Tahran’da üçlü zirve

Թուրքիայի սիրիական քաղաքականությունը 2011-2017թթ. «ՌԱՀՀԿ»

Moskova Belediyesi Milletler Evi’nde Türkiye Cumhuriyeti’nin 95.yılı kutlandı

Rusya Kamışlıyı niye istedi ?

Dr. Mustafa Görüryılmaz: SON DERVİŞ

Gündem 4 Ağustos 2021
56
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

Ganimet Zahid tarafından kaleme alınan ve Azerbaycan Türkçesi ile Bakü’de yayınlanan Son Derviş (Ganimet Zahid; Son Derviş; Baki 2019) kitabı hakkında birkaç söz etmek isteriz. Öncelikle şunu belirtmeliyim, fakülte seviyesinde edebiyat eğitimi almadım, tarih okudum. Aynı zamanda Ganimet Bey gibi olmasa da bir gazeteciyim. Bu bakımdan bazı eksiklerim ya da yanlışlarım olursa peşinen bağışlamanızı istirham ederim. Türk milletinin ülkü erleri, her çağda mevcut olmuştur. Bu ülkü erleri, yaşadıkları dönemlerde toplum için iyi ve güzel olanı tercih etmişlerdir. Kendi hayatlarındaki bu tercihleri ile insanlara örnek olmuşlardır. Geniş halk kesimi de bu şekilde yaşayan ülkü erlerinin söz ve davranışları ile düşüncelerini, hayat tarzı haline getirmeye çalışmışlardır. Bazı dönemlerde, bu şekilde örnek alınan ülkücüler, yaşadıkları çağlarda toplumun geniş katmanlarınca anlaşılamamış olabilirler. Fakat onlara yürekten inanan ve onları anlayan insanlar da her zaman olagelmiştir. Kıyaslamak gibi bir niyetimiz ve düşüncemiz asla yok, ama Gazi Mustafa Kemal Paşa da Ebülfez Elçibey de ülkedeki en karanlık dönemlerde talihin ve şartların ortaya çıkardığı Türk milletinin birer kahramanıdır. Ganimet Zahid de bu kahramanları örnek almış bir ülkü devidir. Gazeteci Ganimet Zahid, Son Derviş adlı romanda, Türk tarihinin çeşitli dönemlerinde karşımıza çıkan bir ülkü devinin hayatını anlatmaktadır. Romanda bu idealist insanın adı Şair olarak belirtilmiştir. Şair, her toplumda, kasaba ya da şehirde görebileceğimiz bir okuryazardır, münevverdir. Dünya görüşü, yaşayış biçimi, hayat tarzı, mensup olduğu toplumun tarihi, millî ve manevi değerlerine bağlılığı ve sadakati ile herkesin örnek alabileceği bir ülkücüdür. Hayatının her anında inandığı gibi yaşamıştır. Yüreği ile dili arasında virajlı-dolambaçlı yollar olmadığı için inandığını dosdoğru söylemiştir. Beylerin, paşaların, güçlülerin, zenginlerin ve nihayet şahların ve padişahların karşısında secdeye kapanmamıştır. Neyse o olmuştur.
Her dönemde bir Şair var demiştik. Son Derviş romanındaki Şair, romanda 1192 tarihinde Şirvanşahların başkenti Şamahı’da gün yüzüne çıkar. (Şamahı, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün kuzeybatısında yer alan tarihî bir Türk şehridir.) Şair, her toplumda görülebilecek “çekemeyenler” ve “iftiracılar” yüzünden Şah’ın gazabına uğrar ve zindana atılır. Bu esnada Şamahı’da büyük bir deprem meydana gelir. Zelzele, Şair’i, bir anda duvarların dışına fırlatır, atar. Ne yapmalı, oralardan alıp başını gitmeli mi yoksa şehre dönüp kaldığı yerden kendi doğrularını yaşamaya devam etmeli mi? Şair’in karşısında zor bir tercih vardır. Ganimet Zahid, bu romanda, olaylar ve insanlar arasında çok güçlü bir yapı ve ilişkiler ağı kurmuştur. İnsanın, yani Şair’in, iç dünyasında kendisi ile hesaplaşmasını anlatmıştır. Yaşadığı toplumun tarihî, millî ve manevi değerleri ve millî kültürü çerçevesinde yaptığı tahliller, son derece gerçekçi ve en ince ayrıntısına kadar mantıklı ve kuvvetlidir. İnsanların karakterleri ve ruh halleri hakkında yaptığı tasvirler de son derece güçlüdür. Bunun yanı sıra, insanların dış görünüşü, fizikî özellikleri, giyim ve kuşamları da çağın şartları çerçevesinde, Ganimet Bey’in güçlü tasvirlerinden nasibini almıştır. Ganimet Zahid, 1192 yılından 1920’li ve 1930’lu yıllara başarılı bir geçiş yapmaktadır. Bir zamanlar Kafkaslarda yaşayan insanların adını fısıltı şeklinde söyleyebildikleri bir “Bıyıklı Adam” vardı. Moskova’da oturan bu Bıyıklı Adam’ın döneminde yaşayan Şair ile birlikte, elbette başka ülkü erleri de hayatta kalmaya çalıştılar. Bıyıklı Adam-Stalin’in istihbarat teşkilatı NKVD (sonradan KGB), yalancı şahitler ve iftiracılar vasıtasıyla Sovyetler Birliği coğrafyasında pek çok insanın ocağını batırdı, söndürdü. Toplumda ayaklar baş oldu, beyler, okuryazarlar, bilgili ve kültürlü, güngörmüş insanlar ise ayak takımının oyuncağı haline getirildi. Roman kahramanlarından Hasan Bey gibi toplumda itibar sahibi insanlar, yaşadıkları bu durum karşısında çıldırdı, aklını yitirdi. Bir anda ortadan yok oldu. Rayon Komiserleri; vatanseverleri, komünist olmayanları, köklü ailelerin mensuplarını Türkçü-Turancı-Müsavatçı-karşı devrimci-Troçkistçi-Kamenevci-Buharinci-Zinovyevci… gibi suçlamalarla (!) 1937-1938 yıllarında kurşuna dizdirdiler, Sibir’e sürgüne yolladılar. Giden bir daha dönemedi. Stalin’in ve eli kanlı elemanlarının ağır işkencelerine maruz kalan Türkler, imha edildiler. Bazıları da dağlara ve ormanlara sığındı; Kaçak Mail, Kaçak Süleyman … gibi insanlara türküler yakıldı. Bu türküler Kafkaslarda halen söylenmektedir. Stalin dönemindeki işkencelerin bir benzeri de 12 Eylül 1980 tarihinden sonra Türkiye’de kurulan savcılık karakollarında yaşandı. Bunların en önde gelenlerinden biri de Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Başsavcılığı bünyesinde kurulan C-5 işkence hanesidir. İşkence yapılan Ülkücüler, Başsavcı Albay Nurettin Soyer’in karşısında kendisine işkence yapıldığını ve ifadesini kabul etmediğini, doktora gitmek istediği söylerdi. Bu sözler üzerine Nurettin Soyer, günlerce süren gördüğü işkenceden bitkin halde sedyede ya da yerde yatan, ayakta duramayan tutsakları getiren polislere dönerek şöyle derdi: “Bu … akıllanmamış, alın götürün. İfadesini doğru dürüst alın, öyle getirin!” Bu ve benzeri sözler, Stalin’in işkence hanesinde de çok yaşandı. Ganimet Zahid, romanda bu işkence sahnelerinden örnekler vermektedir. Stalin’in uzun elleri, Sovyetler Birliği’nde yaşayan Müslüman Türklere Allahsızlık ve dinsizlik propagandası yaptı. Kafkaslarda yaşayan insanlar, okuryazarlar, münevverler, bu durum karşısında çıldırma noktasına geldi, aklını kaybedenler oldu. Şair, Bulgar ve Katar, Şamahı’dan doğu istikametinde yola çıktılar ve Bülöv Taşı (Bileyi taşı) ormanında günlerce yürüdüler. Korkut Ata’nın (Dede Korkut) kabrine vardılar. Korkut Ata tekkesindeki şeyh ile tanıştılar, uzun uzun sohbetler ettiler. Ganimet Zahid’in bu bölümde anlattığı konulardaki tarihî ve dinî bilgisi, kişilerin karakterine uygun kelimelerle düşüncesini aktarması da takdire şayandır. Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerden tutun da ilk dönem İslam tarihi ve Türk-İslam tasavvufu alanındaki görüşlerini, roman kahramanlarının ağzından ifade etmesi, son derece yüksek bir kültürün ve bilgi birikiminin eseridir. Dede Korkut tekkesindeki şeyhin şu sözü de Türk-İslam tasavvufunun özünü dile getirmesi bakımından dikkati çekmektedir: “Deyilen (denilen-söylenen) sözleri bilmek herkesin bilgi bacarığıdır (becerisidir). Deyilmeyen sözleri okumak da bizim bilgimizdir.” Ganimet Zahid, tekke şeyhinin ağzından din, kitap, peygamber, akıl, insan, ruh, ilahî aşk ve tasavvuf ilişkilerini de başarılı bir şekilde okuyucuya sunmaktadır. Son Derviş romanında, Bolşeviklerin topluma yeni bir dinî anlayışı dayattığını ve bu dinde Allah-yaratıcı kavramının yer almadığını anlatmaktadır. Bu anlayışın, bölgelerdeki komünist hükümet komiserlerinin mahalli ilim irfan yuvalarına ve kütüphanelere karşı savaş başlattığını, acı biçimde dile getirmektedir. Bu kitaplıklarda bulunan binlerce elyazması kitabın vahşice nasıl yakıldığını, hüzünle ifade etmektedir. Bolşeviklere ve onların getirdiği dinsizlik tanrısına biat etmeyenleri, komünizmin kurallarına uymayanları bekleyen bir tek sonuç vardı: “Gider gelmez”e doğru yola çıkmak. Bu insanların akıbeti ya kurşuna dizilmek ya da trenlere doldurulup Sibir’e sürülmekti. Sibir’e doğru yola çıkan Türkçüler-Turancılar, vatanseverler, bir daha vatanlarına, evlerine dönemeyeceklerini elbette biliyorlardı. Gider gelmez yolcuları, gidip de bir daha gelemedi. Romanda bulacağınız ve Ganimet Zahid’in anlatımıyla büyük bir zevkle okuyacağınız konular arasında Tanrı anlayışı, hakikat, din, şeriat, aşk, tarikat, şiir, ruh, Türk-İslam tasavvufu gibi konuları bulacaksınız. Selçuklular, Cengiz, Harizmşahlar, Timur, Şirvanşahlar… gibi tarihi dönemlere ilişkin bilgilerle karşılaşacaksınız. Dede Korkut’tan kütüphanelere, Bolşevikler ve komünizmden gözü dönmüş raykomların tutumuna, Bıyıklı Adam-Stalin’den 1937 yılındaki işkencelere, Sibir ve sürgüne kadar, gider gelmez… Eski Sovyetler Birliği coğrafyasının, Kafkasların ve Avrupa’nın önemli gazetecileri arasına girmiş bulunan Ganimet Zahid, bu konuları, her dönemde karşılaşılabilecek örnek insan idealist-Ülkücü ŞAİR adını verdiği kişinin merkezde olduğu konularla tartışmaktadır. Güneş Dede, ŞirvanŞah, Hasan Bey, Dr. Baskakov, Derviş, Sofi Durmuş ve hepsinden de önemlisi Azadlık gazetesinin genel yayın yönetmeni Ganimet Zahid, Son Derviş romanının konusudur. Sözü uzattık, ancak Ganimet Zahid’i okursanız büyük bir keyif alacaksınız. Romanda, Kafkaslara ve Azerbaycan’a dair bilmediğiniz konuları öğrenme imkânı bulacaksınız. Bu romanın Türkiye Türkçesine çevrilmesi halinde eminiz ki edebiyat fakültelerinde ders olarak okutulan yer, olay ve insan tasvirleri, konuların örgüsü, olayların birlik ve bütünlüğü, insan ruhunun tahlili gibi pak çok konuda, Kafkaslardan çok önemli bir örneklerle karışılacaksınız. Bu kitapta Ganimet Zahid’in özünü bulacaksınız. Kutluyoruz. Bu arada, şiirleriyle romana güç ve kuvvet veren, güzellikler katan gazeteci meslektaşımız Saadet Cihangir’i de kutluyoruz.

Dr. Mustafa Görüryılmaz
araşdırçmacı, yazar

Yorumlar