Rusya’dan Suriye’ye Cihat İhracatı, IŞİD ve Rus-Çeçen İlişkileri

Safevilerden beri her şeyimiz nefret…

Gagavuz halkı Erdoğan’dan destek bekliyor

Катар выходит из ОПЕК

Emanullah Han Öncülüğünde Bağamsızlık ve Reform Hareketleri (1919-1929)

Gündem 19 Ağustos 2019
120

Afganistan ve modernleşme denilince şüphesiz akla gelen ilk kişi Emanullah Han’dır. Seleflerinin attığı adımları daha öteye taşıyarak Afganistan’ı bağımsız ve modern bir ülke olarak tasarlama projesinde tam olarak başarılı olmasa da Emanullah Han arkasında tarihsel açıdan önemli bir miras bırakmıştır. Emanullah Han, Habibullah Han’ın üçüncü oğlu olarak 1892’de doğdu. Daha serdarlığı döneminde Afganistan’da yenilik isteyen milliyetçi ve reformist gençler onun etrafında toplanmıştı. Habibullah Han suikast sonucu öldürüldüğünde kardeşi Nasrullah Han kendini Afganistan Emiri ilân etmişti ancak ordu kesinlikle Emanullah Han’dan yanaydı ve onun tahta çıkmasını sağladı. Nasrullah Han, Habibullah Han’ın suikastında parmağı olduğu gerekçesi ile tutuklandı ve iki yıl sonra da hapishanede öldü. Emanullah Han, babası zamanında İngilizlere fazlaca yakınlaşıldığını düşünmekteydi. Onun döneminde Afganistan keskin bir politika değişikliğine giderek İngilizler aleyhindeki güçlerle iş birliğine yöneldi. Açıkçası dönem de buna çok uygundu. Her ne kadar İngiltere Dünya Savaşı’ndan zaferle ayrılmışsa da büyük bir enerji kaybına uğramış durumdaydı. İngiliz sömürgelerinde yoğun bir hareketlilik vardı. Rusya’da devrim olmuş ve iktidarı alan Bolşevikler Müslüman Asya halklarını sömürgeci güçlere karşı kışkırtmaya başlamışlardı. Bu ortamdan yararlanma yoluna giden Emanullah Han, Hindistan’daki anti-İngiliz hareketleri destekledi, Hindistan tarafında kalan Afgan aşiretlerine yaptığı yardımlar Üçüncü İngiliz-Afgan Savaşına yol açtı (Mayıs 1919). Bu savaş esnasında İngilizler ilk kez Afganistan’da savaş uçakları ve bazı iddialara göre kimyasal gaz kullandılar. Kentlerin uçaklarca bombalanması ve Afgan askerleri arasında düzenin sağlanamaması savaşın kısa sürmesine ve iki tarafın da hemen ateşkes yapmasına yol açtı. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış olan ve Rusya, Türkiye, Hindistan gibi bölgelerde büyük sorunlar yaşayan İngiltere de bu çatışmayı uzatmak niyetinde değildi. 19 Ağustos 1919 Ravalpindi Ateşkesi ve 22 Kasım 1921 Kabil Antlaşması imzalanmış böylece Afganistan bağımsızlığını ilan etmiştir. Antlaşma sonucu Emanullah Han, Hindistan Peştunlarına yardım etmeyi bıraktı ancak genel dış siyasetinde Sovyetler Birliği ve genç Türkiye gibi o dönemde İngilizlerle çatışma hâlinde olan devletlerle yakınlaşmaktan çekinmedi. 1919 Haziran’ında bir Afgan heyeti Taşkent’e giderek burada bir konsolosluk açtı ve İngilizlerle savaş hâlinde olan Bolşeviklerle resmî temasları başlattı. Eylül 1919’da da Lenin’in emriyle bir Sovyet delegasyonu Afganistan’a giderek yeni rejimi İngilizlere karşı destekleme sözü verdi. 1921’de Afgan-Sovyet dostluk antlaşmaları imzalandı. Antlaşma sonucu Sovyetler Birliği, Herat, Mezar-ı Şerif, Meymene, Kandahar, Celâlâbad gibi kentlerde temsilcilikler açma hakkı kazandı. Buna mukabil Afganlar da Petersburg, Kazan, Semerkand, Merv gibi şehirlerde konsolosluk açma yetkisi elde etti. Yurt dışında konsoloslukların açılmaya başlanması Afgan diplomasisi açısından önemli bir yenilikti. Sovyetler antlaşma sonucunda Afganistan’a yıllık bir milyon ruble yardım yapmayı, Kandahar-Kâbil arasına telgraf hattı çekmeyi, Afganistan’a çeşitli alanlarda teknik uzman göndermeyi kabul etmişti. Nitekim Lenin’in emriyle Afganistan’a 13 uçakla birlikte pilotlar ve teknik uzmanlar gönderildi. Böylece Afgan hava kuvvetlerinin ilk temeli atılmış oldu. Bu antlaşmanın maddelerine itiraz eden İngilizler, Sovyetlerin Celâlâbad ve Kandahar gibi kendi sınırlarına yakın merkezlerde de temsilcilikler açmamaları konusunda Emanullah Han’ı uyardılar. Afgan hükûmeti de İngilizlerin bu isteklerine uygun hareket etti. Bu kentlerde İngiliz temsilcilikleri görev yapmaya devam etti. Böylece durum yeniden 19. asırdaki koşullarına dönmüş gibiydi. Afganistan yine birbirine düşman iki güç arasında bir denge politikasına yönelmişti.
Sovyetlerde görev alan Afgan heyeti burada İngiltere’ye karşı mücadele hâlinde olan Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle de bir dostluk ve yardımlaşma antlaşması imzaladı. Afganistan o dönemde henüz meşruluğunu kanıtlamak için uğraşan genç Türkiye’yi tanıyan ilk devletlerden (Müslüman dünyada ilk) biri oldu. 19. asır boyunca salt İngiliz-Rus tesiri altında kalan ülkenin çok dengeli bir dış politikaya yönelmesini isteyen Emanullah Han üçüncü ve uzak bir gücü Fransa’yı Afganistan’a davet etti. Fransa’ya bir elçilik heyeti gönderilerek konsolosluk kuruldu. Fransa ile yapılan antlaşmalar sonucunda bu ülkenin bilim insanlarına Afganistan’da tarihî ve arkeolojik bölgelerde araştırma yapma hakkı tanındı ve bir dizi Fransız bilim insanı Afganistan’ın büyük tarihsel mirasını ortaya çıkarmaya yöneldiler (1922). Bu çalışmalar sonucunda Afganistan’ın büyük mirası gözler önüne serilecekti. Ayrıca Fransızca eğitim veren bir okul (İstiklâl Lisesi) kuruldu. Böylece daha önce amatör define avcıları ve asıl amaçları casusluk olan birtakım maceracıların ve seyyahların tekelinde kalmış olan Afganistan tarihî araştırmaları, devletin desteği ile bilimsel kurullara havale ediliyordu. Nisan 1923’te Afganistan tarihinin ilk anayasası ilân edildi. Anayasa Afgan tarihinde ilk kez Müslümanları, gayr-i Müslimlerle eşit olarak kabul ediyordu. Afganistan’ın bu ilk anayasasında kadınlara yeni haklar tanınıyor, zorla çalıştırma ve kölelik yasaklanıyor, cinayetlerin kan parasıyla aklanması gibi geleneksel usuller terk ediliyordu. En radikal adımlar eğitim alanında atıldı. Fransızca dışında Almanca ve İngilizce eğitim veren okullar açılırken okullarda karma eğitime geçildi. Yeni okulların hocaları Avrupa’dan ve Hindistan’dan getirilmişti. Bu hareket mollalar tarafından “çocukların kâfirlere emanet edilmesi” olarak yorumlanacaktı. Tepkilere rağmen Kraliçe Süreyya, kız çocuklarının okutulması için kız okulları açılmasını teşvik etti ve Afganistan’da kadınlara dönük yayın yapan ilk dergi olan İrşad-ı-Nisvan’ın çıkarılmasını sağladı. Emanullah Han, Afganistan’ın gerçekten modern bir ülke konumuna erişmesinden yanaydı ve bunu Mustafa Kemal’in Türkiye’si gibi radikal bazı reformlarla gerçekleştirmek niyetindeydi. Türkiye’yi örnek aldığını da gizlemiyordu. 1928 yılında Türkiye’yi bizzat ziyaret etmiş, Mustafa Kemal’le şahsen görüşmüş ve onun reformlarını yerinde incelemişti. Hatta Mustafa Kemal’i bazı konularda çekingen bile bulduğu söylenebilirdi. Örneğin yeni Türk rejiminin kadınlar lehine yaptığı reformları beğenmekle birlikte bunları yetersiz buluyor, kendi ülkesinde bu alanda daha ileri adımlar atmayı düşünüyordu. Emanullah Han, Afgan kadınlarının geleneksel giysisi çadur’un Kâbil’de giyilmesini yasakladı. Yurt dışına kız öğrenciler gönderdi ve bunlara Batılı okul formaları giydirtti. Çok kadınla ve çocuk yaştaki kızlarla evliliği engellemeye çalıştı. Bütün bunlar Afganistan’da mollalar arasında homurdanmalara yol açmıştı. Emanullah Han’ın Hıristiyan olduğu, şarap içip domuz eti yemeye başladığı söylentileri halk arasında yayılmaya başlamıştı. Muhalefetin başını İngilizlerin koruması altında Hindistan’da bulunan Şor Bazaarlı Hazrat Sâhib adlı ünlü din âlimi çekiyordu. Mollaların desteğiyle 1924’te bir ayaklanma yaşandıysa da kısa sürede bastırıldı. Reformların tepki çekmesinde bunların halkın reel şartlarını zorlayacak şekilde gerçekleştirilmesinin de payı vardı. İlköğretimin zorunlu tutulması ve çocuklarını göndermeyenlere ceza verilmesi Afganistan gibi ulaşım ve geçim imkânlarının yetersiz olduğu bir ülkede aileler için büyük bir yük getirmişti. Okul müdürleri çocuklarını göndermeyen ailelerden rüşvet toplayarak devamsızlıkları saklıyordu. Böylece büyük umutlarla başlatılan eğitim seferberliği halk için devlete ödenen bir vergi kalemi olarak algılanmaya başlandı. Öte yandan Emanullah Han’ın Türk reformcularıyla arasındaki en önemli fark güçlü ve disiplinli bir ordunun desteğinden mahrum olmasıydı. Hatta bu tarzda modern bir ordu oluşturulması yolundaki teklifleri bizzat kendisi kabul etmemişti. O, Osmanlı Sultanı Abdülhamid’in devrilmesi örneğinden yola çıkarak orduyu kendi iktidarına karşı potansiyel bir tehlike olarak görmekteydi. Ayrıca Emanullah Han’ın hazinesi modern bir orduyu donatıp maaşlarını tam olarak ödeyecek kadar da geniş değildi. Askerlere vaat ettiği maaşları hiçbir zaman tam olarak ödeyememişti. Bu nedenle mollalar “okullarda çocuklara dinsizlik öğretiliyor” propagandasına başladıklarında Emanullah Han kendisini koruyacak bir ordudan mahrum durumda kalacaktı. Öte yandan Emanullah Han’ın ve reformlarının bir numaralı düşmanı ne mollalar ne de aşiret reisleriydi. Asıl engelleyici unsur Afganistan’ın millî bir güç olarak ortaya çıkmasından rahatsız olan İngiltere’ydi. Emanullah Han aleyhinde propaganda yapan İngilizler, Kraliçe Süreyya Tarzî’nin Avrupa’daki davetlerde giydiği Avrupaî kıyafetli resimleri çoğaltarak altına Farsça “eşinin nâpaklığından iftihar eden biri” yazıp Afgan mollalarına ulaştırmaktaydı. Yurt dışına okumaya giden kızların resimlerini çoğaltıp Afganistan’ın dört bir yanına dağıtan da İngilizlerdi. Bu propaganda hayli etkili olmuş ve diğer birikmiş sorunlarla birlikte Emanullah Han’a karşı büyük bir ayaklanma çıkmasını ateşlemiştir. Ayaklanmanın hızla yayılması karşısında Emanullah Han, tüm reformlardan vazgeçtiğini ilân etmişse de isyancıları yatıştıramadı ve Ocak 1929’da tahtı kardeşi İnayetullah Han’a bırakarak Kâbil’i terk etmek zorunda kaldı. Ancak Mollalar, İnayetullah Han üzerine baskı kurarak onun da tahttan çekilmesini sağladılar. İnayetullah Han yerine Habibullah Kalakani adlı bir Tâcik çete reisini Kâbil’e gelip tahta oturttular. Habibullah Kalakani, Beççe-yi Saka (Sucunun oğlu anlamına gelen küçümseyici bir lâkap) adıyla tanınan okuma yazma bilmeyen, disiplinsizlik suçuyla ordudan atılmış, Kohistan bölgesinde eşkıyalık yapan biriydi ve mollaların arayıp da bulamadığı bir tutucuydu. Kâbil’de yönetimi ele geçirdikten sonra kendisine “Hadim-i Din-i Resullullah” (Peygamberin Dininin Hizmetkârı/Koruyucusu) unvanı veren Kalakani döneminde mollaların telkinleriyle Batılı tarzda açılmış tüm okullar kapatıldı. Kız çocuklarının eğitimine son verildi ve Türkiye’ye gönderilmiş kız öğrenciler geri çağrıldı. Ülke çapında bir vandalizm hareketi başladı ve tutucu kitleler kütüphaneleri dâhi ateşe vererek birçok değerli el yazmasını yok etti. Hukuk alanındaki reformlar kaldırılarak uzuv kesme cezaları yeniden yürürlüğe konuldu. Tüm elçilik heyetlerinin ve yabancıların ülkeyi terk etmeleri istendi ve İngilizler hariç Avrupalıların hepsi Afganistan’ı terk etti. Türk askerî heyeti bile ülkeden ayrıldı. Emanullah Han kuvvetleri Sovyetlerin yardımıyla Beççe-yi Saka’yı devirmeye çalışmışlarsa da başarılı olamadılar. Kaybettiğini kabullenen Emanullah Han Avrupa’ya yerleşti. 1960 yılında Zürih’te sürgündeyken öldü. Ölümünden sonra cenazesi Celâlâbâd’a getirilerek törenle defnedilecekti.

Sonuç olarak Afganistan’da üç özel koşul bu reform ve bağımsızlık adımlarının ters tepmesine yol açmıştır: İlk olarak milliyetçilik duygularla hareket ederek Peştun olmayan halkların elinden yerlerini alarak Peştunlara verilmesi, ikinci olarak da sonraya bırakılması daha mantıklı olacak olan medeni hukuk alanının ön plana alınması, üçüncüsü ise İngiltere’nin reformları yıkmak için toplumsal tutuculuğu kışkırtacak imkânlara sahip olması. Böylece toprak reformu, yol ve alt yapı çalışmaları, eğitim ve sağlık alanındaki iyileştirmelerde atılan adımlar da hukuki reformlara ve milliyetçiliğe duyulan tepki sonucunda yarım kalmıştır.

Ahmad Jawid Türkoğlu

Yorumlar