Barzani yaşarsa yıl sonuna kadar Moskova’yı ziyaret edebilir

Sinan Çuluk’un Miratı Hakikatinden: O SİZE GÖRE DEĞİL

AK Partili Erdoğan MHP’li Bahçeli CHP’li İnce ve İyi Partili Akşener akraba mı?

Katolikler Ortodoks Kilisesini böldü!

Edebiyat, iltifat ve Şöhret!

Gündem 23 Mayıs 2020
85

Bir insanın genç iken okuyup yazması önemlidir. Zaten en çok gençliğinde okur insan, olgunluk ve yaşlılığında ise seçici davranır. Her eseri okumaz, her şey üzerine yazmaz. Gençliğinde ise her kitap güzeldir, her konuda yazabilir. Özellikle şiir yazar mesela… Gençliğinde şiir yazmayan adam hemen hemen yoktur. Özellikle ya aşık olur yazar, ya bir kızın gönlünü çalmak için… Bu yaşta daha çok sperimlerimizin baskısıyla yazarız. Usta yazarlar gençlik çağlarının birikimini büyük eserlere dönüştürmüşlerdir. Cemal Süreya, “insan gençliğinde biriktirdiği duygularla yaşlılığında şiiri yazar” der. Örneğin Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’i derin felsefenin değil, derin aşkın acısını anlatır. Necip Fazıl’ın otuz yaşından önce yazdıklarına bakınız. Mesela Kadın Bacakları, Kaldırımlar… Lakabı erotik şair… Cemil Meriç ise henüz fikir sahasında yoktur fahişelere tutkundur, şiir yazar. Kemal Tahir hekeza öyle. Şiir karalamaları vardır aşk ve kadın üstüne. Henüz romana girmemiştir. Büyük bir sanatçı olgunluk çağında içdünyasına veya topluma döner. Kendini artık kadına değil topluma verir, içine döner. Kendini kadına ispat etmek gereği hissetmez. Aristo’nun ” yaşlıyım artık kadın derdim yok” sözünde olduğu gibi rahattır. Çünkü aşk ve şehvetin baskısından kurtulmuş, varoluş sancısı çekmektedir. Kadın derdinin yerini varoluş derdi almıştır. Gençliğin eyleme dayalı fikirleri yerine, olgunluk çağının fikre dayalı düşünce sancıları devreye girmiştir. Şair veya yazar artık büyük eserlerini yazacak çağdadır. Sonra yazdıkları için iltifat övgü beklemez. Eğer bir sanatçı yazdıkları için övgü iltifat bekliyorsa o kişi gerçek bir sanatçı olamaz. İltifat bekleyen çanakyalayıcı bir bir dilencidir. Şahsiyeti oturmamıştır, hamdır, aşkın değildir. Büyük eserler aşkınlıkla yazılır çünkü. İltifat bekleyenlere bakınız ya edebiyatın soytarısı yahut fahişesidir. Ne kadar özgün olduklarını söyleseler de, ne kadar özgünmüş gibi davransalar da, yine de metinlerinin ve fikirlerinin başkalarından emaneten alındığı, kendilerine ait, çilesi çekilmiş, bedeli ödenmiş tek bir sözlerinin olmadığı görülür. Her konuda ahkam kesenler, atalarımızın “çok söz yalansız olmaz” sözünü yalnızca tescil ederler. İnsan her konuda derinlikli olamaz çünkü. Bunlar fikrin fahişeleridir. Düşünün bir kere, Balzac gibi büyük bir romancıya Stefan Zwaig, “edebiyatın orospusu” sıfatı yakıştırmıştır. Varın gerisini siz düşünün! Hiç bir büyük yazar tanınmak derdiyle yazmaz, ancak yazdıkları zamana direnebilirse bilinip tanınır. Kimi de ancak vefat ettiğinde keşfedilir… Türk edebiyatında bu konuda en çok yakınan Tanpınar, “Sukut Suikasti”ne uğradığını söylemiş ama gerçek öyle değildir. Eserleri hakkında nitelikli adamlar nitelikli yazılar yazmışlardır. O popüler olanları, örneğin Yaşar Kemal’i, Necip Fazıl’ı görüp iç çekerek sukut suikati yaşadığını söylemiştir. Yoksa suikaste uğramış değildir. Zaten nitelikli ve derinlikli yazan adamların okuyucuları çok az ve özel olur. Eğer bir kişi çok okunuyorsa o adam derinlikli değildir. Orhan Pamuk bir milyon satıyor ama bir milyon okunmuyor. Satış ile okunma olayı aynı değildir. Bu ülkede Safahat kadar baskı yapan hiç bir şiir kitabı yoktur ama onun kadar az okunan ve anlaşılan başka bir kitap da yoktur. Belli bir yaştan sonra şöhret de para da anlamını yitirir. Şöhreti erkek niçin ister? Başta kadınların hayranlığını kazanmak, etkilemek için! Belli bir yaştan sonra bu da anlamını yitirir, çünkü, şöhret yaşlanma ve ölümü engellemez… Özgün bir yazar kendi konusunu problemini ve üslubunu yaratır. Özgündür. Kendine ait sözleri, çıkarsamaları vardır. Örneğin büyük adamlar büyük fikirler ve medeniyetler üzerine yazar. Yaşayan adamlar üzerine yazmazlar. Yaşayan adamlar üzerine yazmak her zaman risklidir, doğru da değildir. Usta yazarlar ölmüş kahramanlar üzerine yazarlar ama onların hayatından bir felsefe, bir tarih çıkarırlar. Örneğin Freud, Dostoyevski ve Shakespeare eserleri üzerinden bir psikoloji yaratır. Stefan Zwaig, bize büyük adamların ruhunun kuytularını gösterir ve bir biyografi nasıl yazılır, öğretir. Carlyle, biyografilerden bir tarih yazar. Bunlar büyük adamlardır, şaheserlere sahiptir. Her cümlelerinin altı doludur. Çağlara hitap eder. Cemil Meriç büyük bir yazar, büyük bir üslupçü ama oturmuş bir fikri olmadığı, bocaladığı için, fikri bir eseri daha doğrusu fikrini ortaya koyacak bir sanat eseri yaratamamıştır. Bir yerde büyük dediğine bir başka her de küçük veya intihalci diyerek kendi kendisiyle çelişir. Her büyük adama hayran, her büyük fikir karşısında gözleri kamaşır. Yunan, Hind, İslam, sosyalizm… Herşeyi ve herkesi anlatmış, herkeste kendini görmüş ama kendini bir sanat formu içinde anlatamamıştır. Yazdıklarına bakılırsa büyük bir edebiyat tarihçisi olabilirdi, büyük bir fikir adamı da… Ama olmadı! Ciroen gibi parça parça, aforizmal metinler yazmak kolayına geldi çünkü. Dağınık fikirleri belli bir kalıp içinde vermek, roman, hikaye yoluyla anlatmak kolay değildir. Tanpınar’ı büyük ve ölümsüz yapan belli bir terkip içinde fikirlerini vermesi. Ama Meriç öyle mi? Şiir yazmak istemiş büyükleri görüp korkup vazgeçmiş. Romanda Balzac’ı görüp ürkmüş, roman yazmaya cesaret edememiş. Fikirde marksizmden islama, hatta nurculuğa kadar girip çıkmış. En iyi Mektuplara sarılmış, jurnaller’i yaratmış. Birçok yazar mektuplarla seyahat kitabı ve romanlar yazmışlar. Meriç onu yapmaktan dahi aciz. Jurnallerindeki mektupları, aşkı çok güzel anlatır; bir roman olabilirdi… Halbuki o birikimle ne romanlar yazabilirdi. Ama roman yazacak istidadı yok! Bütün bunları niçin yazıyorum. Edebiyattan kendine büyük çıkarım bekleyenleri görüyorum. Sanki edebiyat kendilerini bir yerlere taşıyacak bir vasıta. Öyle bir dünya yok. Var diyorsanız, o var dediğiniz kişilerin arkasındaki güçlere bakınız… İsmet Özel yıllar önce “şiir karın doyurmaz” demişti. Siz bundan edebiyatın karın doyurmaz olduğunu anlayın. Karın doyurmak için şiir ve edebiyatı kirletmeyin. Şiir, roman hikaye yazarak şöhret beklemeyin. 80 milyonda bin adet basılan kitapla kimse şöhret olmaz. O çok büyük gördüğümüz Sezai Karakoç’u, İsmet Özel’i, Cahit Zarifoğlu’nu tanımayan birçok öğretmen var. Edebiyat sanat ve fikir takdir edilmek için yapılmaz. Bilakis bedel ödemek için yapılır… Böyle bir beklentiniz varsa size şöhret kazandıracak, ekmek yedirecek başka işlere bakınız….

Mehmet Kurtoğlu

Yorumlar