AB, ABD’ye meydan okuyor: Tahran’a petrol-gaz ziyareti

Rusya ile Yapılan Gizli Anlaşma

Moğolistan’daki başarısız Fetöcü paketleme operasyonunun MİT’e faturası!

Ինչ էր պլանավորել Սամվել Բաբայանը

DOĞU AKDENİZDE YÜKSELEN İKTİDAR ÇATIŞMALARI

Gündem 16 Ağustos 2019
129

2000’li yılların başından itibaren bilim insanları, Doğu Akdeniz’in altında zengin doğalgaz ve petrol kaynaklarının bulunduğunu açıklamıştı. Son on yıl da ise kıyıdaş ülkeler arasında deniz yetki anlaşmaları çerçevesinde diplomatik ve hukuki bir problem oluştu.
Ancak bu problem bugünlerde, İsrail’in Güney Kıbrıs tarafının ve Mısır’ın peş peşe buldukları hidrokarbon rezervleriyle uluslararası enerji şirketlerinin de katılımıyla daha büyük ve uluslararası bir enerji problemine dönüştü. Ülkelerin Doğu Akdeniz’de şuan’a kadar buldukları rezervlere baktığımız zaman İsrail, Leviathan ve Tamar kaynaklarında 900 metre küplük bir doğalgaz kaynağı keşfetti. Güney Kıbrıs, Calypso ve Aprhrodite yataklarında 320 milyar metreküplük bir doğalgaz kaynağı keşfetti. Mısır’ın son bulduğu Zohr yatağından 800 milyar metreküplük zenginlik var. Türkiye ise özellikle 1996 ile 2016 yılları arasında 13 farklı kuyu da çalışmalar yaptı. Ancak İsrail’in ve Güney Kıbrıs Mısır’ınki gibi bir sonuca ulaşamadı. Hal böyleyken, Amerika Jeolojik Araştırma Merkezi’nin 2010 yılında yayımladığı bir rapora göre, Levat havzasında toplamda 1,7 milyar varillik iki petrol rezervi olduğu ve çıkarılabilir doğalgaz rezervinin ise 3,45 trilyon metreküp olduğu tahmin edilmekte. Türkiye doğalgaz ihtiyacının %99’unu ve Petrol ihtiyacının %89’unu dışarıdan karşılayan bir ülkedir. Her yıl çoğunlukla Rusya’dan 50-52 milyar metreküplük doğalgazı satın alan Türkiye, Doğu Akdeniz’den payını aldığında her yıl enerjiye harcadığı 32-40 milyar dolar civarındaki parayı tasarruf ederse yıllık cari açığını bile kapatabilir. Dahası, diğer ülkelere bu doğalgazdan satabilen hatta önümüzde ki 500-600 yıl boyunca ihtiyaç duyacağı doğalgazı miktarını karşılayabilen zengin bir ülke haline gelir. Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’de 2600 yıllarına kadar yetebilecek doğalgaz enerjisi var. Öyle ki dünya ihtiyacının %30’unu Akdeniz bölgesini tek başına karşılayabilir. Fakat , Doğu Akdeniz bölgesinde bulunan bu enerji nedeniyle, bu bölgeden pay almak isteyen ve özellikle Türkiye’nin payını almak isteyen ülkelerin odak noktası haline geldi.
Türkiye, Akdeniz’in altında yatan doğal zenginliğe geç uyanmışken Güney Kıbrıs daha 1980’lerden itibaren Doğu Akdeniz’deki bu rezervler üzerinde bir faaliyet içerisindeydi. Rumlar 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca kendine göre ekonomik bölgeleri ilan edip ardından, bölgedeki diğer kıyı ülkeleriyle birlikte deniz yetkilendirme anlaşmaları yapmıştır.
En büyük adımları ise 2007 yılında, adanın güneyindeki bir bölgeyi 13 parsele bölerek bu bölgeleri ruhsatlandırmışlardır. Bu bölgeyi ihaleye çıkararak İtalyanlardan ENİ, Fransızlardan TOTAL, İngilizlerin BP, Güney Korelilerin KOGAS, Amerikalıların EXXONMOBİL, Katarlıların PETROLEUM, İsraillilerin ise DELEK isimli şirketleri ve daha bir çok uluslararası enerji şirketiyle bu 13 parsel de faaliyetlerine devam ediyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Kuzey Kıbrıs’daki halkımızın hakkını kimseye yedirmeyiz gibi açıklamalar yaparak bölgede ki hukuki hakkını aramaktadır. Türkiye’nin iyi ilişkiler içerisinde olduğu Güney Kore ve Katar bu anlaşmalarda Türkiye’nin karşısında saf tutuyor. Ayrıca Yunanistan üzerinde önceleri kimsenin yaşamadığı Türkiye’nin dibindeki adalarda belediyeler kurarak ve kendi vatandaşlarını buralara yerleştirerek bu adaları kendi sınırlarına katıp kıta sahanlıklarını artırıyorlar. Bu adalar Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’e ulaşımını kolaylaştırdı. Türkiye bu süreçte hiç bir şey yapmadı mı? Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın attığı ilk adım olarak 2004 yılında Türkiye’nin kendi kıta sahanlığını Birleşmiş Milletlere ilan etmiştir. İkinci adım ise Türkiye’de Kıbrıs Türkleri 2011 yılında aralarında deniz yetkilendirme antlaşması imzaladılar ve böylelikle Kuzey Kıbrıs ulusal kuruluşumuz olan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığında Kıbrıs’ın kuzey kısmındaki bölgelerde Türkiye’ye sondaj yapması için ruhsat verdi. Piri Reis, Barbaros isimli sismik araştırma gemileriyle Fatih sondaj gemisi 2019’un mayıs ayında doğalgaz araması yapmaktadır. Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs kıta sahanlığı çakıştığı için güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. Türkiye’nin itiraz ettiği nokta, Kıbrıs Rum tarafı -tek taraflı olarak- ve Türklerin haklarını ve çıkarlarını gasp ettiği yönündedir. Güney Kıbrıs’ın itiraz ettiği nokta ise Türkiye’nin Rum eğemenliğini ihlal etmesidir.
Kıbrıs’daki Rum nüfusu 855 bin Türk nüfusu ise 325 bindir. Türkiye adanın yaklaşık 3/1 Türklerden oluştuğu için Rum kesiminin tek başına hak iddia etmesini adanın sanki tek sahibiymiş gibi tek başına 13 adet sondaj ruhsatını AB ülkelerine ait şirkelere vererek ortaklaşa sondaj yapılması için antlaşmalar imzalanmasını uluslararası hukuka aykırı buluyor.
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve İsrail keşfedilmiş bu enerji kaynaklarını AB ulaştıracak denizden geçen bir boru hattı projesini hayata geçirerek Türkiye’yi By-paas etmek istemektedir. Bu hat Türk kara sularından geçmeyecek bir şekilde İsrail, Güney Kıbrıs, Girit, Yunanistan ve İtalya arasında inşa edilmek istenmektedir. Peki Türkiye’nin S400 savunma sistemini almasına karşı çıkan, bölgede güç kazanmasını istemeyen ABD neden bu projenin içinde ? ABD, 2020 yılına geldiğimizde faaliyete geçirileceğini söylemiş ve bu boru hattı ile de Rusya’nın AB olan gaz satışını bitirecekti. Çünkü en büyük rakibi Rusya, dış ticaretinin %65’ten fazlasını gaz ve petrol satışlarından sağlamaktadır. AB neden Türkiye’nin karşısında ve neden yaptırım uygulamakta? AB, doğalgaz konusunda Rusya’ya bağımlılığını azaltmak ve diğer alternatifleri kullanmak istemektedir. Türkiye’nin, AB ile yapmış olduğu ihracat %35’tir. AB, Türkiye’ye yaptırım uygularsa eğer Türkiye’nin ihracatı yarı yarı düşüş gösterir. Yunanistan, AB’den destek alarak Türkiye’ye tehditler savurmaktadır.
Esad rejiminin yanında yer alan Rusya, Esad rejiminin düşmesi ihtimalini göz önünde bulundurarak 2017 yılında Suriye’nin Tartus limanını 49 yıllığına kendi donanmasını Akdeniz’e getirebilmek için kiralamıştır. Bunun yanında Baniyas ve Tartus’a kadar olan kıyı şeridi 25 yıllık sondaj hakkı Rus enerji firmalarına verildi. Yani Doğu Akdeniz masasında Rusya bir bakıma Türkiye’nin karşısında yerini almıştır ve böylelikle tarihte ile kez Rusya sıcak denizlerde donanma konuşlandırmış oldu. İngiltere’de Kıbrıs askeri üssüne asker takviye etmektedir. Geçtiğimiz ay Güney Kıbrıs ile Fransa arasında yapılan anlaşma ile Fransa’ya Akdeniz’de deniz limanı verilmiştir.
25 Haziran günü gerçekleştirdiği tatbikat kapsamında ABD, İngiltere ve İsrail F-35 uçaklarını Akdeniz semalarında simüle ederek Türkiye’ye göz dağı vermişlerdir. Tabi Türkiye bu duruma sessiz kalmayarak tatbikatları ile karşılık vermişlerdir. 27 Şubat 2019’da 13 Fırkateyn, 6 korvet, 16 hücum bot, 7 denizaltı, 7 mayın avlama ve diğer 53 gemi ile “Mavi Vatan Tatbikatı” 13 Haziran 2019 Karadeniz, Akdeniz ve Ege denizi olmak üzere üç denizde 131 gemi, 57 uçak ve 33 helikopterin katılmasıyla “Deniz Kurdu Tatbikatı” yapılmıştır. Türkiye’nin bu tatbikatlarla ağırlığını ortaya koymasının önemli sonuçları olmaktadır. Bu bölgede faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin bir tedirginlik içerisine girmiş olmaları gibi yüksek miktarda para yatırımı yapan firmalara bu faaliyetlerini güvence altına almak istiyorlar. Ancak son dönemlerde sigorta maliyetlerinin arttığı hem de bazı sigorta şirketlerinin sigortalama işlemlerini yapmaktan itina ettiklerine dair haberleri gündem de görmekteyiz. 2018 Şubat ayında İtalyan ENİ firmasına ait “SAİPEM” sondaj gemisi Kıbrıs’ın kuzeyinde durdurulmuş ve gemi doğalgaz aramaktan vazgeçip bölgeden ayrılmıştır. 2018 Ekim ayında ise Doğu Akdeniz’de doğalgaz arayan Sisnik araştırma gemimiz Barbaros Hayrettin Paşa Yunan savaş gemileri tarafından taciz edildi.
Bu gelişmeler olurken Türkiye önce Somali’de ardından Katar’da son olarak da Sudan’da askeri üsler kurarak Afrika’da ve Ortadoğu’daki Kızıldeniz, Basra Körfezinde ve Hint okyanusunda da stratejik bir şeytan üçgeni oluşturmuştur. Bu adımlardan rahatsız olan ABD 2019 Sudan’da Türkiye’nin destek verdiği Ömer Beşid hükümetini askeri bir darbe ile değiştirdi ve kendi adamını başa getirdi. Sudan artık Türkiye’nin müttefiki değil. İslam ülkelerinde Arap Baharı diye bilinen direnişlerin tamamının Ortadoğu’da ve Doğu Akdeniz’deki enerji savaşlarının önemli bir parçası olduğunu söyleyebiliriz. Sadece Irak’da ve Suriye’de değil Türkiye’nin müttefiki olan Libya lideri Kaddafi de askeri bir darbe ile devrilmiştir. Ortadoğu’daki ülkelerin neredeyse tamamı ABD kontrolündedir. Bu ülkelerin kontrol altında tutulmasının en büyük sebebi Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarını sömürmektir. Türkiye’yi kontrol altına alamayan ABD “ YPG, PKK İŞİD PYD” gibi terör örgütleri ile ülke içerisinde tutulmaya çalışılmaktadır. Suriye’de önce bizi bataklığa çekip sonra kendileri geri adım atarak süreci geri plandan yönettiler. Sonuç olarak ise Suriye ile iki kavgalı devlet haline geldik.
Kuzey Kıbrıs, Rum tarafına yapmış olduğu ortak bir komite kurulması teklifini Türkiye desteklemektedir ve Güney Kıbrıs aslında doğrudan muhataplarının Kuzey Kıbrıs olduğunu hatırlatıyor. Tarafların hiçbiri bu gerginliğin sıcak bir çatışmaya dönüşmesini istemiyor. Ancak ortada büyük bir problem var. Dünyada yeni bir askeri kutuplaşma söz konusu bölgede son derece artan hem de sivil deniz hareketliliği var. Dolayısıyla süratli etkin bir diplomatik çözüm bulunabilmesi için tüm ülkeler çabaladığını söylese de Türkiye’nin bu konuda yalnız olduğunu söyleyebiliriz.
Mücahit Pıçak

Yorumlar