Şimdi yükleniyor

Elhan Şahinoğlu: ABD, kendisi için asıl rakip olarak Rusya’yı değil, Çin’i görüyor

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev alarm zillerini çaldı. Meselenin özü şu ki; ABD ile Rusya arasında imzalanmış olan Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması’nın (New START) süresi 5 Şubat’ta sona eriyor. Bu sözleşmenin süresi uzatılmadı. Vaşington, Moskova’nın anlaşmayı bir yıl daha uzatma teklifini kabul etmedi. Bunun temel sebebi ise Çin.

“Soğuk Savaş” yıllarında nükleer kutuplaşma ABD ile eski SSCB arasındaydı. Bu iki devlet, farklı yıllarda nükleer silahların azaltılmasına dair anlaşmalar imzalamıştı. SSCB’nin varisi olan Rusya, ABD ile yeni bir anlaşma imzaladı. Ancak bu yıllar zarfında Çin, nükleer cephaneliğini bir hayli artırdı. Bu nedenle Vaşington, Çin’in de nükleer silahların azaltılması anlaşmasına dahil olması gerektiğini düşünüyor. Vaşington, Pekin’in imzası olmadan Moskova ile yapılacak bir nükleer silahsızlanma anlaşmasını anlamsız buluyor; çünkü günümüzde ABD, kendisi için asıl rakip olarak Rusya’yı değil, Çin’i görüyor.

Yeni bir anlaşma olmaksızın kalan Kremlin, Vaşington’a uyarı mesajı gönderdi. Dmitri Medvedev, anlaşma imzalanmazsa Rusya’nın nükleer cephaneliğini artırabileceğine işaret etti. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov ise yeni bir nükleer anlaşmanın imzalanmamasının Vaşington’u endişelendirmediğini, aksine ABD’nin farklı kıtalarda askeri gücünü artırmayı tercih ettiğini belirtti.

ABD ile Rusya arasındaki nükleer anlaşma son olarak 2010 yılında imzalanmıştı. Belgeye her iki ülkenin o dönemki başkanları Barack Obama ve Dmitri Medvedev imza atmıştı. Anlaşmanın süresi 10 yıl olsa da daha sonra 5 yıl uzatılmıştı. Donald Trump başkan seçilir seçilmez bu sözleşmeyi uzatmayı reddetti. Trump buna gerekçe olarak Çin’in nükleer anlaşmaların dışında kalmasını gösteriyordu. Gerçekten de ABD ve Rusya anlaşma gereği nükleer cephaneliklerini azaltırken, anlaşmada imzası olmayan Çin rahat bir şekilde nükleer kapasitesini artırma imkanına sahipti. Vaşington’u asıl rahatsız eden konu, Moskova’nın ortağı olan Pekin’i anlaşmaya katılmaya davet etmemesidir. Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitri Peskov, Pekin’in nükleer müzakerelere katılmak istemediğini bildirdi. Peskov’a göre Çin’in nükleer cephaneliği Rusya ve ABD’ninkinden daha az. Oysa Çin, her geçen yıl nükleer cephaneliğini güçlendiriyor.

Dmitri Medvedev’in kendisi nükleer bir anlaşmanın imzalanması gerekliliğinden bahsetse de kısa bir süre önce Batılı ülkeleri nükleer savaşla tehdit ediyordu. Onun “Nükleer silaha sahip bir ülkeyi yöneten hiçbir siyasetçi, bu silahın kullanma ihtimalini tamamen dışlayamaz” şeklindeki açıklaması da bunun kanıtıdır. Medvedev ayrıca, başkanlığı döneminde başkomutan olarak nükleer cephanelikle ilgili tatbikatlar da dahil olmak üzere tüm planlı eğitimlere katıldığını hatırlattı. Medvedev, Vaşington’un asıl hedefinin Rusya değil Çin olduğunu anlıyor. Medvedev dört yıl önceki açıklamasında, ABD’nin Rusya ile meseleyi bitirmeye çalıştıktan sonra Çin’i hedef seçeceğini ve bunun ağır bir krize, hatta nükleer bir patlamaya neden olacağını söylemişti.

“ABD’nin bir sonraki hedefi Çin’in tamamen zayıflatılması olacak” diyen Medvedev haklıdır. ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nı Çinli şirketlerin kontrolünden çıkardı; Venezuela artık Çin’e ucuz petrol satamıyor; eğer İran da dize getirilirse Pekin bir enerji ortağını daha kaybedecek. Vaşington’un stratejisi, Çin’in siyasi ve ekonomik gücünün dünyaya yayılmasını engellemeye odaklanmış durumda. Pekin durumun farkında ve Vaşington’un planlarına karşı mümkün olduğunca direnmeye çalışıyor.
Elhan Şahinoğlu 

Yorum gönder