Davit Gasparyan: Rusya’daki Dini Ağlar ve Ermenistan’daki Kilise-Devlet Gerilimi
Ermenistan hükümeti ile Ermeni Apostolik Kilisesi’nin üst düzey temsilcileri arasında giderek artan gerilim, yalnızca kurumsal bir anlaşmazlık olarak görülemez. Bu çatışma, Ermenistan’ın dış politika yönelimindeki dönüşümle ve Rusya’nın ülkedeki dini-kültürel ağlar üzerinden etkisini sürdürdüğüne dair kaygılarla doğrudan bağlantılıdır.
Ermeni Apostolik Kilisesi, tarihsel meşruiyeti ve toplumsal güvenilirliği sayesinde ülkenin en güçlü kurumlarından biri olmayı sürdürmektedir. Ancak kilise elitlerinin bir bölümünün siyasi tutumu, egemenlik, ulusal güvenlik ve dış müdahale tartışmalarını yoğunlaştırmıştır. Bu tablo, Rusya’nın komşu ülkelerde dini kurumları nasıl jeopolitik rekabetin bir unsuru hâline getirebildiğine dair dikkat çekici bir örnek sunmaktadır.
Arka Plan
Son yıllarda, özellikle de son dönemde, hükümet ile kilise arasındaki ilişkiler belirgin biçimde kötüleşmiştir. Tartışmalar; yolsuzluk iddiaları, siyasi müdahale suçlamaları ve kilisenin kurumsal hesap verebilirliği gibi başlıklar etrafında şekillenmektedir. Ancak Erivan’daki siyasi liderlik meseleyi yalnızca iç reform sorunu olarak değil, daha geniş bir güvenlik meselesi olarak da ele almaktadır.
Başbakan Nikol Paşinyan, parlamentodaki bir konuşmasında, “yabancı istihbarat servislerine bağlı olmayacak” bir Katolikos’a ihtiyaç duyduklarını söyleyerek kilise liderliğinin bazı unsurlarını dış etki kanalı olarak gördüklerini ima etmiştir. Bu açıklamalar, hükümetin meseleyi ulusal güvenlik çerçevesine yerleştirdiğini göstermektedir.
Ermeni Apostolik Kilisesi tarih boyunca – Osmanlı ve Sovyet dönemleri dâhil – Ermeni kimliğinin korunmasında merkezi rol oynamıştır. Kamuoyu araştırmalarına göre kilise, ülkedeki en güvenilir kurumlardan biridir. Ancak bu güçlü meşruiyet, aynı zamanda onu siyasi araçsallaştırmaya açık hâle getirmektedir.
Tarihsel olarak kilisenin üst yönetiminin bazı kesimleri, Rus Ortodoks Kilisesi ve Rus devletiyle yakın bağlar sürdürmüştür. Bu ilişkiler, Ermenistan’ın Sovyet sonrası dönemde Rusya’ya güvenlik açısından bağımlı olduğu süreçle paralellik göstermektedir.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgali sonrasında bu bağlar daha görünür hâle gelmiştir. Tüm Ermenilerin Katolikosu II. Garegin’in, Vladimir Putin tarafından devlet nişanıyla onurlandırılması sembolik açıdan dikkat çekmiştir. Daha da tartışmalı olan ise, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin Rusya’daki piskoposluğunu yöneten Başpiskopos Ezras’ın (Nersisyan), Ukrayna’daki savaşla bağlantılı Arbat Taburu’nu kutsamasıdır. Paşinyan, 2025 yılında Ezras’ın KGB tarafından devşirildiğini iddia etmiştir.
Moskova ise Erivan’ın kiliseye yönelik eleştirilerine sert tepki göstermiştir. Sergey Lavrov dâhil olmak üzere Rus yetkililer, Ermeni hükümetinin tutumunu Batı etkisi altında “istikrarsızlaştırıcı” olarak nitelendirmiştir. Rusya’da Ermeni diasporasının Paşinyan karşıtı gösterilerine izin verilmesi de Moskova’nın dolaylı tutumu hakkında soru işaretleri doğurmuştur.
Bölgesel Bağlam ve Jeopolitik Boyut
Rusya, Sovyet sonrası coğrafyada dini kurumları uzun süredir yumuşak güç aracı olarak kullanmaktadır. Bu durum en belirgin biçimde Ukrayna’da görülmüştür. 2014’te Kırım’ın ilhakı ve 2022’deki geniş çaplı işgal sonrasında Kiev yönetimi, Moskova’ya bağlı dini yapılara karşı mesafeli bir politika izleyerek bağımsız bir ulusal kilise yapılanmasını desteklemiştir.
Benzer dinamikler Moldova ve Gürcistan’da da gözlemlenmektedir. Bu ülkelerde Moskova bağlantılı dini yapılar, zaman zaman Rusya yanlısı siyasi söylemlerin güçlenmesine katkı sunmaktadır.
Ermenistan’da ise Paşinyan hükümeti son yıllarda dış politikada çeşitlendirme stratejisi izleyerek Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkileri geliştirmeye çalışmaktadır. Bu yönelim, Moskova’nın geleneksel nüfuz alanlarıyla bağlantılı görülen yerel aktörlere karşı daha temkinli bir yaklaşımı beraberinde getirmiştir.
Paşinyan, bazı kilise unsurlarının Ermeni egemenliğine karşı “hibrit savaş” araçları olarak kullanılabileceğini öne sürmüştür. Bu iddialar kilise tarafından reddedilse de, tartışmanın artık yalnızca dini değil, doğrudan güvenlik eksenli yürütüldüğünü göstermektedir.
İç Siyasi Sonuçlar
Bu gerilim, 2026’da yapılması beklenen parlamento seçimleri öncesinde önemli siyasi sonuçlar doğurabilir. Rusya’nın geçmişte Ermenistan’daki seçim süreçleriyle yakından ilgilendiği bilinmektedir. Kilisenin toplumsal meşruiyeti göz önüne alındığında, kilise içindeki ayrışmalar siyasi mobilizasyon aracı hâline gelebilir.
Öte yandan, devletin kiliseye yönelik sert müdahaleleri toplumun bazı kesimlerinde tepkiye yol açabilir. Zira kilise, ulusal kimliğin ayrılmaz parçası olarak görülmektedir. Reform ile dini geleneğe saygı arasındaki dengeyi kurmak, Erivan için son derece hassas bir siyasi sınav olacaktır.
Sonuç
Ermeni hükümeti ile Ermeni Apostolik Kilisesi arasındaki gerilim, hem iç siyasi bir mücadele hem de daha geniş jeopolitik yeniden yapılanmanın yansımasıdır. Kilise, Ermeni kimliğinin temel taşı olmaya devam ederken, bazı elitlerin Rusya ile yakınlığı dış etki tartışmalarını derinleştirmiştir.
Paşinyan’ın kilise ile yaşadığı çatışma, Ermenistan’ın jeopolitik yönelimini yeniden tanımlama ve Rus yumuşak gücünün etkisini sınırlandırma çabasının parçası olarak okunabilir. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağı, yalnızca ülkenin iç siyasi istikrarını değil, uzun vadeli stratejik konumunu da belirleyecektir.
Ermenistan 2026 seçimlerine ilerlerken, dini otorite, ulusal kimlik ve dış güç rekabeti arasındaki kesişim, ülkenin siyasi rotasını şekillendiren temel faktörlerden biri olmaya devam edecektir.
Davit Gasparyan, Güney Kafkasya’daki güvenlik dinamikleri ve Rusya’nın bölgesel stratejisi üzerine çalışmalar yapmaktadır. Güvenlik ve Analiz Enstitüsü’nde araştırmalar yürütmekte; daha önce Savaş Çalışmaları Enstitüsü’nde Rusya araştırmacısı olarak görev almış ve Carnegie Endowment ile Caucasus Watch gibi kuruluşlarla çalışmıştır.



Yorum gönder