyun oynuyor. Ancak buradaki ayrılıkçılara da tam bağımsızlık ilan etmelerine izin verebilecek ölçüde destek vermiyor.

Rusya’nın Gürcistan ile ilişkisi de aynı konuda yaşanan anlaşmazlıklarla şekilleniyor. Güney Osetya’nın resmi olarak ilhak edilmesinden sonra Moskova, 2008’de ele geçirilen Gürcistan topraklarının bir başka parçası olan Abhazya’da halen askeri varlığını sürdürüyor. Bütün bunları yaparken, bir yandan da kendisini “kalıcı çözüm” arayışında dürüst bir arabulucu olarak sunuyor.

Moskova, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi fırsatını da değerlendirdi. Görünüşte sınır ötesi potansiyel bir Taliban tehdidine karşı koymak için komşu Tacikistan’daki askeri varlığını güçlendirdi. Bu, Taliban’ın aktif bir düşman olarak Rusya’nın karşısına çıkmaktan çekinerek iyi şekilde davranmaya devam etmesini sağlamayı amaçlıyor. Bu arada, Duşanbe’deki Cumhurbaşkanı Ali Rahman rejimini de Rus koruması altına alıyor. Geçtiğimiz haftalarda Moskova, Taliban öcüsünden faydalanarak Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan ile de askeri iş birliğini güçlendirdi.

Putin, bu ülkeleri komşularıyla kriz hali içinde bırakarak jeostratejik hedeflerinden birine ulaşıyor, o da NATO’nun Doğu Avrupa, Kafkaslar ve Orta Asya’ya yayılmasını önlemek. Komşularıyla çatışan hiçbir ülkenin ABD liderliğindeki koalisyona katılmasına izin verilmeyeceğinden, tüm bu yaraları açık tutup bıçağının içinde saplı kalmasını sağlamak Rusya için önemli.

Putin’in ikinci jeo-stratejik hedefi, Avrupa Birliği’ni kötüleyen konuşmalar yapmak ve mümkünse bazı üyeleri ayrılığa teşvik etmek. Yakın Baltık Cumhuriyeti’ne yönelik baskısı, Belarus’a karşı da test edilen bu stratejinin bir parçası. Bu baskının alternatifi de Ortadoğu’dan getirtilen göçmen ordularıyla Avrupa Birliği’nin dış sınırlarında gedikler açmak.

Rusya’nın Suriye ve Libya’daki faaliyetlerinin ve Libya sahasında Mısır ile ittifakının, Putin’in İngiltere’nin AB’den ayrılması nedeniyle zayıf bir konumda olduğuna inandığı AB üzerinde de baskı oluşturacağı hesaplanıyor. Avrupa ülkeleri buna ilaveten başkanlar Donald Trump ve Joe Biden’ın deneyimlerine tanık oldukları 5 yıl boyunca ABD konusunda belirsizlik içinde yaşadılar. Başka bir düzeyde, Tahran’daki Humeyni liderliğinin izlediği açıkça Rus yanlısı olan yol, Putin’e Rusya’nın, mümkün olduğunca az olmak bir yana sıfırdan fiili siyasi veya ekonomik yatırımlara oynaması için başka bir kart sunuyor.

Mesajı da Rus liderliğinin statüsü tanınmadan Akdeniz, Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya’da barış ve istikrarın olmayacağı şeklindedir.

ABD’nin son beş yılda garip davranması ve İngiltere’nin ayrılmasıyla Avrupa Birliği’nin parçalanması ve aksaması sonucu, Batı demokrasileri, Rusya’nın meydan okumasıyla başa çıkmak için bir politika formüle etmek bir yana, ona karşı tutarlı bir analiz geliştiremediler. Baltık cumhuriyetlerine ve Polonya’ya az sayıda Amerikan veya İngiliz askeri göndermek, televizyon kanalları için bazı aldatıcı haber görüntüleri sağlayabilir. Ne var ki yaptırımlar hakkındaki haberler ve koparılan yaygara, istikrarsızlaştırıcı bir güce karşı durma stratejisinden ziyade bir kafa karışıklığının işareti olarak görülebilir.

Sorunlardan biri, birçok Batılı analistin Rus meydan okumasını ele alırken, seçimin, askeri çatışmaya veya Angela Merkel’in Almanya şansölyesi olarak görev süresinin sonuna kadar talep ettiği türden bir yatıştırmaya dönüşebilecek kapsamlı bir soğuk savaşla sınırlı olduğunu iddia etmesidir.

Avrupa ülkeleri Rusya’ya yönelik stratejilerini gözden geçirirken, taktiksel olarak Putin’e yarayacak ama kendileri için zararlı olabilecek iç gelişmeler dahil olmak üzere bir dizi konuyu dikkate almalıdır. Bugün Putin inandırıcı bir iç muhalefetle karşı karşıya değil çünkü hiç kimse onun anlatısına güvenilir bir alternatif geliştirmeyi başaramadı. Aleksey Navalny’ye odaklanan Batılı güçler, Putin’in orijinal olduğunu iddia ettiği Rus milliyetçiliğinin başka bir versiyonuna destek verdiklerinin sinyalini vermiş oldular.

Batılı politika yapıcı çevrelerdeki düşünce okullarından biri de Putin’i Suriye, Libya, İran İslam Cumhuriyeti, Donetsk, Transkafkasya ve Belarusya gibi dişlerini geçirdiği ama bırakın sindirmeyi, çiğneyemediği yerlerde boğulmaya zorlamayı öneriyor. Makyavelist açıdan bu kulağa zekice gelebilir, ancak büyük güç politikaları açısından felaket olabilir.

Rusya’dan gelen Çin’in yükselişinden ve saldırganlığından korktuğuna dair birçok göstergeye rağmen, bu konu ABD ve AB’de de çok az ilgi görüyor. Rusya’yı soğuktan kurtarmak ve onlarca yıllık Putinizmi sona erdirmeye hazırlanmak, bugün Batı demokrasilerinin karşı karşıya olduğu en büyük meydan okumalardan biri olmaya devam ediyor.
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.