EROL GÜNGÖR VE TÜRK-TATAR CEDİTÇİLERİ “İSLAMCI” MIDIR?

Ряд причин вынуждает Турцию приступить к новой антитеррористической операции на севере Сирии

Paşinyan ve sözcü’lerine!

TRUMP YÖNETİMİN YENİ AFRİKA STRATEJİSİ DEĞERLENDİRİLMESİ

CIA’in Suriye’deki Operasyonları-5…

Gündem 6 Ekim 2018
170

Yedi yılı aşkın bir süredir devam eden Suriye iç savaşı; ABD, RF, Türkiye, İran ve diğer aktörlerin dahil olması ile küresel sonuçları olan bölgesel bir savaşa dönüşmüştür. Suriye iç savaşının başlangıcında iç ve dış aktörler arasında oluşan işbirliği ve ittifak ilişkileri yaşanan gelişmeler sonucu farklılaşmış ve değişmiştir. Aktörlerin Suriye krizi kapsamında hedefleri ve stratejileri de farklılaşmış ve değişmiştir. Aktörler ulusal menfaatleri doğrultusunda hedeflerini yeniden belirlemişler ve bu hedeflere onları ulaştıracak stratejilerini yeniden inşa etmişlerdir. Yedi yıllık süreç içerisinde yaşanan bu değişim ve dönüşümün sebebi ise uluslararası sistemde yaşanan jeopolitik durum değişikliğidir. Suriye krizine dahil olan aktörler de pozisyonlarını yaşanan bu değişime uyarlamışlar ve kendilerini yeniden konumlandırmışlardır.
Suriye krizi yeni bir küresel jeopolitik rekabetin yansıması olmuştur. Bu jeopolitik rekabetin aktörleri ise ABD ve RF’dir. Soğuk Savaş dönemini andırır bir şekilde Suriye krizi üzerinden yaşanan bu kutuplaşma krizi daha da çözülmez bir hâle sokmuştur. Öncelik krizin çözümünden aktörlerin kazanımlarına verilmiştir. RF’nin Suriye krizi kapsamında elde ettiği kazanımlar ve Ortadoğu’da artan etkinliği diğerlerini rahatsız etmiş ve harekete geçirmiştir. ABD liderliğinde Batı (özellikle İngiltere ve Fransa) krize doğrudan dahil olmuşlar ve kutuplaşmanın daha da keskinleşmesine sebep olmuşlardır. İsrail de doğal olarak krizin bir parçası olmuş ve ABD’nin yanında konumlanmıştır. Esad rejimine destek veren RF’nin bölgedeki en önemli müttefiki ise İran ve Hizbullah’tır. Çin de RF’ye destek vermektedir. RF ile Batı arasında yaşanan “ajan krizi” ve ABD ile Çin arasında yaşanan “gümrük vergileri krizi” bu kutuplaşmanın yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.
NATO üyesi Türkiye bu dönemde önceliğini doğal olarak kendi güvenliğine vermiştir. Sınır güvenliğini sağlamak maksadıyla “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtlarını icra etmiştir. Bu harekâtları icra etmeden önce hem RF hem de ABD ile koordinasyonda bulunmuş ve özellikle RF’nin hava sahasını açması bu harekâtları mümkün kılmıştır. Astana-Soçi süreçleri kapsamında Türkiye’nin RF-İran ikilisi ile ilişkileri ve diyalogları devam etmektedir. Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi ve nükleer santral yapımı konularında RF ile ortaklık kurması ABD ve Batı tarafında rahatsızlık yaratmıştır. Bu durum Türkiye’yi Suriye konusunda ABD ile RF arasında bırakmış ve bir seçim yapmaya zorlamış gibi görünmektedir. Türkiye böyle bir durum içerisinde kendini görmemelidir. Milli menfaatleri doğrultusunda bütün aktörlerle olan ilişkilerini devam ettirmelidir. Bu konu Türkiye’nin ABD-AB-NATO ilişkilerini etkilememelidir.
ABD’nin CIA aracılığı ile Ortadoğu’da ve Suriye’de icra ettiği operasyonlar Türkiye’yi doğrudan etkilemektedir. Sadece ABD’nin değil diğer aktörlerin de faaliyetleri Türkiye’yi etkilemektedir. Bu kapsamda CIA’in bundan sonra bölgede yapacağı operasyonları ve faaliyetleri şu şekilde sıralayabiliriz:
1.​Fransa ve İngiltere’yi Suriye’ye çeken ABD bu iki aktörün RF’yi Suriye’de dengelemesini istemektedir. ABD ise önümüzdeki dönemde İran üzerine odaklanacaktır. ABD İran rejimini değiştirerek RF’nin bölgedeki müttefikini saf dışı bırakacaktır. Bu noktada CIA İran içerisinde yaşayan Türk, Kürt ve Arap unsurları kullanarak rejime karşı ayaklanma başlatabilir. Etnik temele dayalı bu tür bir ayaklanmanın silahlı çatışmaya dönüşmesi ve yaygınlaşması kaçınılmazdır. İran içerisinde yaşanacak bu tür bir gelişme uluslararası kamuoyuna demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin ihlali olarak yansıtılabilir. İran’ın mevcut durumu da buna müsait görünmektedir.
2.​ABD İran ile yapılan nükleer antlaşmayı tam anlamıyla askıya alarak Tahran yönetimi üzerinde ekonomik baskı oluşturabilir ve ambargolar sıkılaştırılabilir. Hâlihazırda bu tür bir ekonomik baskı başlamış durumdadır. İran’da dolar aşırı değer kazanmış ve Tahran yönetimi doların değerini sabitlemiştir. İran üzerinde yapılan ve yapılacak ekonomik baskı İran halkı üzerinde rejime karşı bir tepki yaratabilir. Böyle bir durumda ekonomik zorluklar yaşayan İran halkı geniş kapsamlı gösteriler yapabilir. Bu gösterilerin nereye varacağı ve neye evrileceğini öngörmek şimdiden mümkün görünmemektedir. İran rejimi ise bu tepkiyi Ruhani yönetimine yönlendirebilir ve sorumluluğu Ruhani’ye atabilir. Fakat İran’ın iç siyasi yapısı doğru okunursa Ruhani’nin temel ekonomik politikaların belirlenmesi noktasında bile Rejimin kontrolünde olduğu açıklıkla görülür.
3.​ABD ya da İsrail tarafından İran’a yönelik geniş kapsamlı bir askerî harekât rasyonel görünmemektedir. Bunun yerine ABD İran’da iç karışıklık çıkarıp, ekonomik baskı oluştururken stratejik nitelikli hedeflere nokta operasyonları icra edebilir. Bütün bu faaliyetler ise CIA’in organize edeceği ve icra edeceği faaliyetler olacaktır.
4.​ABD ya da İsrail tarafından İran’ın stratejik hedeflerine yönelik saldırının ilk hedefi Harg adasındaki petrol tesisleri olabilir. İran ihraç ettiği petrolün %85’ini buradan çıkarmaktadır. Petrol gelirleri ise İran bütçesinin %65’ini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Harg adasındaki petrol tesisleri askerî açıdan stratejik niteliktedir. Bu stratejik hedefe yapılacak saldırı İran’ın sadece nükleer programının değil, aynı zamanda rejimin de sonunu getirebilir. Fakat böyle bir saldırının bedeli uluslararası ekonomik sistemi kısa süreli fakat etkili bir kriz ile karşı karşıya bırakabilir. Hâlihazırda 70 dolar civarlarında seyreden petrolün varil fiyatı 150 dolarlara kadar çıkabilir. Bu noktada uluslararası piyasa ciddi şekilde etkilenir. Hürmüz Boğazı’nın İran aleyhine ablukaya alınması da ihtimal dâhilindedir. Fakat bu tür müdahalelerin sonuçları sadece İran’ı değil diğer ülkeleri de etkileyecektir. ABD, AB, Çin, Japonya ve Hindistan gibi dünya ekonomisinin bel kemiğini oluşturan ekonomiler bu tür bir girişimin sonucunu rasyonel değerlendirmek durumundadırlar. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanacak bir artış 2003 Irak krizinde de olduğu gibi en çok RF’yi olumlu yönde etkileyecektir. Enerjiden elde ettiği gelirleri arttıran Putin’in manevra alanı daha da genişleyecektir.
5.​ABD Türkiye’yi yeniden kazanmak ve RF’den uzaklaştırmak için her türlü yöntemi denemesi de ihtimal dâhilindedir. İran’a yönelen ABD’nin Türkiye’yi yanına alması gerekmektedir. ABD özellikle İran içerisinde yaşayan Türklerin kontrolünü Türkiye üzerinden yapabileceği gibi, Türkiye’deki Sunni tarikatlar vasıtasıyla Şii İran’a yapacağı operasyonlarda Türk ve Sunni kamuoyunu etkilemek isteyecektir. Dolayısıyla CIA milliyetçilik ve Sunni değerler üzerinden Türkiye üzerinde algı operasyonları yapabilir ve kamuoyunu şekillendirebilir.
6.​ABD’nin rakipleri üzerinde kullanabileceği elindeki en önemli silah ekonomidir. Bu aracı çoktan kullanmaya da başlamıştır. Özellikle RF, Çin, Türkiye ve İran üzerinde bu baskının sıkılaştırıldığını da görmekteyiz. Doların milli paralar karşısında değer kazanması, ticari engellerin ve ambargoların arttırılması bunun en somut göstergeleridir. Bu baskının artarak devam edeceği ve bu ekonomik baskı aracının AB üyesi ülkeler tarafından da kullanılması ihtimal dahilindedir.
7.​Ekonomik baskının yaratacağı ekonomik ve finansal krizler ilgili ülkelerde iç karışıklıklara ve yönetimlere karşı tepki ve gösterilere sebep olabilir. Bu durum CIA tarafından etkili bir şekilde kullanılabilir ve bu süreç manipülasyonlara açık hassas bir durum yaratabilir. Teknoloji ve iletişimin son derece geliştiği günümüzde kamuoyları hassas hedefler olarak belirebilir. Bu tehditlere karşı savunma mekanizmalarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
8.​Yapılacak siber saldırılar da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Muhtemel siber saldırılar devlet mekanizmasının işleyişini durdurabilir. Özellikle ekonomi, finans, iletişim ve güvenlik alanında yapılacak siber saldırıların sonuçları etkili olabilir.
CIA’in kurulduğu tarihten buyana Suriye’de ve genel olarak Ortadoğu’da yaptığı operasyonlar incelendiğinde günümüzde yaşanan olayların bir tesadüf olmadığı açıklıkla görülmektedir. Oluşan yeni jeopolitik durum karşısında ABD kendi milli menfaatlerini gerçekleştirmek maksadıyla CIA aracılığı ile bölgedeki operasyonlarını yukarıda sıraladığımız alanlarda yoğunlaştırabilir. Türkiye’nin milli menfaatleri doğrultusunda gerekli tedbirleri alması bu açıdan büyük önem taşımaktadır.
Dr. Ufuk Cerrah-KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar