Dünya insani gelişmişlik endeksi 2018 yaımlandı

İdlib ve Münbiç Mutabakatları ve Türkiye’nin Suriye’de Görünmeyen Kazanımları

Эксперт объяснил, как Израилю удалось подставить Ил-20 под удар ПВО Сирии

Rus milletvekili: Uçağımızın düşürülmesinin arkasında ABD olabilir

Doğu Türkistan İslam Hareketi (DTİH) Hakkında (I)

Gündem 14 Eylül 2017
461

Sözde Uygur terör tehdidi konusunda anlatılanlar büyük ölçüde Türkistan İslam Partisi (TİP) olarak tanımlanan dönemde, Doğu Türkistan İslam Hareketi (DTİH) adı verilen örgüte karşı Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yapılan suçlamalara dayanmaktadır. Uygur siyasi hareketlerini okuyan herhangi biri Uygurların içerisinde bulunduğu bu örgütü 2001 öncesinde duymuş olsaydı muhtemelen bunun hakkında az da olsa birkaç söz edebilirdi. Son yirmi yılda Doğu Türkistan’daki etnik şiddete ve sivil huzursuzluğa örnek teşkil edebilecek sayısız olay yaşanmıştır. Buna mukabil olayların terörizm kastıyla yapıldığına veya uluslararası terörist gruplarla iş birliği içerisinde olunduğuna dair elimizde güçlü kanıtlar bulunmamaktadır. Muhtemelen yapılan eylemlerin çok azı terör saldırısı veya hedefi olarak ifade edilebilir. Bununla birlikte esnek bir anlatıyla değinecek olursak DTİH etrafında oluşmuş ve küresel cihat ağlarının yardımıyla terör eylemleri gerçekleştirmek isteyen bir organizasyonun varlığı kabul edilebilir. Bu anlatı Çin resmî kaynaklarında ifade bulmuş gibi gözükse de küresel terörle ilgili bir kısım araştırmacılar tarafından yapılan analizler bu nevi iddiaları inandırıcı bulmaktadır. Fikir hangi yönde geliştirilirse geliştirilsin burada dikkati çeken husus Çin’in Uygurlara yönelik iddialarından etkilenen bir dünyanın varlığıdır. Yapılması gereken bu haksız ve taraflı anlatının aksini bilimsel olarak ortaya koymaktır.
Çin, DTİH için ilk resmî açıklamasını Kasım 2001’de “Doğu Türkistan Teşkilatlarının Usame Bin Ladin ve Taliban İle Bağlantılı Olarak Gerçekleştirdiği Terörist Faaliyetler” başlıklı bir belgeyle yapmıştır. Belge, 11 Eylül 2001 olaylarını takiben BM Güvenlik Konseyi toplantıları için hazırlanmış görünmektedir. Çin, Usame Bin Ladin liderliğindeki terör örgütüne 300.000 dolar finansman verilmesinin ve Afganistan’da Taliban’ın yanında savaşan 320 Uygur teröristin bir tabur nezaretinde olmasının DTİH tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmektedir. Belgenin hazırlanmasından kısa bir süre sonra Çin, Ocak 2002’de yayımlanan “Doğu Türkistan Terörist Güçleri Ceza Almaktan Kaçamazlar” başlıklı bildiride DTİH ve diğer Uygur grupların sözde terör faaliyetleri daha kapsamlı ve detaylı olarak anlatılmıştır. Daha sonraki yıllarda bu belgeler diğer sözde Uygur militan grupların ve listelenmiş belirli kişilerin ve grupların DTİH üyeleri olarak algılanmasını doğurmuştur. Çin bu grupların tehdidi üzerinde durmak gayesiyle çeşitli resmî kamu duyurularını periyodik olarak yapmaktan geri kalmamıştır.
İlk iki resmî belgenin ortaya atılmasının zamanlaması göz önüne alındığında, Çin üzerine çalışma yapan pek çok uzman bu durumu “Teröre Karşı Küresel Savaş”ta ABD’yi Uygur siyasi muhalefetine karşı mücadelede kendi tarafına çekmek için Çin’in girişimleri olarak değerlendirmiştir. Çin’in ilk belgeyi yayınlamasından sekiz ay sonra BM ve ABD, DTİH tarafından Çin’e yöneltilen iddiaların terör tehdidi olarak tanımasını sağlamıştır. Denilebilir ki Çin, amaçladığı sonucu almak için iyi bir strateji geliştirmiştir. Bundan sonra artık DTİH bir terör örgütü olarak kabul edilmiştir. 2002 yılı Eylül ayında ABD “13224 Numaralı Yürütme Tüzüğü ve 1267 ile 1390 numaralı BMGK Kararları” doğrultusunda DTİH’i uluslararası yaptırımlara tabi tutulmak suretiyle terör örgütü olarak tanımıştır.
DTİH’in ABD tarafından terör örgütleri arasında kabul edilmesi oldukça tartışmalı olmuştur. Tartışmalara sebep olarak örgütün özelde Doğu Türkistan’da, geneldeyse Çin’de terör faaliyetleri konusunda yeterli bilgi bulunmaması, son 20 yılda Doğu Türkistan’da herhangi bir organize şiddet içeren tasarlanmış terör faaliyetine dair kanıtların azlığı, DTİH’in varlığına dair hiçbir somut kanıtın ortaya konulamaması, bazı strateji uzmanlarının DTİH tanımlamasında çekilen sıkıntıyla bunlardan daha da önemlisi “Teröre Karşı Küresel Savaş” kararlarının Çin’in amaçlarına hizmet edip etmediği konularıdır.
ABD muhtemelen Afganistan’daki savaşlarda daha fazla Çin’in tutumunu irdelemiştir. Durumun daha ironik analizi öncelikle ABD tarafından DTİH’in bir terör örgütü olarak tanınmasından sonra gerçekleşen Irak işgali sürecinde yaşanmıştır. ABD, Irak Savaşı’na Çin’in kapalı destek vermesini araştırmaya başlamıştır. Bu açıdan bakıldığında Çin, DTİH’in terör örgütü listesine alınmasında kendi çıkarları doğrultusunda ABD’yi kandırma eğiliminde olmuştur.
Böyle bir analizi yaparken taraflı Çin istihbarat bilgilerine dayanarak DTİH’i bir terör örgütü olarak kabul etmek objektif bir bakış açısıyla nitelendirilemez. ABD Dışişleri yetkililerinin DTİH’in gerçekten bir terör tehdidi oluşturduğunu ortaya koymaya yönelik Çin kaynaklı olmayan istihbarat bilgileri üzerinde teferruatlı bir şekilde durmak niyetinde olmadığı aşikârdır. ABD’nin DTİH’i terör grubu olarak tanımasına rağmen son 10 yılda önemli bir Uygur terör tehdidiyle karşılaştığına dair Çin’in iddialarına tek ve en önemli itiraz yine ABD’den gelmiştir. Ayrıca düşünce ve strateji uzmanları, politika analistleri, güvenlik uzmanları ve akademisyenler tarafından ortaya konulan fikirler, DTİH hakkında bir kanaat oluşmasını sağlamıştır. Bu kanaat bilgi zinciri güvenilir olmayan kanıtlara dayalı olmasına rağmen maalesef başta ABD olmak üzere bütün dünyada yayılmıştır. Ortaya çıkan sonuç Uygur terör tehdidi konusunda inandırıcı bir anlatının olmadığı gerçeğidir. Ne var ki uzmanlar tarafından dile getirilen şüphelere rağmen bu anlatı özellikle ABD’de etkili olmuştur. Bu durum Uygurların hayatlarını Çin’in içinde ve dışında etkileyen ağır sonuçlar doğurmuştur.
Çin periyodik olarak DTİH için “Çin’in Batı Xin-jiang eyaletindeki ayrılıkçı Müslüman grubun faaliyeti” veya “Xin-jiang bölgesinde çeşitli grupların aşırı militan terör örgütü” şeklinde suçlamalar yapmıştır. Ancak gerçekte DTİH veya herhangi bir terörist grup Doğu Türkistan’da şimdiye kadar organizasyonlu herhangi bir terör olayına kalkışmamıştır.
ABD, Dışişleri yetkililerinin strateji kuruluşlarına DTİH hakkında yaptırdığı teferruatlı araştırma varsayımlarının doğruluğunu anlayabilmek için “terörizm odaklarını takip merkezleri” kurulmuştur. Bu nevi merkezler DTİH’in teşkilat yapısını, tarihçesini, TİP ile münasebetini, ABD ve dünyadaki diğer ülkelerin askerî, kolluk ve istihbarat birimleriyle diyaloglarını ortaya koyan çalışma tabloları hazırlamıştır. Bu çalışma sonuçları tamamen Çin hükûmet belgelerine ve güvenilir olmayan internet kaynaklarına dayanmaktadır. Benzer şekilde DTİH’in El-Kaide’ye bağlı küçük bir radikal İslamcı grup olduğu iddiası ve uluslararası cihat hareketiyle Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Afganistan ve Doğu Türkistan’ı içine alacak bir alanda faaliyet göstererek bağımsız bir “Doğu Türkistan” hedeflediği düşünülmüştür.
Çin ve Orta Asya üzerine akademik çalışmalar yapan uzmanlar genellikle şüpheci varsayımlarda bulunarak, olasılığını inkâr etmeden, sözde Uygur terör sorununun daha farklı bir anlayış benimsediğini ifade etmektedirler. Genel olarak uzmanların kanaati Uygurların yaşadıkları coğrafyadaki sıkıntıları neticesinde ve muhtemelen varlıklarını devam ettirebilmek endişesiyle Çin’e veya Batı’ya karşı önemli bir terörist tehdit oluşturabileceği yönündedir. Bu kanaat kısmen bu alanda yapılmış tek akademik çalışma olan terör uzmanı Rohan Gunaratna’nın ortaya attığı bir fikir olmuştur. Gunaratna güvenlik çalışmaları alanı yanında dünya çapında hükûmet kurumlarıyla bağlantıları etkileyebilecek durumların bir listesini hazırlamıştır. Gunaratna ayrıca El-Kaide hakkında yazdığı eserinde yer alan düşünce ve konuşmalarında DTİH’in yakinen El-Kaide ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu düşünceye sahip olmasını da halk tarafından desteklenen ama gizli tutulan “Uygur diaspora fonlarının” finansmanına ve lojistik gelişme yeteneğine bağlamıştır. Gunaratna bu türden kanaatlerini Çin ve ABD hükûmet belgeleriyle kökeni şüpheli internet tabanlı kaynaklara dayandırmıştır. Bu durum meselenin tahlilinde objektiflikten uzaktır.
Şaşırtıcıdır ki Orta Asya veya Uygurlar hakkında, esasen güvenlik konusu uzmanlık alanı olmayan kişiler de çalışmalar yürütüp suçlayıcı iddialarını gerçekmiş gibi yansıtmak eğilimindedir. Sonuç olarak DTİH’in, yetenekli bir terör örgütü ve Çin veya muhtemelen dünya için ciddi bir tehdit olarak lanse edildiği makaleler, monografiler ve tezler dâhil terörizmle ilgili akademik literatürün hiçbir eleştiriye mahal verilmeden çoğaltıldığı söylenebilir. Durumun iyi tarafıysa aslında sözde Uygur terör tehdidiyle alakalı çoğaltılıp yaygınlaştırılmaması gereken bu çalışmaların gittikçe popülaritesinin düşmesidir.
Burada gayemiz DTİH üzerindeki kendi kendini devam ettiren literatürü ve kasıtlı fabrikasyon üretimi söylemleri ortadan kaldırmak değildir. Bu soruya cevap ararken gayemiz özensiz araştırma ve güvenilmez kaynaklara dayanarak sözde Uygur terörizmi konusunda tehlikeli ve asılsız anlatıların bulunduğunu ortaya koymaktır ki, kanaatimce bu bilgiler, teröre karşı global savaşta Çin’in Doğu Türkistan’da yapmaya çalıştığı terör devleti uygulamalarına meşru zemin oluşturma çabası 2009 olaylarından sonra tamamen gün yüzüne çıkmıştır, denilebilir. Batı dünyası muhtemelen son on beş yılda Çin’in hassas noktalarından biri olan Doğu Türkistan meselesi üzerinden Çin’i sıkıştırmaya devam ederken Çin de kendisini güvenceye almak ve yaptıklarına meşru bir mazeret uydurabilmek için “sözde terör” üzerinde ciddi argümanlar geliştirmeye devam edecektir.
Dr. Ömer KUL

Yorumlar