Şimdi yükleniyor

Elchin Alioğlu: İran Protestolarının İllüzyonu ve Pehlevi Mitinin İflası

İran’da meydana gelen protestolar çoğu zaman bir “hakikat anı” algısı yaratıyor; sanki tarih kendisini tekrarlamaya hazırlanıyor gibi. Görünürde çekici bir simetri oluşuyor: O zaman sürgünde bir Ayetullah vardı, bugün Şah’ın varisi; o zaman “pazari”ler (çarşı esnafı) protestoların motoruydu, bugün yine onlar. Ancak İran’ın siyasi gerçekliği bu tür paralelliklere karşı amansızdır.

Rıza Pehlevi ne kurumsal ne sosyal ne de stratejik kaynaklara sahiptir ki bırakın ülkeyi yönetmeyi, geri dönüşten bile bahsedebilsin.

Temel ve birinci sorun: İç meşruiyetin yokluğudur. Pehlevi, onlarca yıldır İran toplumuyla değil, muhaceretteki diaspora ile yaşayan bir figürdür. Siyasi sermayesi ülke içinde değil, yurt dışında oluşmuştur ve esasen uluslararası dinleyici kitlesine hitap etmektedir.

Bu küçük bir detay değil, sistemsel bir kusurdur: İran’da meşruiyet her zaman içeriden doğmuştur; camiden, partiden, yeraltı hareketinden, cepheden veya devrim komitelerinden. Ruhullah Humeyni sürgünde olsa bile cemiyetin içindeydi. Pehlevi ise bu dokunun dışında kalmıştır.

İkinci faktör: Olumsuz tarihsel hafızadır. İran halkının büyük bir kesimi için Pehlevi monarşisi modernleşmenin değil; dışa bağımlılığın, baskıların ve sosyal uçurumun sembolüdür. Bu bir propaganda klişesi değil, nesilden nesle aktarılan dayanıklı bir anlatıdır. Protestolar sistem karşıtı olabilir ama bu otomatik olarak monarşinin geri gelişi demek değildir. Bugünkü rejime duyulan nefret, geçmişe sevgi doğurmaz.

Üçüncü faktör: Yönetim tecrübesinin tamamen yokluğudur. Pehlevi medyada görünen bir semboldür ama kurumlar yaratan bir lider değildir. Ne bir gölge hükümeti ne bir elit koalisyonu ne de ülke içinde sosyal bir dayanağı vardır. İran’da iktidar; kürsüden ve sloganlardan ibaret değildir; karmaşık güç, ekonomi ve dini yapılar üzerinde gerçek bir kontroldür. Burada mekanizması olmayan semboller bir an içinde devre dışı kalır.

Dördüncü nokta: Dış desteğin yıkıcı etkisidir. Pehlevi’ye yönelik her türlü uluslararası destek girişimi, onu ülke içinde otomatik olarak itibarsızlaştırır. İran siyasi kodu, dışarıdan “hazırlanmış” figürleri ilkesel olarak reddeder. Yaptırımlar ve baskılar döneminde bu özellikle hassas bir meseledir: Batı ile özdeşleştirilen her “varis”, iç mobilizasyon için ideal bir hedefe dönüşür.

Nihayetinde: Protestoların monarşik bir ajandası yoktur. Bunlar rejimi değiştirmeye yönelik stratejik bir proje değil, sosyal umutsuzluğun kısa süreli patlamalarıdır. İnsanların talebi taç değil; haysiyet, ekonomik istikrar ve güvenliktir. Bu talebi geçmişin figürleriyle ikame etmek stratejik bir hatadır.

İran bugün bir değişimin eşiğindedir ama bu değişim bir geri dönüş (restorasyon) değil, bir dönüşümdür (transformasyon). Tarih burada ileriye gider, geriye değil. Rıza Pehlevi bazıları için bir sembol olabilir ama ülke içinde o bir siyasi soyutlamadır. İran’ın sert ve pragmatik gerçekliğinde ise soyutlamalar ülkeyi yönetemez.

Pehlevi ve Türk Karşıtlığı

Ayrı bir tartışma konusu ise Pehlevi hanedanının Azerbaycan Türkleri  karşıtı politikalarıdır ki bu durum, bugün monarşinin geri dönüşünü savunanlar tarafından kasten unutturulmaktadır. İran Türkleri için “Pehlevi” soyadı ne romantik bir tarih ne de nostaljik bir semboldür; bu soyadı sistemli baskının, zorunlu asimilasyonun ve kültürel baskıların eş anlamlısıdır.

Rıza Şah Pehlevi’nin ve ardından oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’nin siyaseti, sert bir Fars milliyetçiliği üzerine kurulmuştu. İran Türklerini çok sayıdaki ve nüfuzlu toplumu, tek tip devlet projesine bir “tehdit” olarak görülüyordu.  Türkçe eğitimden ve yönetimden dışlandı, kamusal alanlardan silindi, aydınlar takip edildi ve kültürel kurumlar yok edildi; bunların hepsi Pehleviler döneminde gerçekleşti.

Türklerin her türlü toplumsal girişimi “ayrılıkçılık” damgasıyla boğuluyordu. 1946’daki Azerbaycan Milli Hükümeti’nin dağıtılması ve sonrasındaki baskılar hâlâ kolektif hafızada derin izler bırakmıştır. Tebriz, Urmiye ve Erdebil için Pehlevi monarşisi modernleşme değil, merkezileşmiş bir şiddetti; burada “sadakat” korku ile satın alınıyordu.

Bu nedenle Pehlevi’nin ülkeye “dönüşü” hakkındaki tartışmalar bir gerçeği görmezden geliyor: Azerbaycan Türkleri  bu hanedanın hiçbir zaman dayanağı olmamıştır ve şimdi de olmayacaktır. Aksine, Güney Azerbaycan sosyal çevresinde “Pehlevi” adı derin bir antipati uyandırmaktadır. Çok uluslu bir İran’da geleceği, ülkenin asli unsurlarından birinin tarihi düşmanı olarak kabul edilen bir figür üzerine kurmak mümkün değildir.

Bu pencereden bakıldığında Rıza Pehlevi sadece seçmen tabanını değil, sosyal dayanağını da kaybetmiştir. Güney Azerbaycan’ın ekonomide, ticarette, orduda ve siyasette oynadığı rol dikkate alınırsa, böyle bir figürün İran’da iktidar iddiası gerçeklikten uzaktır.

Dolayısıyla “Pehlevi Projesi” sadece perspektifsiz değil, yapısal bakımdan iflasa mahkumdur. İran’da gelecek üzerine tartışılabilir ama hafızayı silmek mümkün değildir. Pehleviler döneminin hafızası ise birliğe değil, baskıya ve repesyonlara ait bir hafızadır.

 

Yorum gönder