DEŞT-İ KIPÇAK SAHASI VE KIPÇAKLAR

MÜZAKERELERDE SONA DOĞRU

UNUTULAN İDLİB’E MUHTEMEL OPERASYON SEÇENEKLERİ VE TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ

Suriye’ye mi Bakmak, Suriye’den mi Bakmak?

Elnur Paşa: Ve O Temmuz Ayı

Gündem 1 Ağustos 2021
95
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

Anlattığında sanki o yıllardaymış gibi anlattı. Boğazı düğümlendi, sesi titredi. Susup sadece dinledim. Söyledikleri beni hayrete düşürse de, şaşırmadım. Benzeri senaryoları farklı bölgelerimizde yaşadığımızdan olsa gerek. Anlatılanların üzerine konuşmak, yazmak zor geldi bana. Sadece o yılların şahidi olan, akrabalarını da katliamda kaybeden Profesör Doktor Mahir NAKİP Beyin söylediklerini dokunmadan aktarıyorum.

“Aslında katliamı anlatmadan önce, katliamdan önce Kerkük’teki atmosferi de anlatmak lazım. 14 Temmuz 1958 yılında kraliyet devrilip cumhuriyet ilan edildiğinde Irak istikrarsız bir sürece girmişti. İçlerinde komünistlerin de bulunduğu 12 ‘hür subay’ dediğimiz askerler yönetimi ele geçirmişlerdi. Bunların bir kısmı komünist partisine mensup ama büyük bir kısmı milliyetçi Araplardan oluşuyordu ve Nasır’ı o tarihte tutuyorlardı. Ancak askerler yönetimden pek anlayamadıkları için Komünist partisi kısa sürede yönetimi ele geçirdi.

Cumhuriyet kutlamalarının birinci yılında Kerkük’te çok güzel hazırlıklar yapıldı. O zaman ben altı yaşındaydım, tüm erkek ve kızlara güzel Türkmen elbiseleri giydirildi. Kerkük’ün ana caddelerinde ellerimizde bayraklarla, yürüyüşü karşılamamız, şarkılar türküler söylememiz isteniyordu. Ailecek hepimiz gitmiştik. Ancak hakikaten bizler orada bulunurken büyük bir kargaşa doğdu ve o kargaşanın içerisinde kurşun sesleri gelmeye başladı. Meğerse ikinci bir grup başka bir yerden bir yürüyüş düzenlemiş ve bir çatışmaya dönüştü. Orada ilk şehit düştü.

Çaycı Hıdır isminde bir kahvehaneciydi ve kahvehanesinin ismi de 14 Temmuz Kahvehanesiydi. Irak Türkleri de Cumhuriyet rejimine taraftar ve onu isteyen bir tutum içerisindeydi. Ancak sonra anlaşıldı ki bu katliam planlı bir katliamdı. Irak Komünist Partisiyle başında Molla Mustafa Barzani’nin olduğu Kürdistan Demokratik Partisi vardı. Barzani 40’larda Sovyetler Birliği’nde eğitim görmüş ve kendisine generallik rütbesi hediye edilmiş ve Irak’a döndükten sonra KDP’nin başına geçmişti. Bu iki parti arasında bir konsensüsle bu katliam organize edilmişti ve öldürdükleri kişiler de sıradan kişiler değildi. Daha ilk gün emekli albay olan Ata Hayrullah özel bir ekiple evinden alındı ve 2. Kolordu komutanlığına götürüldü.

Hiçbir mahkeme yapılmadan vücudu paramparça edilerek öldürüldü. Parçaları civardaki Türkmen mahallerinin ağaçlarına asıldı. Yine aynı gün askeri doktor olan İhsan Hayrullah da evinin önünde hunharca katledildi, beyni baltalarla parçalandı. Üçüncü şehit de yine aynı aileden Abdulgani Nakip’tir, benim amcam olur. O da aynı şekilde masum olduklarını söylemeye gelince ellerindeki dipçiklerle vurarak kafasını ezdiler. Böylece bir evden üç şehit çıktı. Tabii ki sadece bununla kalınmadı.

Bütün Türkmenlerin ileri gelenleri Kasım Neftçi, Selahaddin Avcı, Mehmet Avcı gibi Türkmenliklerini bilenler öldürüldükten sonra iple arabaya bağlanarak bütün şehirde dolaştırmaya başladılar. Belediye başkanı o tarihte hem komünist partisine, hem de KDP’ye mensup olan Maruf Barzancı adında biri şehitlerimizi toplu bir mezara gömdüler. Aslında bununla da kalmadılar aynı zamanda evleri ve dükkânları yağmalamaya başladılar. Kerkük’ün içinde ve dışında Türkmenlere ait olan küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri hepsini yaktılar.

Mesela bizim evimizin karşısında bir mobilya fabrikası vardı. Sahibi Sıddık Kılınçı Neccar olan bu fabrikayı yakanların hepsi de çok iyi Kürtçe konuşuyordu, onu iyi hatırlıyorum. Ve o Temmuz ayı çok sıcak tabi Kerkük’te, hiç yoksa 45-46 derece. Oranın alevi bizim evimize kadar geliyordu, hatta ağaçlarımızın yaprakları bile kurudu. O çok acı bir hatıra olarak aklımda kalmış durumda. Yani kısacası Türkmenler üç gün hunharca katledildiler. Fakat bu Türkmenlerin içerisinde Abdullah Abdurrahman adında bir subay bu durumu anlayınca daha önce şehri terk ederek Bağdada gidiyor.

Orada devlet başkanı Abdülkerim Kasım’la görüşme talep ediyor ve olan bitenleri anlatıyor. Bunun üzerine Bağdat’tan gelen bir birlik katliama son veriyor. Yoksa daha çok şehit verilebilirdi. Kısacası katliam bu şekilde tecelli etti. Katliamın günümüze kadar izleri mevcut. Evet, belki 2003 yılından sonraki şehit düşenler o yıla kadarki şehit sayısını kat kat geçmiştir. Neticede Kerkük Katliamında hayatını kaybedenlerin sayısı 39, ama hepsi seçkin kişilerdi. Bu katliam Türkmenlere ilk defa milliyetlerinden dolayı yapılan baskıydı. Bu arada şunu söylemek lazım bu silahsız masum Türkmenler, niçin iktidardaki KDP ve Komünist Partisi tarafından hedef alındılar?

Amaç Kerkük’ten ümidini kesmesi yönünde Türkiye’ye mesaj vermekti. Çünkü o tarihlerde Türkiye’de Adnan Menderes hükümeti vardı ve 1952 yılında NATO’ya girmişti. O bakımdan Türkiye’nin Türkmenler üzerinde hâkimiyetinin kalmamasını, onları sürmek için bu katliamlar yapılıyordu. Evlerdeki Türkiye’den gelen tüm kitaplar şehrin ortasında yakıldı. Bu yönüyle katliam sadece insanlara karşı değildi, yağmalamalara, kundaklamalara kadar iş uzadı.”

Elnur Paşa

Yorumlar