EROL GÜNGÖR VE TÜRK-TATAR CEDİTÇİLERİ “İSLAMCI” MIDIR?

Ряд причин вынуждает Турцию приступить к новой антитеррористической операции на севере Сирии

Paşinyan ve sözcü’lerine!

TRUMP YÖNETİMİN YENİ AFRİKA STRATEJİSİ DEĞERLENDİRİLMESİ

CIA’in Suriye’deki Operasyonları-3: Suriye İç Savaşı ve CIA’in Suriye’de Artan Faaliyetleri

Gündem 4 Ekim 2018
191

Arap Baharı süreci kapsamında 2010 yılından itibaren Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de ayaklanmalar başlamıştı. Fakat Suriye’de bu ülkelerden farklı olarak ayaklanmaların çıkmasını gerektirecek ciddi nedenler bulunmamaktaydı. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Beşar Esad yönetimindeki Suriye bu ülkelerden kesinlikle farklı idi. Mekke’de her çarşamba idam cezalarını uygulayan ABD’nin müttefiki Suudi rejimi ile karşılaştırıldığında Suriye’deki Esad rejimi daha demokratik bir görünüm arz ediyordu. 2011 yılının Mart ayında Suriye’de olaylar başladığında; Mısır, Tunus, Libya ve Yemen’de de olaylar devam etmekte idi. Suriye’deki olaylar bir tesadüf eseri değil bilinçli olarak bu döneme denk getirilmişti.
Suriye’de ise ortamı şekillendiren ve şartları olgunlaştıran CIA’di. CIA 2000 yılından beri Suriye’deki faaliyetlerini arttırmıştı. Wikileaks belgelerinden öğrendiğimiz kadarı ile özellikle 2005-2011 yılları arasında yani Suriye’de olaylar başlamadan 6 yıl önce CIA ve MOSSAD Suriye’de bir iç savaş hazırlığı yapmışlardı. Muhalif gruplar finanse edilmiş ve silahlandırılmıştı.
CIA ve MOSSAD’ın Suriye’deki faaliyetlerinin görünür bir şekilde artması aslında Refik Hariri suikastı ile başlamıştı. 2005 yılında Lübnan Başbakanı Refik Hariri Beyrut’ta bir suikast sonucu öldürülmüştü. Elinde somut bir kanıt bulunmamasına rağmen ABD bu suikastın sorumlusu olarak Şam yönetimini görmüş ve Şam’da bulunan büyükelçisini geri çekmişti. ABD’nin baskıları sonucu Suriye 1982 yılından beri Lübnan’da bulunan askerlerini 2006 yılında geri çekmişti. 2005 yılının Aralık ayında ise Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdülhalim Haddam Paris’e kaçmış ve buradan Şam yönetimine karşı muhalefete başlamıştı. Haddam’ın Refik Hariri’nin oğlu hâlihazırdaki Lübnan Başbakanı Saad Hariri’den o tarihlerde 50 milyon dolar yardım aldığı da gazetelerde haber olarak yer almıştı. Kısacası CIA ve MOSSAD bölgedeki müttefikleri ve işbirlikçileri ile Suriye’yi şekillendirmeye başlamıştı.
2006 yılında ise Lübnan’da İsrail-Hizbullah savaşı yaşanmıştı. Yaşanan savaşta İsrail Hizbullah’ı yenememiş ve hatta ağır kayıplar da vermişti. İsrail-Hizbullah savaşı hem Lübnan’da hem de bölgede Hizbullah’ın gücünü arttırmıştı. Çok farklı dini yapıları bünyesinde barındıran ve kırılgan bir yönetime sahip olan Lübnan’da Beyrut yönetiminde Hizbullah’ın etkisi belirginleşmişti. Hizbullah hem Şam yönetimi ile hem de Tahran yönetimi ile yakın ilişkiler geliştiren bununla birlikte İsrail karşıtı söylem ve politikalar uygulayan bir örgüttür. İsrail için bölgedeki en yakın tehdit Hamas ile birlikte Hizbullah’tır.
2005-2011 yılları arasında CIA ve MOSSAD’ın Suriye’deki faaliyetleri yoğunlaşırken, 2011 yılının Ocak ayında Robert Ford ABD’nin Şam Büyükelçisi olarak atandı ve göreve başladı. Robert Ford CIA bünyesinde çalışan etkili fakat düşük profil sergileyen bir diplomattı. Ford akıcı Arapça konuşan ve bölgeye hakim biri idi. Daha önce Türkiye, Irak, Kamerun, Fas, Bahreyn ve Mısır’da da görev yapmıştı. Robert Ford’un eşi de bir diplomattı ve Suudi Arabistan’da görevli bulunmaktaydı. Irak’ın işgali sonrası Bağdat’a analizci ve yönetici olarak atanan Robert Ford CIA’in Suriye’deki faaliyetlerinin koordinatörü ve patronuydu. Robert Ford 2011 yılının Ocak ayının sonunda Şam’a vardı. Ford Şam’a vardığında CIA ve MOSSAD Suriye’deki olayları şekillendirmişler ve olgunlaştırmışlardı. Mısır ve diğer ülkelerde de ayaklanmalar zirve yapmıştı. Böyle bir ortamda Suriye’ye ayak basan Ford ölüm mangaları yolu ile Suriye’de kargaşanın fitilini ateşlemişti. Ölüm mangaları stratejisi CIA tarafından daha önce başka ülkelerde de uygulanmıştı. Irak ve Salvador’da yaşanan olaylar bunun somut göstergeleridir. Ölüm mangaları stratejisi John D. Negroponte’ye ait bir çalışmaydı. Negroponte Bağdat’ta Büyükelçi iken Robert Ford 2004-2005 yılında onun ekibinde çalışmıştı ve ölüm mangaları stratejisini ondan çok iyi öğrenmişti. Ölüm mangaları keskin nişancılardan oluşan timlerdi. Halk gösterileri başladığında bu ölüm mangaları devreye giriyor ve halkın üzerine ateş açarak kargaşaya neden oluyorlardı. Özellikle Lazkiye’nin Ramleh bölgesine ölüm mangaları sızdırılmış ve bu bölgede yaşayan hem mülteci Filistinlilerin üzerine hem de Şam yönetimine sadık Alevi halkın üzerine ateş açtırılmıştı. Amaç kargaşa ve ayaklanma çıkarmaktı. Bu tür saldırılarla Filistinliler ile Şam yönetimi arasında da siyasi bir çatışma çıkarılmak istenmişti. Bu tamamen CIA ve MOSSAD organizasyonu bir faaliyetti.
Suriye’de silahlandırılan muhalif gruplar 2011 yılının Mart ayında harekete geçirildi ve Şam yönetimine karşı ayaklanmalar silahlı çatışmalara dönüşmeye başladı. 2011 yılının Nisan ayında Müslüman Kardeşlerin Suriye’ye dönmesi ve siyasete girmesi Esad tarafından reddedilince Özgür Suriye Ordusu Tugayları kurulmaya başlandı. ABD tarafından Suriyeli muhaliflere silah ve para yardımı arttırıldı. Amaç Esad rejiminin 6 ay gibi kısa bir süre içerisinde devrilmesi idi. CIA tarafından muhalif gruplara; havan, top, tanksavar silahları, ağır makineli tüfekler ve hava savunma silah sistemleri verildi. Amaç Suriye zırhlı birliklerinin ve hava kuvvetlerinin kolaylıkla saf dışı bırakılmasıydı. ABD dünyanın dört bir tarafından Suriye’de Esad rejimine karşı savaşmak için birçok paralı asker ve militan topladı. Bu paralı asker ve militanlar daha çok diğer çatışma bölgelerinden Suriye’ye taşındı. Avrupa’da bulunan radikal İslamcı gruplar da bu paralı asker ve militan gruplara katıldı. Aslında Avrupalı devletler bundan memnundu. Çünkü içlerinde yer alan ve kendileri için risk oluşturan bu gruplardan kurtulmuş olacaklardı. ABD bu paralı asker ve militan grupları eğitti ve donattı. Fakat beklenen olmadı önce İran ve Hizbullah daha sonra da RF’nin yardımları ile Esad rejimi ayakta kalmayı başardı.
ABD’nin Suriyeli muhaliflere yaptığı silah, mühimmat, teçhizat ve para yardımları ile paralı askerlerin ve militanların bir kısmı kontrol dışına çıkmaya başladı. El-Kaide uzantısı El-Nusra ve diğer örgütler ile onlardan türeyen ve 2013 yılından itibaren Suriye ve Irak’ta ciddi kazanımlar elde eden DEAŞ ortaya çıktı. Bu terör örgütleri başta Türkiye olmak üzere bölge devletleri için ciddi tehdit oluşturdu. Suriye’de İslamcı muhalif gruplar “ılımlı muhalifler” ve “radikal muhalifler” olmak üzere şekillendi.
11 Eylül 2012 tarihinde ABD’nin Libya büyükelçiliği saldırıya uğradı. Bu saldırı ABD kamuoyunda büyük tepki yarattı. Washington yönetimi bu tarihten itibaren İslamcı muhalif grupları desteklemeyi kesti. ABD Suriye’de önce radikal İslamcı grupları daha sonra da ılımlı İslamcı grupları bir kenara bırakarak Suriye’de yanına laik çizgideki PKK/PYD/YPG terör örgütünü ortak olarak almaya başladı. Bu durum müttefiki Türkiye ile arasının açılmasına sebep oldu. ABD Esad rejimine karşı oluşturduğu, silahlandırdığı ve eğittiği muhalif grupları kontrol etmede başarısız oldu. Bazı muhalif gruplar radikalleşti ve bazıları da terörist unsurların safına geçti. Bu durum yönetilemez bir hâl aldı ve sürdürülebilir olmaktan çıktı.
Muhalif grupların durumu konusunda ABD ve müttefikleri ayrılığa düştü. RF-İran-Hizbullah desteğini arkasına alan Esad rejimi durumunu kuvvetlendirip konumunu korurken, ABD ve müttefiklerinin desteklediği muhalif gruplar parçalandı ve birbirleri ile çatışma içerisine girdi. ABD’nin liderliğini yaptığı muhalif strateji iflas etmiş oldu. Suriye iç savaşına doğrudan ya da dolaylı olarak dâhil olan aktörler kendi çıkarları doğrultusunda konumlarını tekrar belirlediler. ABD’nin hedefi Esad rejimini devirmekten DEAŞ ile mücadeleye dönerken, yedi yılı aşan savaş birçok yıkımı da beraberinde getirdi. İç savaşın bir sonucu olan mülteci sorunu başta Türkiye olmak üzere Avrupa ülkelerinin en önemli sorunu olarak belirdi. Bununla birlikte Türkiye DEAŞ ve PKK/PYD/YPG’nin terör saldırılarının hedefi olurken önemli sınır güvenliği sorunları ile de karşı karşıya geldi. Bu tehditleri bertaraf etmek isteyen Türkiye “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtlarını planladı ve uyguladı. Kısacası Suriye’de; 2011 yılının Mart ayında başlayan olaylar bir iç savaşa dönüşmüş ve farklılaşmıştır. CIA ve MOSSAD’ın Suriye’deki planları ve stratejisi başarısız olmuştur. 2011-2018 yılları arasında Suriye’de yaşanan iç savaşı dört döneme ayırarak analiz edilebiliriz:
Birinci Dönem (2011-2012): Suriye’de ayaklanmaların başlaması ve Esad rejimi ile muhalif gruplar arasında silahlı çatışmaların yaşanması.
İkinci Dönem (2013-2014): 2013 yılında DEAŞ (IŞID)’ın ortaya çıkması, 90 ülkeden yabancı savaşçının Suriye’ye gelmesi ve DEAŞ’a katılması, çatışmaların yaygınlaşması, DEAŞ’ın toprak kazanımları ve güç kazanması. Buna mukabil Esad rejimini desteklemek üzere İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki çatışmalara dâhil olması.
Üçüncü Dönem (2015): RF’nin Esad rejimi lehine Suriye iç savaşına dâhil olması ve Suriye’deki askerî varlığını arttırması. ABD’nin Suriye’deki stratejisini tamamıyla DEAŞ ile mücadeleye çevirmesi ve PKK/PYD/YPG ile işbirliğini başlatması. 2015 yılında Suriye iç savaşı RF’nin Esad rejimi lehine savaşa dâhil olması ile Şam yönetimi lehine değişmiştir. ABD, PKK/PYD/YPG terör örgütü ile işbirliğinden ötürü müttefiki Türkiye’yi kaybetmiştir.
Dördüncü Dönem (2016-2018): Türkiye “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtlarını icra etmiş, bölgede DEAŞ ve PKK/PYD/YPG terör örgütünü etkisizleştirmiş ve etkin bir aktör konumuna yükselmiştir. Türkiye’nin RF ve İran ile Suriye iç savaşına ilişkin Astana ve Soçi süreçlerini başlatması Suriye iç savaşının gidişatını değiştirmiştir. Türkiye Afrin, Azez, Cerablus ve El-Bab hattının kontrolünü sağlamış ve bu bölgeleri teröristlerden temizlemiştir. Bunun dışında Fırat’ın doğusu ABD’nin kontrolünde kalırken batısı ise genel olarak Türkiye-RF-İran üçlüsünün kontrolüne geçmiştir.
2011 yılında başlayan ve hâlen devam eden Suriye iç savaşında yaşanan gelişmeleri bu şekilde dönemlere ayırarak tasnif edebiliriz. Bu süreç içerisinde ittifak ilişkilerinin farklılaştığı, aktörlerin stratejilerini gelişen durumlara göre revize ettiği ve hedeflerinin değiştiği görülmektedir. Gelinen noktada Suriye’de başlangıçta devreye sokulan CIA planlarının başarısız olduğu açıkça görülmektedir. CIA değişen durumlara ve şartlara göre yeni plan ve stratejiler üreterek Suriye’deki kazanımlarını arttırmaya ve korumaya odaklanmıştır.
Dr. Ufuk Cerrah-KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar