Şimdi yükleniyor

Cengiz Deniz: MAĞDUR MADURO VE ULUSLARARASI DÜZEN ÜZERİNE

Doğa hukuku ya da doğal hukuk adil değildir. Doğana sanılanın aksine o kadar masum ve adil de değildir, tam aksine acımasızdır. Doğada güçlünün hukuku hüküm sürer. Doğanın bu acımasız düzenini insan aklı kısmen dizginlemiştir. İnsanın diğer canlılarda olmayan vicdan faktörü dünya üzerinde doğa hukuku yerine, insan hukukunu inşasını oluşturmuştur. Şunu da unutmamak gerekir ki ne kadar farklılaşırsak farklılaşalım insan doğanın içindedir. Güç ve çıkar ilişkilerinde güçlü olan her zaman haklı olmak ister.
Batı dünyasının Aydınlanma sürecinin başından itibaren Hukuk Devleti inşası bunun bir adım ötesi olan Uluslararası Hukuk Düzeni inşası ve özlemi hem aydın seviyesinde hem de devlet yönetimleri tarafından son 250 yılda sıklıkla dile getirilmiş ve günümüze kadar düzenlemeler yoluyla bugünkü uluslararası hukukun üst nüvesi olan Birleşmiş Milletler düzeni hukuku taçlanmıştır.
Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası uluslararası hukuk düzeni ve İnsan Haklarının ön plana alınması dünyada kısmen de olsa işleyen bir uluslararası hukuku bizlere sunmuştu. Soft darbeler, dolambaçlı yöntemler ile olsa bile uluslararası hukuk en azından görüntüde işlemiştir.
Mağdur Maduro olayı sevgili okurlarım aklıma Kraliçe arıların sonunu getirdi. Bir Kraliçe arı kovanı için eskisi kadar üretken olmadığı andan itibaren işçi arılar Kraliçe arıyı gözden çıkarır. Kraliçe arının etrafını saran işçi arılar kantlarını çırparak ısı üretip Kraliçe arıyı yakıp öldürürler. Onun yerine de daha önce hazırlanmış yeni kraliçe arıyı kovanın başına getirirler. Venezüella elitleri için Maduro artık taşınamayacak seviyeye geldiğinden ABD’ye feda edilerek kovandan atılmıştır.
Peki bu durum gelecekte dünyamızı nasıl şekillendire bilir ve bu yeni düzende Türkiye’nin yeri ne olabilir? Bizim enteljansımızın yapması gereken de bu hususta düşünmek yeni senaryolar oluşturmaktır.
Saygıdeğer okurlar, 2. Dünya Savaşı öncesi İtalyanlar Etiyopya’yı, Almanya Çekoslovakya’yı, Avusturya’yı, Japonya Kore ve Mançurya’yı işgal etmiş, o zamanki uluslararası hukuk düzenin işleticisi olan Milletler Cemiyetinden ses çıkmamıştı. Sovyetlerin hem Rus hem de Türk cumhuriyetlerinde yaşayan insanlara yaptığı zorbalığa karşı da bir ses çıkmamış adeta insanlık üç maymunu oynamıştır. Tüm hukuksuzluklar ve devlet zorbalıkları yaşanırken dünyanın geri kalan ülkeleri bana dokunmayan yılan bin yaşasın modun da sessiz ve gözü kapalı idi.
Dünyamız maalesef büyük güçlerin tıpkı sömürge imparatorlukları döneminde olduğu gibi ülkeleri paylaştıkları düzene doğru gidiliyoruz. 19. Yüzyılın büyük abisi İngiltere; Rusya, Fransa, Amerika ve sonrasında Almanya/İtalya ile birlikte coğrafyaları paylaşmıştı. Rusya ve İngiltere’nin yüzyılın başında İran ve Afganistan’ı kendi aralarında bölüşmeleri vin vin düzeni için bariz örnektir. Bu paylaşım düzenine bir asır kimse ses çıkarmamış ne zaman sömürgeci güçler birbirleri ile çatışmışlar bu düzen kısmen değişmiştir.
Devlet zorbalıkları ile uluslararası hukukun ortadan kaldırılması ve bunun kabullenişi sonrasında dünyamıza, dünya savaşlarını getirmişti. Umarım dünyamız aynı şeyleri tekrar yaşamaz.
Kasım ayında Amerikan seçmenleri tarafından Trump dizginlenmez ise hem insan hukuku hem uluslararası hukuk görüntüde de olsa dünyamıza geri gelmezse ise Venezüella devlet başkanının başına gelen olaydan sonra; Çin’in de Tayvan’a benzer bir operasyon düzenleyeceği öngörülebilir. Rusya’nın Ukrayna ile işi bittikten sonra kuvvetle muhtemel Kazakistan’a yönleneceği burayı da hallettikten sonra Kafkasya da Gürcistan’a Maduro tipi bir değişim yaşatacağı endişeleri şimdiden konuşulmaya başlanmıştır. İran’ın ve körfez ülkelerinin yeni hukuk düzeninde yeri ise başka bir yazının konusu olarak önümüzde durmaktadır. Nijerya merkezli değişimler ise kara kıtanın yeniden dizaynında başat rol oynayacaktır.
Napolyon’un Mısırı işgalinden sonra Osmanlı İmparatorluğu bulunduğu coğrafyada başat ve oyun kurucu bir güç olmaktan çıkmış yerine uluslararası güç dengelerine oynayan ve hayatını sürdürmeye çalışan bir devlet olmuştur. Bulunduğumuz coğrafya’da hayatiyetimizi güç dengeleri sistemi ile sürdürmüş ve sürdürmekte olan bir ülke olarak bu değişim bizleri nasıl etkileyecek acaba.
Ülkemiz birilerinin iddia ettiği gibi bölgemizde oyun kurucu ‘pivot’ bir ülke ise, açılımı tekrar yapmak yerine, devlet olarak başta SDG liderlerine ve de PKK’nın savaş ağalarına Maduro benzeri operasyonlar yapmamız gerekir. Bunun yerine uzlaşıyı ön plana çıkarmak ise söylendiği gibi pivot konumda olmadığımız, bölgemiz güçler dengesinde konumumuzun 25 yıllık süreçte ilerlemek yerine gerilediğini bize göstermektedir.

Yorum gönder