ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne atanan David Satterfield’in doğduğu şehirde terör saldırısı!

ABD heyeti, Ankara’da İran yaptırımlarını görüştü

Урановые войны Франции в Черной Африке

Ermenistan Dışişleri Bakanı istifa etti

Dünyayı Çinlileştirmek: Yeni uluslararası dengelere karşılık vermenin zorlukları

Gündem 20 Ekim 2020
47

Birkaç yıl önce Paris’te “Dünyayı Çinlileştirmek” gibi çarpıcı bir başlığa sahip bir araştırma atölyesine katılmıştım. Atölye, Çin’in artan etkisini ve belirsiz yumuşak gücünü tartışıyordu. Özellikle ABD’nin varlığının gerilemesi, baskı ve ekonomik yaptırım politikaları veya insan hakları ihlalleri yoluyla uzaktan baskı yaparak dünyanın jandarması rolünü oynamakla yetinmesinden sonra, Çin’in bu yumuşak güçle, gelişmekte olan ülkeler ve Ortadoğu bölgesinde ortaya çıkan Batılı boşlukları doldurmak, ekonomiyi bir kaldıraç olarak kullanmakta gösterdiği inanılmaz kabiliyeti ele alıyordu. Dikkat çekicidir ki, yeni versiyonuyla Çin’in varlığı başlangıçta, ülkelerin egemenliklerine yönelik herhangi bir müdahaleden açıkça kaçınarak ekonomik ortaklıklara ve yumuşak güce önem vermişti. Bu, ona siyasi bir cazibe, teknoloji ve yapay zeka alanlarındaki büyük ilerlemelerine katma değer sağladı. Devletin merkeziyetçiliğini ve istikrarını artırmada dijital başarılardan yararlanmasının önünü açtı. Bunun üzerine, Batılı araştırma merkezleri ve düşünce kuruluşları adeta bir arı kovanı gibi çalışarak, Çin hakkında pek çok analiz ve araştırma yayınlamaya başladılar. Özellikle de Çin’in Ortadoğu bölgesindeki gücünün; sürdürülebilir ve “Bir Yol ve Bir Kuşak” girişimi ile bağlantılı yatırımlara bağlanmasından sonra.

Bahsi geçen girişim, Çin vizyonunda geçici bir heves değildir, aksine siyasi anlaşmazlıkları önlemek veya en azından ertelemek için ekonomik iş birliği köprüleri inşa etmeye dayanan bir projedir. Kaliteleri ve rekabet yetenekleriyle ilgili klişeleşmiş bakış açılarının etkisinin azalmasıyla dünyayı dolduran Çin ürünlerini geçirmek için, yüksek hızlı ve akıllı bir teknolojik ve lojistik iletişim ağı oluşturmak adına küresel ve iddialı bir altyapı oluşturmayı amaçlamaktadır. Birkaç gün önce, üst düzey bir Apple yöneticisinin, Batı’nın Çin’e çizdiği tipik imaja karşı bariz bir manifesto gibi görünen konuşmasını hepimiz hatırlıyoruz. Apple yöneticisi, büyük şirketlerin Çin’i seçmesinin nedeninin, klişeleşmiş iddiaların aksine, korkunç insani koşullarda yaşayan ucuz işgücü değil, oradaki işgücünün büyük teknoloji şirketleri tarafından hedeflenen ürünlerin üretimindeki küçük detaylarda sahip olduğu titiz uzmanlık ve eğitim olduğunu belirtti. Bu, – kendi ifadesine göre – başka hiçbir ülkede aynı verimlilik ve fiyatta bulunmayan bir özelliktir.

Onlarca yıllık işgücü piyasası koşullarını düzeltme, ne kadar önemli olsa da yalnızca akademik araştırmalara ve üniversite diplomalarına güvenmemeleri, beceri ve profesyonelliğin de gerekli olduğunu bilen mezunlar yetiştirmeye yönelik çabaların bir sonucudur. Çin, işgücü piyasasında kendisine uygun fırsatlar arayan yeni nesillere, araştırmalar ve diplomalar önemli olsa da bunların tek can simitleri olmaması gerektiğini öğretti. Apple yöneticisi bu dersi, Batı’nın Çin’e çizmiş olduğu tipik imaja yönelik eleştirileri bağlamında dile getirmiş olsa da bu, geleneksel şablonların ötesine geçen yeni bir pratik bakış açısıyla geleceği düşünmeye yönelik stratejiler için de geçerlidir.

Çin’in Ortadoğu ve Afrika bölgesi ile gelişmekte olan ülkelerdeki boşlukları kapatmaya yönelik iddialı çabası temelde, Batı propagandasının on yıllar boyunca projelerinin üstünü örtmek için kullanmaya alıştığı etik, insan hakları ve politik iddialarda bulunmadan dünyanın ekonomik jeopolitiğini yeniden çizme projesinin bir parçasıdır. Özellikle, Batı’nın gerilemesinden, bu bölgelerdeki gerilimleri nasıl ele aldığının ortaya çıkmasından ve salt ekonomik bakış açısıyla nasıl bir çifte standart yöntemini benimsediğinin görülmesinden sonra.

Çin’in projesi, faydasına ve pragmatizmine rağmen açık ve nettir. Enerji taşımacılığı için hassas ve önemli deniz yollarını korumak adına jeostratejik ittifaklar kurmayı, ekonomik çıkarlarını korumak için hedef ülkelerle anlaşmalı olarak askeri tesisler inşa etmeyi amaçlamaktadır.

Günümüz dünyasında ekonomik etki, güçlü ülkelerin tercih ettiği ilk silahtır. Bu nedenle, Körfez bölgesini ve ülkelerinin güvenliğini – en açık şekilde de Suudi Arabistan ve ekonomik vizyonunu – tehdit eden tüm büyük tehditlere, bölgenin büyük bir sıcak plakaya dönüşmesine rağmen ekonomik projeleri uygulamaya güçlü bir şekilde devam edildiğini görüyoruz. Bunun yanında kısa vadeli tepkiler verme hatasına düşmeden savunma hatları, ulusal güvenlik projeleri ve caydırıcılığın güçlendirildiğine de tanık oluyoruz.

Çin’in altyapı alanındaki liderliği, ileri teknoloji, yapay zeka ve akıllı şehir paketi kapsamında gerçekleştirdiği büyük yatırımlarla beşinci nesil ağlar projesinde açıkça görülüyor. Söz konusu proje, entegre gözetim sistemleri ve dijital güvenlik çözümlerini içeriyor. Bu ise, Batı’nın Çin’in yönetici partinin otoritesini güçlendirmeye yönelik stratejilerine yönelttiği eleştirinin bir parçasını oluşturuyor. Önümüzdeki iki yıl içinde kârının 70 milyar doları aşacağı tahmin edilen yapay zeka teknolojilerini ihraç etme projeleri göz önüne alındığında bu teknolojiler, şu anda Çin için en önemli ürün olarak kabul ediliyor. Çin’in bu ürünleri özellikle istikrarlı, ekonomik iddiaları, Batılı şirketlerin kontrolü altında olmayan açık pazarları olan ülkeleri hedef alıyor. Sırbistan, bu ülkelerden biri ve kendisi, Washington Enstitüsü’nün Ortadoğu’daki Çin etkisi hakkındaki son raporuna göre, Huawei ile yapay zeka ile ilgili iş birliğini geliştirmek, akıllı şehirler ve inovasyon merkezleri inşa etmek için uzun vadeli bir ortaklık geliştirmeye başladı.

Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’a gelince, özellikle Arap Baharı dalgaları ve bölgedeki birçok ülkenin istikrarını bozan rüzgarlarından sonra en önemli ve hızlı büyüyen pazarı temsil ediyorlar. Tahminler, gelişmekte olan yapay zeka teknolojilerini benimsemeleri durumunda bu ülkeleri muazzam fırsatların beklediğine işaret ediyor. Nitekim, Suudi Arabistan iddialı 2030 Vizyonu’nun temelini attığı andan itibaren bu yönde adımlar atmaya başladı. 2030 Vizyonu’nun ulusal sonuçları, özellikle korona pandemisinden sonra büyük lojistik krizlerin etkilerinin üstesinden gelmeye katkıda bulundu. Suudi Arabistan bu dönemde, uzaktan lojistik hizmetleri sağlamada teknoloji ve teknikleri kullanma açısından umut verici bir model sundu. Bundan önce de yönetişimde devasa bir dijital dönüşüm başlatmıştı. Ayrıca zorluklara rağmen, bilhassa altyapı, lojistik hizmetler ve yenilenebilir enerji alanlarında, Ortadoğu’da yapay zeka, dijitalleşme ve liderlik düzeyinde büyük ekonomik pazarlar yaratmanın yanı sıra silah ve askeri alanlarda yerlileşme konusunda da iddialıdır. Yine, özel şehir ve bölgelerin temelini atarak, ileri teknolojiye dayanan dev, sürdürülebilir bir akıllı şehir olarak gelecek vaat eden “Neom” deneyimini modelleştirmeye çalışmaktadır.

Bölgenin geleceği düzeyinde, Çin’in sunduğu ve dünyanın önde gelen ülkelerinin ilgisini çekmeye başlayan yenilikler ve modeller, bölgedeki siyasi çekişmeler ve risklerle kesişmesine rağmen, Çin’in yükselişi ile hiçbir ilgisi yoktur. Aksine, yeni jeostratejik değişimleri değerlendirmede tarafsız olma yeteneği, yerli yatırım önceliklerini sunma ve yapay zeka alanlarında gelecek vaat eden fırsatları yakalamakla ilgilidir.

Nüfusun büyük bölümünü oluşturan muazzam genç enerjiyi eğiterek kendisinden yararlanmak, eğitimde geleneksel disiplinler fobisinden kurtulmak, beceri, eğitim ve özellikle hayati öneme sahip alanlarda hassas uzmanlık düzeylerinde yeni alanlar oluşturmakla bağlantılıdır. Bu hayati alanların arasında sağlık da yer alıyor. Nitekim gelişmiş ülkeler dahil dünyanın tüm ülkelerinde koronavirüs krizinin ortaya çıkardığı sorunlardan biri de sağlık kurumları ve kendisini destekleyen hizmetlerin uyumuydu. Bölge ülkeleri için her şeyden önemlisi, içerideki krizlerinin baskısından kurtulmaya, gerilim bölgelerinde egemenliği ihlal eden projelerini gerçekleştirmeye çalışan krizler ittifakı ülkelerinin liderlik ettiği siyasi hedef alma projelerine rağmen, geleceğe doğru ilerlemeye devam edebilmektir. Bu ülkeler ayrıca, şimdi bir kasılma ve panik hali yaşayan, büyük dönüşüm zamanlarına uymayan aşırı bir ideoloji ile boğuşan gölge medyanın yalan içeriklerinin ortaya çıkaracağı kaos ile ılımlı ülkeler ittifakını, bu gerilimli bölgelere çekmeye çalışıyorlar.

Yusuf Deyni
Suudi yazar şarkulavsat

Yorumlar