Yeni Rusya Yine Rusya yahut Diplomat Ölümleri

Dağlıq Qarabağ münaqişəsi niyə bu qədər mühümdür?

Fırat Kalkanı

FETÖ Yapılanmasının Türk Cumhuriyetlerinde ki Etki Alanları Olası Tehditler ve Çözüm Önerileri

Çeçenya’da Sufiliğin Siyasallaşması

Gündem 7 Ocak 2020
404

Bu makale Çeçenya’daki tasavvufun dönüşümünü incemektedir. Çalışmanın sözkonusu tarikatların içinden gelen bir müntesip tarafından yapılması, yirminci yüzyılın ikinci yarısında Çeçen toplumunda meydana gelen değişikliklerin anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Sufi yapılanmalarının Çeçenya Cumhuriyet yapısına entegrasyonu hususi olarak ele alınacaktır. Bu makale Çeçen tasavvuf hareketlerinin tasavvuf dünyasının geri kalanından izole edilmesini ve nedenlerini, aynı şekilde hususen Çeçen tasavvuf anlayışının oluşumu üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Öncelikle Kuzey Kafkasya tasavvufunun çalışmaları arasında, siyasi sistemin sufi emirleri ile ikame edilmesi konusunu gündeme getiriyor. Bu çalışma ayrıca Kafkasya tasavvuf çalışmaları arasında ilk kez sufilerin siyaset ile ilişkisini gündeme getirmektedir. Çeçenya’da sufi yapılanmaların siyasallaşma eğilimi siyasetçiler ile ittifakı üzerinden görülmektedir. Bu durum aynı zamanda, klan ilişkilerinin hala güçlü olduğu Çeçen toplumunda siyasi sistem arayışının sonucudur.

Çeçenya’da İslam ve Tasavvufun Tarihsel Yönleri
Çeçenya’da İslam’ın Sünni yorumlarından olan Şafi mezhebi [1] benimsenmiştir. Tarihsel olarak Kadirilik ve Nakşibendilik gibi iki meşhur tarikatın [2] baskın olduğu Çeçenya’da son yıllarda İslam’ın Selefi yorumlarının da ortaya çıktığı görülmektedir. Nakşibendiyye tarikatını [4] kurucularının isimleriyle bilinen yirmi üç tarikat kolu [3] oluşturmaktadır. Günümüzde Çeçen toplumunda en aktif olan Nakşibendiyye kolları Sayasan Taşo Hacı, Koşkel’di Yusup-Hacı, Deni Arsanov, Dokko Şeyh Şavukaev, Aksai Ebu Şeyh, Usman Şeyh Khantiev ve Solsa Hacı Yandarov’dur. Kadiriyye tarikatı da aynı şekilde Çeçenya’daki kurucuları ile anılan 6 kola [5] ayrılmaktadır. Bunlar arasından müridlerinin sayısı ve faaliyet alanı bakımından en güçlü olanı tartışmasız şekilde Çeçenya’daki en eski kol olan Kunta Hacı Kişiev koludur. Diğer beş kol ve İnguşetya’daki Bazal Hacı Belkhoroev kolu Dağıstanda’ki Şeyh Amai kolu bu ana koldan doğmuştur. Bunların yanında tarikat intisabı hakkında bilgimiz olmayan bazı tarihsel figürler de tarikat şeyhi olarak kabul edilmektedir[6]. Bu kişiler kendi adları ile kurulmuş bir kol yahut kendilerini takip etden bir tasavvuf disiplini ile bağlantılı olmamakla beraber İslami hareketlerde başat rol oynamaları sebebiyle bu saygıyı görmektedirler. Yani Çeçenya topraklarında toplamda yirmi dokuz sufi tarikatı etkindir. Birçoğunun kurucu şeyhten sonra devam eden silsileler (tarikat içinde inisiyasyon zinciri) doğrultusunda sonrasında bir halifesi vardır fakat, Kunta hacı kolunda olduğu gibi, bazılarında birkaç üstad veya turkh olabilmektedir. Müridleri aynı tarikat içinde farklı kollardan olabilmektedir.

Örneğin, 19. yüzyılda Ellakh-Molla Debirov’un müridler, onun usul ve yolunu terk ederken, aynı zamanda Şeyh Deni Arsanov ve Şeyh Dokku Shaptukaev’in müridi oldular, halbuki bu iki şeyh’de silsile olarak Ellakh Molla’nın tarikatından gelmekteydi ve ondan icazet almışlardı. İntisap ve hiyerarşi normlarındaki bu esneklik, bazı tarikatların neden zayıfladığını da açıklamaktadır. Etkin olamama ve belli bölgeler dışına çıkamama gibi sebeplerden Urus Martanlı Bilu Hacı, Berdykel’li Abubakar Hacı, Ellakh Molla gibi bir çok Nakşibendi kolu ve Gel’gaden’li Visita Hacı, Avtura’lı Şıhmirza Khatuev, Argunlu Şeyh İba [7] gibi bir çok Kadiriyye kolu zamanla görünürlüğünü yitirdi ve yok oldu.

Kunta Hacı Kolundan Yeni Şubelerin Ortaya Çıkışı
Çeçenya’da tarikatların ortaya çıkışı Rus otoritelerine karşı sert direniş dönemleriyle aynı zamana rastlamaktadır. Bu itibarla sufiler başından itibaren aynı zamanda siyasal hareketlerin içinde bulunmuşlardır[8]. Direnişte yaşanan kısa durgunluk 1863’te Kadiriyye tarikatı şeyhi Kunta Hacı’nın tutuklanması ve sürülmesi ile tekrar alevlenmiştir [9]. Fakat Kunta Hacı’nın müridleri şeyhin ortadan kaybolmasını kabul edemedi ve onun kısa bir süre sonra Mesih gibi ortaya çıkacağı söylentileri yayılmaya başladı ve bu söylentiler Şeyh’in işlerine devam etmesi için bizzat kendisinden gelen zuhuratlar olarak yorumlandı. Bu durum karşısında cemaatin sosyal ve siyasal konularda marjinalleşebileceğini düşünen bazı müritler -özellikle şeyhin vaazlarıyla Kadiriyye tarikatına kattığı eski Nakşibendiyye müntesipleri- tarikatın liderliğine geçmeye çabaladı. Bu faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak daha sonraları Kunta Hacı kolundan pek çok yeni şube ortaya çıktı.

Avtura bölgesinden Hacı Bammat Giri Mitaev bu müridlerden birisiydi. Bamat-Giri zengin biri değildi, ama otoritesi ve etkisi o kadar güçlü hale geldi ki, birçok kişi tarafından sürgün edilmiş şeyhe en yakın ve onun yolunu en iyi şekilde devam ettirecek kişi görülürdü. Kunta Hacı’nın eski birçok müridi onu bir şeyh ve yeni bir Kadiriyye şubesinin piri olarak gördü. Yerel yetkililer, binlerce insanın Bammat Giri’yi görmek ve ona dokunmak için camilerde ve meydanlarda toplandığını bildirdi (Mamleev 1966, 28-29). Ayrıca yetkililer Bammat Giri’nin kendisinin de bu durumu külfetli bulduğunu iddia ediyorlardı. Nihayetinde bu yöneticiler Çarlık hükümetine Bammat-Giri’yi sürgün etmeleri ve kendi propagandacılarının onun ve müridlerinin aleyhine cami ve yerleşim yerlerinde vaaz etmelerine izin verilmesi için defalarca dilekçe verdiler, oysa hiçbir Çeçen imam veya molla bunu yapmaya cüret edemezdi.

yüzyılın sonlarına doğru Kunta Hacı kolunun parçalanma süreci hızlanmıştı. Çeçenya’da Mairtup’lu Şimmirza Taumurzaev, İnguşetya’da Surkhokhi’li Batal Hacı Belkharoev bu koldan gelen iki yeni şeyh olarak ortaya çıktı. Bunları Dağıstan’da Şeyh Amai takip etti. Her yeni oluşan şube Kunta Hacı Kişiev’i üstadları olarak tanımakla beraber her biri giyim ve zikir [10] erkanı konusunda tarikata yenilikler getiriyordu [11]. Bammat Giri şubesi Uzun çeçen kalpakları ve papaklar kullanırken, Şimmirzi Şubesi beyaz kalpak takıyor,vurmalı çalgıları dahil ettikleri zikir törenlerini kadın erkek birlikte gerçekleştiriyordu [12]. Kunta Hacı’nın daha muhafazakar müridleri bu yeni oluşan cemaatlere karşı olumsuz bir tavır benimsedi. Cemaaetin parçalanmasını önlemek için Kunta Hacı’nın 1863’te tutuklanması sırasında varolan düzeni olduğu gibi sürdürmeye çabaladılar. Bu bağlamda Kunta Hacı’nın ölümünün imkansızlığı ve onun Çeçenya’ya geri döneceği zamana kadar gayb aleminde yaşadığı -bu inanç ile ona mesihi özellikler addedilmiş oldu- rivayeti düzeni koruma adına önemli bir yer edindi. Bugün dahi bu şube Kunta Hacı’dan bahsederken ölüm kelimesini kullanmayı yasak kabul etmektedir. Bu konuda en ufak bir dil sürçmesi dahi fiziksel saldırılara sebep olabilmektedir. Dolayısıyla tarihçiler ve politikacılar dahil hiç kimsenin bu inanca itiraz etmesine müsaade edilmemektedir.
Çeçenya’da Sufi Cemaatlerin Siyasallaşması
Sufi yapılanmalar Çeçenya’da Rus hükümranlığı sırasında gelişmeye başlamıştır. Bu durum neticesinde sufiler 1918-1925 yıllarında Sayasan Tashu-Hacı veya Ali Mitaev gibi (manevi liderliğin yanısıra Rusya ile mücadelede de lider rol oynayacak) kişileri seçerek onların liderliğinde sürekli olarak siyasi gerçekliğe adapte olmak durumunda kaldılar. Bu nedenle, cemaatler en başından beri dini yapılanmalardan ziyade siyasi yapılar olarak gelişmiştir.

Görece az nüfuslu Çeçen toplumu için çok sayıda tarikat kol ve şubesinin bulunmasının sebebi ise küçük nüanslar ile açıklanmaktadır. Her birinin adil bir toplumun nasıl inşa edileceği konusunda kendi görüşü vardır; her biri şeyhini meşru halef olarak tanımakta ve diğerlerinin iddialarını kabul etmeyip kınamaktadır. Ancak, tarikatlar arası anlaşmazlıklar nadiren kamuoyuna açıklanmaktadır, böylece barış içinde bir arada yaşama ve hatta ittifaka müsait bir ortam oluşmaktadır. Bu ittifakın en güzel göstergesi Bammat Giri’nin cemaati ve oğlu Ali Mitaev’in cemaati arasındaki bir durumla ifade edilebilir. Bu iki cemaat arasındaki fark kullandıkları başlıklar (bir taraf geleneksel Çeçen papağı kullanırken diğer taraf daha basit yapıda takkeler kullanmaktadırlar) ve Ali Mitaev’i silsilede babasının meşru halefi olarak görüp görmeme hususundan ibarettir. Bu iki kol da birbirlerinin şeyhlerine hürmet etmekte ancak Mitaev müridleri silsilenin Bammat Giri’nin vefatı ile oğlundan devam edeceğini söylerken, Bammat Giri’nin müridleri silsilenin doğrudan şeyhin oğluna geçmesine şüpheyle yaklaşmaktadır. Buna rağmen önemli siyasi kararlar alırken yahut seçimler için ortak aday çıkarırken bu iki kol her zaman birlikte hareket etmektedir [13].

Çeçen Sufi cemaatlerinin bir diğer ayırt edici özelliği de faaliyetlerinin ve uygulamalarının modern siyasi partileri andırmasıdır. Bütün sufi yapılanmaları aşırı derecede siyasallaştırılmıştır ve tasavvufa kıyasla siyasete çok uzun zamandan beri öncelik vermektedirler. Toplumdaki menfaatlerini üyelerini yani müridlerini teşvik ederek, kamu yönetimi yapılarını savunmakta, zenginleşmelerini desteklemekte ve siyasi ve finansal kaynaklarla insanları kendi saflarına çekmeye çalışmaktadırlar. İktidar yapıları kurarak ya da şeriatı canlandırarak İslam devletini inşa etmek için mevcut yapıları ele geçirerek etkilerini genişletmeyi hedeflemektedirler. Bununla birlikte, her bir cemaat, bu varsayımsal İslam toplumunun şeyhlerinin politikalarını desteklemesi gerektiğine inanmaktadır bu da her birinin kendi yapısının diğerlerine karşı baskın olması anlamına gelmektedir.

yüzyıl Çeçen toplumunun, siyasi taraflara dair kapsamlı bir anlayışa sahip olmadan, Rus toplumunun ve onun bölgede filizlenen taraflarının önüne geçtiği söylenebilir. Paradoksal biçimde bu sufi yapılanmaları klasik Rus anlayışı etrafında oluşacak taraflardan çok daha önce siyasi tarafların prototipleri olmuşlardır. Nitekim 19. yüzyılın ilk yarısında, Kuzey Kafkasya’nın kolonizasyonu sırasında tarikatlar kendi içlerinde zaten siyasi taraflar olarak tutumlarını oluşturmuşlardı. Örneğin, Sayasan’lı Taşu Hacu ve Udi Şeyh arasındaki güç mücadelesi Çeçen toplumu için hayati bir siyasi sorun haline gelmiş ve taraflardan birinin 1837’de düşmanla müzakeresine varacak bir çatışma oluşturmuştu. Bu rekabet düşmanla anlaşmaya karar veren Udi Şeyh’in ölümü ile sonra erdi [14]. Kafkas savaşları sonunda Kadiriyye tarikatının Kunta-Hacı kolunun doğuşu ve yayılması, kanlı kolonileşme savaşlarından bıkmış bir toplumda yeni bir siyasi gücün tezahürüydü. Kolonizasyona karşı silahlı mücadeleye öncülük eden İmam Şamil’in tersine Kunta Hacı Rus İmparatorluğu’nun Çeçen halkı üzerindeki otoritesini meşruiyet eksikliği nedeniyle tanımayı reddetmekle beraber 20. yüzyılda Hindistan ve Tibet’teki şiddet içermeyen sivil itaatsizlik hareketlerine benzer pasif bir direniş çağrısında bulundu. 1859’da artık yüz binden fazla savaşacak insanı kalmayan Çeçenler yeni bir öncüyü takip etmeye ve savaştan çekilmeye hazırdı [15]. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Şamil, Kunta-Hacı’yı en büyük siyasi hasmı olarak görüyordu (Akaev 1994, 31-32).
Temelde cemaatlerin gücü, siyasi tarafların mücadelesine paraleldi. Eylemlerinin siyasi yönü, çarlık imparatorluğunun çöküşünden sonra ilk kez açıkça ortaya çıktı, çünkü çeşitli cemaatler yeni düzenin potansiyellerini farklı bir şekilde anlamlandırdılar. Bolşevikler, monarşistler ve İslamcılar kendi gayelerine mümkün olduğunca çok şeyh kazandırmaya çalıştılar. Bolşevikler hem Nakşibendiyye hem de Kadiriyye şeyhleri ile ayrı ayrı anlaşmalar yaptılar. Nakşibendiyye’den Şugaip Molla Goisumov Bolşeviklere sadakatini açıklarken Ali Mitaev Bolşevikler ile milliyetçiler arasındaki anlaşmazlıklarda tarafsızlığını ilan etti. Ne Bolşevikler ne de milliyetçiler Çeçenya’da sufi cemaatlerin katılımı olmadan nihai zaferi elde edemezlerdi, ancak çok sayıda yapılanma olması sebebiyle bunların siyasi ağırlıklarını değerlendirmekte zorlandılar. Nihayetinde Bolşevikler rüşvet, gözdağı ve en mühimi şeriat kurallarının uygulanacağı ve şeyhlerin konumuna müdahele edilmeyen bir Çeçen Cumhuriyeti gibi aldatıcı bir vaatle kazanan taraf oldu (Bobrovnikov 2002, 218-219).

Çeçenya’nın Politik Hayatında Şeyhlerin Rolü
Sufi cemaatler Bolşeviklere ve Milliyetçi Entelijansiyaya karşı birleşmiş olsalardı, muhtemelen siyasi arenayı etkileyebilirlerdi. Bu varsayım Nakşibendiyye tarikatına bağlı Saltin’li Uzun Hacı’nın başlangıçta küçük çaplı bir şeyh olmasına karşın üstlendiği önemli misyonun sonuçları doğrultusunda yapılmaktadır. Çeçenleri ve Çeçenya’ya bitişik Dağıstan’ın dağlı topluluklarını birleştiren Uzun Hacı, gelişmemiş de olsa bir İslam Devleti olan Kafkasya Emirliği’ni kurmayı başardı. Emirlik tam teşekküllü bir hükümetin sahip olması gereken tüm unsurlara sahipti; bir ordusu, bir polis teşkilatı, bir yargı yapısı, bir müzakere meclisi veya divanı vardı ve kendi parasını basmıştı. Ancak bu deneyim kısa sürdü; zira diğer şeyhlerden destek alamamasından ötürü, devlet Uzun Hacı’nın ölümünden sonra sona erdi.

Emirliğin askeri müdahaleleri ilk başta Denikin [16] milliyetçi ordusuna karşı yöneltilmişti, imhası Bolşeviklere bir armağan oldu. Yine de Beyaz Muhafızları yenilgiye uğrattıktan sonra Uzun-Hacı’nın Kızıllar ile başa çıkacağını da öngördüler [17]. Şeyhin ani ölümü, 70 yaşının üzerinde olmasına rağmen hiçbir zaman sağlık sorunlarından şikâyet etmediği için taraftarları ve düşmanları için bir sürpriz oldu (Nakhibashev 2009, 52). Müridlerinin çoğu onun zehirlendiğine inanıyordu. Bolşevikler bu aşamadan sonra din alanında geniş bir takipçiye sahip olan şeyh Şugaip Molla’nın desteğini çektiler. Ancak inatçı bir adam olan Şugaip Molla diğer şeyhlerle anlaşamadı. Bolşevikler daha sonra Şugaip Molla’nın rakibi olarak gördüğü cemaatleri desteklemeyeceğine söz vererek onun tarafsızlığını kazanabildiler.

Komutasındaki 10.000 kişilik mürid ordusu ile Kadiri Şeyhi Ali Mitaev şüphesiz Bolşeviklerin kazanabileceği en önemli mükâfattı. Zira o, döneminde bir dağılma ve kaos zamanında, siyasi olarak en aktif ve sosyal prestiji en yüksek sufi olarak görülüyordu. Başlangıçta Bolşevikler Mitaev ile açık bir anlaşma yapamadı. Daha sonra Çeçen toplumunun etkili üyelerini, Mitaev’i haydutlar tarafından acımasızca yağmalanan demiryolunu koruma sorumluluğunu alması hususunda ikna etmeye teşvik ettiler. Şeyh ve müridlerinin bu haydutları kalıcı olarak bitirmesi bir hafta sürdü. Demiryolu boyunca asayişi elde eden Bolşevikler, Ali Mitaev’i Çeçenya Komiserliği’ne katılmaya ve haydutlarla resmen savaşmaya ikna etti. Mitaev Komiserliğe katıldıktan sonra Bolşevikler onu kolaylıkla zayıflatabildi. Zira taraftarlarını görevlendirerek Çeçenistan’ın tamamına bölüştürdüler ve komiserliğe katılımı davalarının desteklenmesi amacıyla teşvik ettiler (bu durum Mitaev’in pek çok destekçisini kaybetmesine sebep oldu). Ali Mitaev prestijinin Bolşeviklerin Çeçenya’da güçlü bir yer edinmesine hizmet ettiğini çok geç fark etti. Hükümetten çekildi, ancak Sovyet iktidarı artık eski müttefikinden vazgeçebilecek kadar güçlüydü. Mitaev 1924’te tutuklandı. Çeçen Bolşevikler, müridlerin tutuklanmasının bir yanlış anlama ile ilgili olduğuna, Moskova ile serbest bırakılması için müzakerelerin sürdüğüne, dolayısıyla yetkililere karşı çıkarak krizi yoğunlaştırmamalarına ikna edebildi. Ali Mitaev Eylül 1925’te Moskova’da idam edildi.

1924 yılında Sovyet iktidarı Kuzey Kafkasya’ya yerleşti. Sovyet rejimi, tüm siyasi ve dini faaliyetleri şiddetli bir şekilde bastırmaya başladı. Baskı tüm tarikatları, şeyhleri ve onların soyundan gelenleri ve en yakın müridlerini etkiledi. Ulusal dini burjuvazi, Kafkasya topraklarından ayrılmaya, Batı’ya veya Türkiye’ye göç etmeye başladı. Bolşeviklerle ittifak yapanlar dahi bu sonuçtan kurtulamadı. İslam mirası yok edildi; şeriat ortadan kaldırıldı, Arapça metinler ortadan kaldırıldı ve Kuran’ı okuyan herkes siyasi olarak sadakatsiz olarak mimlendi. Bu süreci kısa süre sonra şeyhlerin, halifelerinin, onların sadık müridlerinin ve Turkhların (yerel liderler) toplu olarak tutuklanmaları ve infaz edilmesi izledi. Bu terör, gelecekte Bolşeviklere direnebilecek herhangi bir kuvveti dini destekten yoksun bırakmayı amaçlıyordu (Akhmethanov ve Dukhaev 2007, 21). Sufi grupların bu süreçteki tepkileri çeşitlidir; kimileri kazanandan bireysel avantajlar arayan ayrı yapılar olarak davrandılar. İhtirasla konumlarını korumak istediler ve Çeçen sahnesindeki en güçlü siyasi oyuncuyla müttefik olmaya çalışan siyasi gruplar olarak hareket ettiler, bu da Bolşevikler tarafından boyun eğdirilmeleriyle sonuçlandı.

Sovyet Döneminde Şeyhler ve Sufi Cemaatler
Sovyet güçlerinin ilk yıllarındaki şiddetli baskılara rağmen, tarikatlar Çeçen toplumunun İslami değerleri koruyabilen ve müslümanları birleştirebilen yegâne yapılardı (Bennigsen 1978, 345; Babich 2009; Belokrenitskiy 2001; Malashenko 2001). Çabaları sayesinde Çeçenler devletin sürekli olarak teşvik ettiği militan ateizm yolunu benimsemedi. Cemaatler, rejime sürekli direnme pahasına manevi değerleri hayatta tutma mücadelesi verdi. Şeyhlerinin çevresindeki müritler, rejimi tanımayı reddederek ve kurumlarını görmezden gelerek protesto ettiler.

Baskı altında yeraltına itilen yapılanmalar buna rağmen varlığını sürdürmek için çabaladı. Yapılarını korumak için şeyhlerinin kimliklerini sakladılar. Zulüm ile ortadan kaybolan şeyhlerinin veya halifelerinin halefleri olmadığı, bu şeyhlerin soyundan gelenlerin silsile yoluyla halef hakkı almadıkları için cemaatlerle hiçbir ilgisi olmadığı söylentilerini yaydılar. Kuzey Kafkasya İslami çalışmalarda modern uzmanların yazılarında maalesef hala doğru olarak kabul edilmesine rağmen, bu söylentiler güvenlik için tasarlanan ve yayılan bilinçli yanlışlardı [18]. Cemaatlere yakın Çeçenler her zaman için silsilelerde kimin kurucu şeyhlere halef olduğunu ve kolların ailelerinden yahut etraflarından kime havale edildiğini biliyorlardı [19]

Tarikatlar, Çeçen ve İnguş halkının 1944 yılında sürgün edilmesine karşı ahlaki direnişte öncekilere benzer şekilde önemli bir rol oynadılar ve halklarına bu en karanlık zamanlarında yardımcı oldular. Fiziksel ve ruhsal olarak topyekun imha tehdidiyle karşı karşıya kalan her iki millet de ana toplumsal yapıları olan tarikatlar ve tayplar (‘klan’) etrafında toplandılar. Bu minvalde birçok gözlemci Çeçenlerin ve İnguşların sadece sürgün edilme koşullarından nasıl kurtulduklarına değil, aynı zamanda bu travmatik sürgünden sonra Sovyet gücüne direnmeye devam ettiklerine inanmadıklarını ifade etmektedir. Kazakistan’da Çeçenlerle aynı zamanda sürgüne gönderilen Alexander Solzhenitsyn, şaşkınlıkla ve hayranlıkla onların kamplara bir özgürlük ve isyan ruhu getirdiklerini yazmıştır (Solzhenitsyn 1973, 164). Herkesi şaşırttılar; yerel Kazaklar ve Ruslar, Çeçenlerin aksine sürgüne daha önce bastırılmış halklarda olduğu gibi yavaş ve kaçınılmaz bir ölüm cezası olarak bakarken Çeçenler, küçük bir toplumun bu zorlu koşullarda nasıl hayatta kaldığını gösterdi. Alexander Solzhenitsyn, bunu ifade ederken onların bu durumunun sonucu olarak aslında otoriteye karşı bir savaş kazandıklarını belirtmiştir (166).

Sovyet yetkilileri dini figürleri zayıflatmak için, onları başta müridleri olmak üzere, sınır dışı edilen Çeçen nüfusun gözünde itibarsızlaştırmaya çabaladılar. 1945’te sınır dışı edilen iki şeyh Abdulkhamid Yandarov ve Baudin Arsanov için Çeçenya’ya bir sefer düzenlendi. Parti liderleri için yolculuğun iki ana hedefi vardı: Şeyhlerin sınır dışı edilmekten kaçıp dağlara çıkarak gerilla savaşına başlayan az sayıda Çeçen’i ikna etmelerini sağlayıp bunların silahsızlandırmak ve bu şekilde teslim olunması sebebiyle şeyhlere onursuzluk nispet etmek. Yetkililer ahmakça şeyhlerin nüfuzunu bu şekilde kendi amaçları için kullanabileceklerini varsaymışlardı; ancak, sonuç beklediklerinden farklı bir şekilde ortaya çıktı. Zira Yandarov ve Arsanov, Sovyet gücünü övmeksizin, yaptıkları müzakerelerle çoğu müridlerden olan gerilla kuvvetlerine idam edilmek yerine silah bırakıp infaz yerine nakledilmeyi kabul ettirme hususunda muvaffak oldular. Bu sayede binlerce Çeçen ve İnguş vatandaşın hayatını kurtardılar. Daha sonra, Sovyet din karşıtı propagandaları şeyhlerin müridlerine ihanet ettikleri ve onları infaz için yetkililere teslim ettikleri şeklinde bir manipülasyon oluşturmaya çalıştılar. Yandarov’un 1946’da Kazakistan’da ölümünden sonra faaliyetlerini takip etmekle görevlendirilen bir çekist: “Biz [yetkililer] onu size karşı kullanmayı düşündük ama bilakis o, yetkilileri müridlerine yardım etmek için kullandı” şeklinde bir itirafta bulundu (Vatchagaev 2011, 58). Bu itiraf aslında şeyhin yetkisini hiçbir şeyin kolay kolay sarsamayacağını ortaya koymuştur. Sovyet liderleri tarikatları “bölebilecekleri ve yönetebilecekleri” inancına kapılmıştılar. Tarikatlar demokratik kurumlar değildir (teokrasiye daha yakındırlar) ve müridlerin hakları yapıların temel şartı değildir. Müridler için şeyhler eylemlerinde masumdur; onlar ne yaparsa yapsın yapılarının iyiliği için yapmış sayılırlar. Dolayısıyla şeyhe karşı vehm ve eleştiri teorik olarak imkânsızdır.

Çeçen sufi gruplarının en belirgin özelliğinin politik dönüşümler ile partilere benzer yapılar haline gelmesi olduğunu vurgulamak önemlidir. 1920’lerde ve 1930’larda kurucu şeyhlerin ölümünden sonra, aile bağları ile verilen halifelik tasavvuf geleneğine dair vukufiyetin değil, sahip olunan konumun aktarılmasıdır. Çeçenya’da tasavvuf çok köklü bir geçmişe sahip değildi ve şeyhlik makamından ayrılan şeyhlerin boş bıraktığı makamı doldurmak için özellikle bu alanda iyi bir tedrisattan geçmiş kimse yoktu. Dolayısıyla, yeni liderler, çoğu zaman tasavvuf teorileri de dahil olmak üzere ilahiyat alanında sınırlı bir birikime sahip olmakla birlikte babalarının eylem ve uygulamalarını daha iyi biliyorlardı. Babalarının eylemlerinin devam etmesi, Kafkasya tasavvufunun Çeçenya’daki şubelerindeki silsilenin tevarüs yoluyla aktarılması politikasını belirleyerek tarikatların siyasi partilere yaklaşmasını sağladı. Buna karşılık, komşu Dağıstan’da, sufiler uzun tarihi birikimlerine de dayanarak siyasetle ilgilenmeyi reddederek kendilerini korudular ve kendilerini mistik faaliyetlere adama yolunu seçtiler. Haleflik uygulaması iki bölgede şu şekilde devam etmektedir: Dağıstan’da silsile şeyhten en değerli talebesine aktarılırken, Çeçenya’da şeyhin ailesi içinde aktarılıyor (Akhmethanov ve Dukhaev 2007, 132; Arsanov 2009, 145).

Sürgün edilen Çeçenler Orta Asya’nın büyük bir bölümüne dağılmışlardı ve birçok insan kendilerini mürşidlerinden ayrı bulmuştu. Manevi boşluğu doldurmak için yeni bir Kadiriyye kolu olan, Vis Hacı Zangiev kolu ortaya çıktı. Çeçenya’ya tez zamanda bir geri dönüşü önceden keşifle vaadeden (bu tam olarak Çeçenlerin ihtiyacı olan şeydi) yeni bir şeyhin ortaya çıktığı rivayeti Çeçenler arasında hızla yayıldı. Bu keşif Çeçenlerin kendi ülkelerine dönünceye kadar sürgün zorluklarına katlanmalarını sağladı. Bu yeni Çeçen tarikatı 20. yüzyılda ortaya çıkan Çeçen tarikatlarının sonuncusu oldu.

Klasik tasavvuf hareketleri Çeçenlerin anavatanlarına döndükleri 1956’dan sonra geriledi. Nüfus ve özellikle gençlere yönelik otoriter egemenliğe ve militan ateizm propangadalarına karşı savaşmak için tarikatların bir kez daha şartlara uyum sağlaması gerekiyordu. Rejimden gelen baskı yol vermez şekildeydi. Dini ritüelleri uygulamak ve şeyhlere veya yakınlarına sempati göstermek Sovyet karşıtı faaliyetler olarak görülüyor ve bunları yapanlar ülkenin en uzak sınırlarına sürgün ve hapis cezalarıyla tehdit ediliyordu. Şeyhlerin kabirlerine yapılan ziyaretler Komünist gücün temellerini zayıflatan eylemler olarak addediliyordu. Tarikatlar, bir kez daha yeraltında çekilerek, farz olan bazı dini ayinlerin zayıflamasına izin vermek zorunda kaldılar. 5 vakit namaz yerine sadece akşam namazını cemaatler halinde kılıyorlar, orucu sadece üç gün tutabiliyorlardı. Şeyhlerin kabir ziyaretleri gizlice yapılmalıydı ve bu ziyaretlerin mükâfatının yerel koşullar altında hac gibi olduğu belirlenmişti. Bu tavizler, yetkililerin yakın denetim ve gözetimi altındaki gençlerin, İslam ümmetinin fertleri olarak ihanet etmiş sayılmadan ibadetlerini gerçekleştirmelerine sağlamak için gerekliydi. Sufiler ve sufi olmayanlar bu düzenlemelerin İslam’a aykırı olduğunu biliyorlardı, ancak gençleri İslami geleneklere bağlı tutma ve Sovyet ateizminin etkisiyle mücadele etmek uğruna bu usulü uyguladılar.

Sadece tarikatların etkisi, İslam’ın Çeçen, İnguş ve Dağıstan toplumlarında neden korunduğunu açıklarken, tasavvufun yaygın olmadığı Osetya, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkesya ve Adigey’de İslam önemli ölçüde zayıfladı. Bahsedilen ikinci grupta mollalar Kur’an’ı bile okuyamadı ve insanlar muska kullanımı, pagan tatillerini benimseme, ulusal ve İslami geleneklerin karıştırılması dahil olmak üzere pek çok din dışı batıl inancı benimsedi. Sovyet sonrasında Kuzey Kafkasya’nın kuzey-batı bölgelerinde gençler arasında namaz kılmak nadir görülen bir fenomendi; tersine, Çeçenler, İnguşlar ve Dağıstanlılarda, öğrenciler ve hatta sovyet bilim adamları arasında namaz kılmak ve oruç tutmak oldukça yaygındır.

SSCB’nin Çöküşünden Sonra Tarikatlar
SSCB’nin çöküşünü takip eden olaylar tarikatların faaliyetlerini dini alanla sınırlama niyetinde olmadığını bir kez daha gösterdi. Sovyetlerden ayrılma sosyal hayatı teşvik etti. İslam hızla düşüşünü tersine çevirdi ve tarikatlar siyasette temsil edilme hakkını açıkça istediler. Bir Sovyet kurumu olan Kuzey Kafkasya Din Kurulunu ilk terkedenler Çeçenlerdi. Bu ayrılma bölgede çöküşün başlangıcını hızlandırdı. Çeçenler kendi müftülüklerini kurarak süreçlerine devam ettiler. Ancak müftülerin seçilmesi tarikatlar arasında yeni bir mücadele ortaya çıkardı; her biri, kendi saflarından birini seçerek toplumdaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyordu, ancak aslında bu görev önemli bir makam yahut siyasi görev değil, sadece idari bir görevdi. Nitekim Kunta Hacı ekolünün yaptıkları gibi müftülük makamını kendileri için güvence altına almaları, güçlerini tarikatlar arasında tescil etmeleri için önemliydi. Müftülük seçimleri, Çeçen Cumhuriyeti’nin Rusya Federasyonu’ndan bağımsızlığın ilan etmesi ve Rus yanlısı muhalefetin tepkilerinin aşırıya kaçtığı bir kriz dönemine denk geldi. Nakşibendiyye tarikatının müntesipleri Kadirilerin müftülük [20] makamına sahip olmasına izin vermeyi kabul ettiler, bu tutum muhtemelen Kadiriler Nakşibendileri Rus yanlısı partileri desteklemekle suçladığı için gergin olan durumu daha da ağırlaştırmamak içindi.

Dahası Ekim 1991’de Rusya cumhurbaşkanı Boris Yeltsin, Kadiriler arasından Çeçenya’da bu kolun etkisini tahmin ederek Deni Arsanov’un torunu Akhmed Bagaudinovich Arsanov’u Çeçenya’daki temsilcisi olarak seçti [21]. Bu durumu takiben Çeçenya’nın ilk Cumhurbaşkanı Cahar Dudaev, diğerlerini dışlasa da siyasi desteklerine güvendiği Kadirilere ve özellikle Kunta Hacı ekolüne yakın durdu. Nitekim Kunta Hacı ekolüne yakın durmanın karşılığını da aldı. Bu ekol en büyük cemaatti ve Nakşibendilerle kıyasla halk arasında yaptıkları zikirlerle çok daha görünürlerdi.

Çeçenya’da Savaş ve Sufiler
1994-96 Çeçen-Rus savaşında, toplumun geri kalanı ile uyumlu olarak tarikatların gittikçe siyasallaşması ve dünyevi hırsları, alışılagelmiş kapalı yapılarını ve yarı yasal statülerini terk etmeleriyle tamamen görünür oldu. Milliyetçi Çeçenlerle birlikte, milliyetçilerin zayıf kaldığı alanlarda bağımsızlık fikrini harekete geçirerek bu fikri geliştirdiler. Dudaev’in ve Mashadov’un kadrosunda tarikatlardan bizzat resmi temsilcileri yoktu, çünkü bu durum mücahidler arasında muhalefete sebebiyet verebilirdi. Bununla birlikte, cemaatlerin savaşın yürütülmesinde aktif bir rolü vardı. İsimlerinden de anlaşıldığı gibi, Ali Mitaev’in müfrezesi veya İmam Taşu Hacı’nın müfrezesi vb. bazı silahlı müfrezeler yalnızca belirli tarikatların müridlerinden müteşekkildi.

Sufilerin desteği Ocak 1997 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli bir faktör haline geldi. Adaylar, tarikatların kendilerini aktif ve açık bir şekilde desteklemesini istedi. Tarikatları görmezden gelenler oyların yüzde birinden daha azına ancak ulaşabilecekti. Aday olan Şamil Basayev, dedesinin Ali Mitaev ile yakın ilişkisi sebebiyle Bamat Giri ve Ali Mitaev şubelerinin desteğini beklediğini açıkladı. Ancak seçim öncesi yürütülen müzakerelerin ardından bu grupların liderleri Aslan Mashadov’u desteklediler. Basayev seçimleri kaybetti ve tarikatlara olan bu kırgınlığı sonraki süreçte Mashadov’u başkanlık koltuğundan kaldırma çabalarında neden olan Selefi/Vahabi güçlerle ittifaka yaklaştığını açıklar niteliktedir [22].

Bu minvalde 1998 yılında Basayev -Selefilerin yardımıyla- yasal olarak seçilen başkanın şeriat mahkemeleri tarafından görevden alınması için çalıştığında, tarikatlar bir kez daha Maskhadov’un yardımına geldiler. Devlete ve sufi müttefiklerine karşı komplo kurmuş olan (özellikle yabancı savaşçıların) silahlı bir şekilde bastırılmasını talep eden on binlerce insan Grozni’nin ana meydanında toplandı. Bu gösteri Mashadov’u kuvvetlendirdi ve nüfusun çoğunluğunun kendilerine karşı olduğunu fark eden Selefiler istifa ültimatomunu geri çekti.

Rus hükümeti de nihayetinde tarikatlar arasından müttefik edinme zorunluluğunu anladı ve ikinci savaşın başlangıcında yaptıkları bu müttefik seçimi sufileri böldü. Moskova ilk kez en kalabalık sufi cemaati olan Kunta Hacı ekolünü etkisiz hale getirebildi. Kunta Hacı kolunun bir müridi olan eski müftü Ahmed Kadirov Rusların seçmiş olduğu müttefiğiydi. Vaazlarında, o zamanlar nüfus arasında yaygın olarak hissedilen vahhabi karşıtı görüşler ile Rus yanlısı tutumları harmanlayarak bu fikri yaymaya çalıştı. Ancak en önemlisi Kadirov, Kunta Hacı tarikatı adına konuştuğunu iddia etti. Kurucu şeyhin sürgününden sonra, Kunta Hacı şubesinin tek bir lideri bile olmamıştı, ancak çeşitli yerleşim yerlerinden cemaat içinden üstadlar ve saygın müridler Kadirov’un tüm cemaat adına konuşmasına müsaade edip onu destekledi [23]. Aynı zamanda, silahlı direnişte Selefileri saflarında tutma çabasıyla, ilk savaşta son derece güçlü olan sufilerle birliktelik söylemini terketmeye başladı.

2004’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir önceki seçimlere benzer bir durum meydana geldi. Moskova’da başarılı bir iş adamı ve Bammat-Giri Mitaev ve Ali Mitaev’in torunlarıyla yakın bağları olan aynı zamanda Ali Mitaev ekolünün takipçisi olduğu iddia edilen Hüseyin Dzhabrailov adaylığını açıkladı. Kendi cemaatine (ki en kalabalık cemaatlerden birisiydi) dayandığını, ancak üstadlarına hürmet eden tüm tarikatlara kucak açacağını ilan etti. Bu, Dzhabrailov ve müttefikleri arasında önceden karar verilen akıllıca bir adımdı. Zira bir Kadiri olarak bunu söylemesi, kendi üstadı ile yaşamları boyunca dost olmuş Nakşibendiyye şeyhlerinin tarikatlarının desteğini almasını sağladı. Örneğin bu vesile ile Nakşibendi Dokku Shaptukaev kolunun desteğini isteyebilir; daha sonra otomatik olarak Deni Arsanov kolunu tarafına çekebilirdi (Shaptukaev ve Arsanov kuzenlerdi). Dzhabrailov’un popülaritesi hızla artıyordu, Moskova’nın adayı Alu-Alkhanov ise kaybediyordu. Süreç bu şekilde işlerken Khussein Dzhabrailov, Kremlin’e davet edildi ve Moskova’daki işinden yoksun olma tehdidi altında adaylığını geri çekti [24]. Seçimden birkaç gün önce Rus yanlısı adayın önü açıldı.

Aslında Çeçenya’daki hiçbir siyasi parti nüfusun çıkarlarını tam olarak temsil edemezdi [25]. Bu sebeple tasavvuf yapıları ile toplum ihtiyaçlarını karşılayan partilerin eksikliğinden meydana gelen boşluk etkin bir biçimde telafi edildi. Moskova, çağdaş Çeçen toplumunun gerçeklerinden kaçınarak politik düzenlemeler için bir araç olması amacıyla siyasi partilerin kurulmasını desteklemeye çalıştı. Ancak bunlar sufi cemaatler yanında yapay ve işlevsiz kalıyordu.

Rus himayesindeki Rus yanlısı grubun Grozny’de iktidara gelişiyle birlikte, Moskova’nın politikası köklü bir şekilde değişti; partilerin kurulmasını desteklemeyi bıraktı ve tarikatları özellikle Kunta Hacı kolunu müttefik olarak belirledi. Bugün bu durumun etkisiyle hükümette, müftülüklerde, camilerde ve medreselerde hülasa iktidarın her pozisyonunda bu grup bulunmaktadır. Cumhuriyeti ziyaret eden biri, durumdan habersiz olduğu takdirde, Çeçenya nüfusunun tamamen Kunta Hacı’nın müridlerinden oluştuğu izlenimini edinebilir. Kuşkusuz, bu kol tüm tarikatlar arasında en kalabalığıdır. Bununla birlikte, cumhuriyetteki farklı kollardan Nakşibendilerin toplam sayısının Kadirilerin toplam sayısından fazla olması muhtemeldir. Nakşibendiler ve Kadirov’u desteklemeyen ve siyasetin dışında kalan Kadiriler, Moskova’nın yirmi dokuz cemaatten sadece tek bir tarikatla ittifakına tepkilidir. Zira bu koalisyon nüfusun çoğunluğunun görüşlerini yansıtmamaktadır.

Çeçen Tarikatlarının Faaliyet Gösterdiği Coğrafya
Günümüzde Çeçen tarikatlarının faaliyet alanı Çeçenya ile sınırlı değildir. Nakşibendi Deni Arsanov kolu İnguşetya’da güçlü bir dayanağa sahiptir; Abu Aksai kolu Çeçenya’nın komşusu Dağıstan’ın kuzey bölgelerinde mevcudiyetini sürdürmektedir. Kadiriyye tarikatının Kunta Hacı koluna bağlı olan Şeyh Amai; Boltikh, Ashil, Ansal ve Khasavyurt bölgelerindeki Andi ve Avar halkları üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir [26]. Kunta Hacı kolu aynı zamanda İnguşetya ve Kuzey Osetya’da yaşayan İnguşlar arasında yaygındır. Büyük bir Çeçen diasporasını haiz olan Moskova ve Saint Petersburg’da Kunta Hacı ekolü sürdürülmekte ve Çeçenler’in baskın olduğu camilerde haftalık olarak Cuma namazı sonrasında zikir törenleri tertip edilmektedir. Diaspora günümüzde dünyanın çeşitli bölgelerine dağıldığından tarikatlar da bu durumu takip etmiştir. Hala ciddi bir Çeçen topluluğunu barındıran Kazakistan’da [27] tarikatlar zikir ve virdlerine devam etmekte ve yerli Kazak Türklerinden de pek çok mürid edinmektedirler. Diasporanın 120.000 kişi üzerinde ferdi bulunan Avrupa’da [28] Kunta Hacı ekolü organize şekilde varlığını sürdürmektedir. Bu doğrultuda Belçika ve Almanya’da geleneksel cehri zikir törenleri düzenlenmektedir. Fransa’da bu yapılanma hala oluşum aşamasındadır. Hülasa kendi toprakları dışına çıkan Çeçenler tasavvuf yapılarını korumakla kalmamış aynı zamanda yerel grupları da kendilerine çekmeyi başarmışlardır.

Çeçen Toplumsal Hayatında Camiler
Günümüzde Çeçenya’da 326’sı Cuma Camisi olmakla birlikte 500’den fazla camii vardır. 21 kadılık, 326 imam, 31 medrese ve Kunta Hacı Kişiev’in adını taşıyan Moskova tarafından finanse edilen bir İslam Üniversitesi bulunmaktadır. Sadece Çeçenyanın kalbi olarak anılan (İkinci savaşta yerle bir edilip yeniden inşa edilmeye başlanan) Grozny’de içlerinde Avrupa’nın en büyük camisi de bulunmak üzere 27 camii bulunmaktadır. Bu rakamlar okullardaki, hastanelerdeki, kolejlerdeki düzinelerce mescid hesaba katılmayarak belirlenmiştir. Ayrıca camilere giden cemaatler her geçen gün artmaktadır. SSBC’nin yıkılmasından 20 yıl sonra ülke 1899’daki seviyesi olan 450 camiye tekrar ulaşmıştır (İbragimova, 2006, 151). Fakat 1897’de 226.497 kişiye inmiş nüfusun 2010 [29] yılında 1.341.360’a yükselmesinden hareketle camii sayısının artmaya devam edeceği varsayılabilir. Bununla beraber camiler devrim öncesinde Çeçen toplumu için ihtiva ettiği yer ve önemi yeniden kazanamamaktadır. Zira insanlar camilere yabancılaşmış ve otoritelerle ilişki içindeki mollalar halkı yıpratmıştır. 1920-1980 yılları arasında Çeçenya’da hizmet gösteren bir camii yoktu. Camiler ya kapatılmış ya da eğlence mekanları olarak kullanılmıştı. İslam sokakları ve kamusal alanları terkedip kısıtlı ailevi çevrelerde uygulanır hale gelmişti [30]. Camiler yeniden açıldıktan sonra dahi düzenli olarak camileri gidip gelmek Çeçenler için bu etkiden ötürü hala bir problem teşkil ediyor. Eğer Allah namazlarını nerede eda ederlerse etsinler kabul edecekse neden camilere mutlaka gidilmeli sorusunun cevabını anlamlandırmada güçlük çekmektedirler. Bu sebeple Cuma namazı ve akşam namazında camiler dolsa da diğer vakitlerde görece çok daha az insan cemaate devam ediyor [31]. Müslüman din adamları otorite ile yakınlığı sebebiyle itibarsızlaştığı için camilere katılım düşük olmaya devam etmektedir. Zira din adamları onlar tarafından atandılar ve maaşları da onlar tarafından ödendiğinden devletin bir kolu haline geldiler. Otoriteler camileri politikalarının propagandası için kullanmaktadırlar. Bunları insanlara dayatmakla görevlendirilen imamların adeta hükümetin sözcüsü olduğu kabul ediliyor. Halk ise onların siyasetlerini imamlar ve mollalardan duymak istemiyor.

Sonuç
Çeçenya’da toplumdaki çeşitli grupların çıkarlarını müdafaa edebilecek tek bir siyasi parti dahi yoktur. Bundan dolayı tasavvufi yapılar siyasi partilerin yerini almaktadırlar. Moskova güdümlü kurulan siyasi partiler Rusların siyasi kontrol kolları olmaktan öteye gidemediler. Çeçen toplumuna ait gerçek gelişmeleri ve menfaatleri göz ardı ettiler. Siyasi partilere duyulan ihtiyacın tarikatlar ile ikame edilmesi son ikiyüz yıldır süregelen bir eğilimdir. Çeçenya’da (tüm Kuzey Kafkasya’da olduğu gibi) Selefiliğin büyümesi için uygun bir ortam olmakla beraber şu anda nüfusun mutlak çoğunluğunun kendilerini hala tasavvufla özdeştirdikleri söylenebilir [32]. Diğer bir deyişle %80/90’lara varan bir dilimde Çeçenler tarikatlar aracılığıyla siyasete engaje olmuşlardır ve bu tarikatlar Moskova’da önemsiz figürlerce oluşturulmuş bir kaç hayali partinin aksine Çeçenya’nın geleceğini belirlemede uzunca bir süre daha etkili olacaklar. Yüzyıllar boyunca tarikatlar klasik tasavvuf özelliklerinin pek çoğunu kaybetmiş ve Çeçen toplumunu ulusal bir karaktere büründürmüştür. Çünkü klanlara ve bölgelere (dağlılar, terekliler, ovalılar) göre konsensüsünü sağlayan Çeçen toplumu için bu mefhumların yerini aldılar. Bu makalede ortaya konulan durum gelecekte değişebilir mi? Kuşkusuz gerçek anlamda siyasi partilerin çıkması tarikatların önemini gözden düşürecektir ancak muhtemel ki bu hemen olmayacaktır.
Mairbek Vatchagaev
Çeviri: Muhammed Tuğrul Arsanoy

Notlar

[1.] Mezhep: İslami hukuk ekollerine verilen isimdir
[2.] Free Online Encyclopaedia’ya göre: Tarikat, Allah’ı bilmeye giden manevi yoldur. Erken dönem sufileri için bu terim, bireyin manevi yoluna atıfta bulunur; daha sonra belirli bir ekol veya tarikat tarafından savunulan yolu ifade etmeye başlamıştır; bugün bizzat tasavvuf disiplinin kendisini ifade eder.
[3.] Wird Kuzey Kafkasya’da tarikatların alt kollarını ifade eder [Çeviride kol, şube veya ekol olarak kullanılmıştır. Ç.N.] [4.] Nakşibendiyye tarikatı wirdleri [kolları] genellikle Kafkasya’daki 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında yaşamış olan pirlerinin isimleriyle anılırlar: Şantiyurtlu Abdulvahab Kurkaev, Aldiyurtlu Abdulselam, Bragunlu Abdul Hacı, Alleroylu Absat Şeyh, Berdikelli Ebubekir Hacı, Taşkınşılı Abu Şeyh, Ahmad Duka Hacı (Abukhan), Shamiyurtlu Batukaev, Urusmartanlı Bilu Hacı Gaitaev, Deni Şeyh Arsanov, Dokko Şeyh Şaptukaev, Mairtuplu Makhma Hacı Karataev, Solsa Hacı, Urusmartanlı Abdulhamid, Şali’li Şugayp Molla, Apşi’den Suleim Hacı, Sayasan’dan İmam Taşu Hacı, Serzhen’den Umalat Hacı, Alleroy’lu Umalat Şeyh, Saltinskili Uzun Hacı, Lakha Nevrli Osman Hacı Khantiev, Şali’li Şemsuddin Hacı, Ellakh Molla Debirov, Koshkel’li Yusup Hacı… Taşu Hacı aslında Dağıstanın Andi kasabasındandır. Ancak Çeçenler onu hiçbir zaman doğum yeri ile künyelendirmezler. Çeçeçnyada defnedildiği yere nispetle Sayasanlı Hacı yahut Pir Hacı olarak künyelendirirler. Şeyhlerin tam listesi için bkz. Vatchagaev (2009).
[5.] Kadiriyye tarikatının kolları genellikle Kafkasya’daki 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında yaşamış olan pirlerinin isimleriyle anılırlar: Şeyh Kunta Hacı Kişiev, Ovtalı Şeyhler (Bammat Giri ve Ali Mitaev), Mairtuplu Şimmirza Taumirzaev, Nadtereşli Mani Şeyh Nazirov ve Alkhan Yurt’lu Vis Hacı Zagiev…
[6.] Bu liderler manevi liderlerdi. Çeçenler onları Allah’ın zor zamanlarda insanlara yardım etmeleri için hususi olarak gönderdiğine inanırlar. En meşhurları: Bersli Şeyh Lakha Kurçaloy, Koren-Benoylu Termol Şeyh ve Beti Şeyh, İmam Avka Ungaev, İmam Alibek Hacı Aldamov ve Aldili Şeyh Mansurdur. Bu kişiler Nakşibendiyye tarikatına nispet edilirler.
[7.] Bilu-haji’nin talebeleri Solsa-haji Yandarov ve Deni Arsanov’un müridleri haline geldi; Visita-haji, Shikhmurza talebeleri Hatuev ve İba-Şeyh, Bamat-Giri Mitaev’in müridleri haline geldi.
[8.] Nakşibendi olduğuna inanılan Şeyh Mansur, Rusların Kuzey Kafkasya’ya genişlemesine karşı direnişi başlattı (1785-1791). İmam Gazi-Muhamed (1828-1832), İmam Şamil (1834-1859) ve şeyh Tasu-haji (1829-1843) bu üç Nakşibendi lideri de, Rus sömürgeciliğine karşı silahlı mücadeleye öncülük etti. Bkz. Baddeley (1908), Bennigsen (1964), Degoev (2001), Gammer (1994), Musaev (2007) ve Aliev ve Gadjiev (1994).
[9.] Kunta-Hacı 1864’ten 1867’ye kadar yaşadığı günümüzde Rusya’nın kuzeyinde Vologda bölgesinde bulunan Ustyuzhna şehrine sürüldü.
[10.] Dhikr (veya Zikir) Nakşibendiler arasında sessizce ve Kadiriler arasında ise yüksek sesle toplu şekilde yapılan bir ibadettir.
[11.] Kunta-Hacı şubesinde zikir bir daire içinde atlayarak, dönerek ve belirli bir zamanda yön değiştirerek gerçekleştirilir; Bammat Giri şubesinde zikir başını sallarken aynı anda atlayarak yapılır.
[12.] Zhihr, Türki halkların kullandığı davulu andıran geleneksel bir vurmalı çalgıdır.
[13.] Örneğin, her iki tarikat da Ocak 1997 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Aslan Mashadov’un adaylığını desteklemeye karar verdi.
[14.] Taşu Hacı’nın aksine Ruslarla müzakereyi savunan Udi Şeyh şaibeli koşullarda öldü. (Vatchagaev 2003; Zaks 1992)
[15.] Kunta Hacı, Çeçenlerin silahlı mücadeleye devam ederse etnik olarak yok olacağına inanıyordu. Şamil’in aksine şiddet içermeyen bir direnişi tevzi ediyordu. Kunta Hacı’nın popülaritesi Çeçenler arasında Çar tarafından tehdit olarak görüldü ve 1863 yılında tutuklandı. Tutuklanması ile barışçıl mücadele sona erdi ve tekrar silahlı direnişe başlandı.
[16.] V. Degoev ve R. Ibragimov’un görüşüne göre: “… kasıtlı olarak Kafkasya’yı Bolşevik fikirlerin etkisini sokmayı planlayan hiç kimse, Bolşeviklerin düşmanlarından daha başarılı olamazdı.” Bezugol’nyi (2007, 59-60)
[17.] Şu sözler Uzun-Hacı’ya atfedilir: “Beyaz domuz ile kırmızı domuz arasında bir fark yoktur.”
[18.] Diğerleri için Bkz. Yarlykapov (2007) ve Meskhidze ve Roshchin (2004). Bu konu hakkında bir tartışma için bkz. Vatchagaev (2009, 36).
[19.] Örneğin, Ali Mitaev’in şubesinde, Ali Mitaev’in infazından sonra liderlik tek oğluna geçti, Sürgün yılları boyunca ve 1990’larda ölümüne kadar tarikata önderlik eden Khusein’in ölümü ile liderlik en büyük oğlu Şamil’e ve Şamil’in ölümünden sonra kardeşine geçti.
[20.] 1993 yılında Çeçenya’nın müftüsü tanınmış ilahiyatçı Magomed-Beşir Arsanukaev yerinden çıkarıldı ve yerini Kunta-Hacı kolundan bir Kadiri, Mukhamed-Khussein-haji Alsabekov’un aldı. Alsenbekov’da 1995 yılında A. Kadirov’a bıraktı. 1993’ten beri müftülük Kunta Hacı kolundandır.
[21.] 21 İnguşetya’da kolun etkisi güçlü. Çeçenya’da, müridanı Terek Çeçenleri arasında, Urus-Martan ve Achkoi-Martan bölgelerinde bulunur. Kol, diğer kolların, Dokku Shaptukaev, Ellakh-Molla ve Abu-Sheikh’in desteğini talep edebilir. Yine de bu dört kol birlikte nüfusun dörtte birinden daha azını temsil ediyor.
[22.] Bu varsayım, yazarın o yıllarda hükümet pozisyonlarındaki deneyimine ve Şamil Basaev ile kurduğu kişisel temaslara dayanıyor.
[23.] Müftü sıfatıyla A. Kadirov ilk Çeçen savaşı sırasında Ruslara karşı cihad ilan eden güçlü bir ses ve saygın bir siyasi figürdü. Selefileri ikinci savaşın patlak vermesinden sorumlu tuttu ve Kunta-Hacı kolunun önde gelenlerine savaşın Çeçenlerin tamamına değil, Selefilere karşı olduğuna ikna etti. Kadirov’un siyasi görüşleri 2003’te cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra henüz tam olarak netleşmemiş olsa da Selefilikle mücadele sözü verdi. Vahhabiler hakkındaki bazı açıklamaları için bkz. Kadirov (2000).
[24.] Bu olaydan sonra Dzhabrailov, Moskova’daki işlerinin çoğunu sonlandırdı ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yerleşti.
[25.] Sovyetler Birliği’nin dağılmasının bıraktığı güç boşluğunu doldurabilecek siyasi partiler kurmak için girişimlerde bulunuldu. Çoğu, belirli bir kişi odaklı küçük yerel gruplardı; sadece iki tanesi tam teşekküllü partilerdi; Zelimhan Yandarbiev tarafından kurulan Vainakh Demokrat Partisi ve Komünist Parti. Komünist Parti önemli bir üye sayısına sahip olamadı, ikincisi tamamen itibardan düşürüldü. Bu nedenle, tarikatlar siyasi partilere benzeme amaçlı düzenli faaliyetlerini giderek artırdı.
[26.] Şeyh Amai, Kunta-Hacı Kishiev şubesinin mürşidiydi. Bir mürşid izin verilen silsile sayesinde meşru olan bir halifedir. Kendi manevi liderinin (üstad) icazeti ile kendi kolunu başlatır.
[27.] Çeşitli kaynaklara göre, Kazakistan’daki Çeçen topluluğu 100.000’den fazla bir nüfusa sahiptir (Aliev ve Zakharov 2005; Gunashev 2003, 152).
[28.] Yazarın kendi çalışmalarına göre, 30.000’i Fransa’da, 27.000’i Avusturya’da ve 17.000’i Belçika’da olmak üzere toplan Çeçen nüfusu 120.000’in üzerindedir.
[29.] 2010 yılının tüm Rusya nüfus sayımının nihai sonuçları için bkz: www.perepis-2010.ru/results_of_the_census /resultsinform.php .
[30.] Alexandre Bennigsen’in “paralel İslam” tabiriyle ifade ettiği şey budur.
[31.] Çeçen televizyonundaki haber programlarında genellikle boş camiler konusunun ele alınması ve inananlara camilere katılmaları için baskı yapma ihtiyacı bu gerçeği ortaya koymaktadır. Bunun sebebinin maaşlı imamların hükümet politikalarının propagandasını yapması olduğu düşünülmektedir.
[32.] Bkz. Iakul’chik, (1994). Bu varsayım aynı zamanda Mashadov’un 1997’de cumhurbaşkanlığı seçim kampanyaları ve yine 1997’de Atgeriev’in Grozni belediye başkanlığı seçim kampanyaları hakkında yazarın katılımı ve kişisel gözlemlerine dayanmaktadır. A. Kadirov’un 2003 başkanlık kampanyasında tarikatlar hakkındaki konuşması ve oğlu Ramzan’ın siyaseti doğrultusunda Jonathan Little’ın Çeçenya gezisine dayanan tarafından kitabında da benzer gözlemler yer almaktadır (Little 2012, 10, 92)
Kaynakça
Akaev, V. Sheikh Kunta-khadzhi: zhizn’ i uchenie. Grozny: Ichkeriya. 1994.

Akhmetkhanov, S. and A. Dukhaev, Pravednye Predki. O Zhizni Shaikhov Usman-Khadzhi i Kanny. Grozny. 2007.

Aliev, T. and Zakharov, A., “Kazakhstan ne prinimaet Chechentsev.” Institute for War and Peace Reporting, 21. 2005.

February. http://iwpr.net/ru/report-news/казахстан-не-принимает-чеченцев

Aliev V. and Gadjiev V. “Narodno-osvoboditel’noe dvizhenie gortsev Dagestana i Chechni v 20-50kh godakh. XIX v.” Materialy vsesoyuznoy nauchnoy konferentsii 20-22 iyulia 1989 g. Makhachkala: Dagestan Scientific Center RAN. 1994.

Arsanov, A. R. Nasledie. Moscow: OOP “IPZ Maska”. 2009.

Babich, I. L. Antropologiya Vlasti i Islam. Moscow: Rema. 2009.

Baddeley, J. F. The Russian Conquest of the Caucasus. London: Longmans, Green. 1908.

Belokrenitskiy V. Islam i Politika (Vzaymodeystvie islama i politiki v stranakh Blizhnego i Srednego Vostoka. na Kavkaze i v Tsentral’noy Azii.). Moscow: Kraft+.2001.

Bennigsen, A., “Un Mouvement Populaire au Caucase au XVIIIe siècle: La “Guerre Sainte” du sheikh Mansur (1785-1791), page mal connue et controversée des relations Russo-Turques.” Cahiers du Monde Russe et Sovietique 5, 159-205. 1964.

___ “Muslim Conservative Opposition to the Soviet Regime: The Sufi Brotherhoods in the North Caucasus.” In Jeremy R. Azrael, ed., Soviet Nationality Policies and Practice, 334-348. New York: Praeger. 1978

Bezugol’nyi, A. Iu. Narody Kavkaza i Krasnaya Armiya. 1918-1945. Moscow: Veche. 2007.

Bobrovnikov, V. Musul’mane Severnogo Kavkaza: obychay i pravo nasilie. Мoscow: Vostochnaya Literatura. 2002.

Degoev, V. Imam Shamil’: Prorok, Vlastitel’, Voin. Moscow: Russian panorama. 2001.

Gammer, M. Muslim Resistance to the Tsar: Shamil and the Conquest of Chechnia and Daghestan. London: Frank Cass. 1994.

Gunashev, A. Chechentsy v Kazakhstane. Alma Ata: Deyip. 2003.

Iakul’chik, Iu., “Teipovo-religioznaya struktura chechenskogo obshchestva kak politicheskiy faktor.” 1994. International Institute of Humanitarian and Political Studies, from the series: Politicheskiy monitoring; available at www.igpi.ru/monitoring/1047645476/1994/1294/20.html

Ibragimova. Z. Chechens in the Mirror of Tsarist Statistics (1860-1900). Moscow: Probel-2000. 2006.

Kadyrov, A. “Voyna sredi nas”: http://kadyrov.ru/node/8. Accessed 4 November 2011. 2000.

Little, Jonathan. Chechnya: God tretiy. Moscow: AD Marginem. 2012.

Malashenko, A. Islamskie Orientipy Severnogo Kavkaza. Moscow: Gendalf. 2001.

Mamleev, Kh.B. Reaktsionnaya Sushchnost’ Myuridizma. Grozny: Checheno-Ingushskoe Izdatel’stvo. 1966.

Meskhidze, D. and M. Roshchin. “Islam v Chechne”. In L. Skvorzov L., ed., Russia and the Muslim world. Moscow: Inıon Ran. 2004.

Musaev, A. Shaykh Mansur. Moscow: Molodaya Gvardiya. 2007.

Nakhibashev M. Z. Uzun-Khadzhi Saltinskiy. Makhachkala: Epokha. 2009.

Solzhenitsyn, A. Arkhipelag GULAG, Vol. 3. Paris: YMCA-Press. 1973.

Vatchagaev, M. Chechnya v Kavkazskoy Voyne. Kiev: Historical and cultural heritage of the Chechens. 2003.

___ “Chelovek, kotoryy izluchal dobro.” Dosh, 2 (32), 58-59. 2011.

Yarlykapov A. “Separatism and Islamic Extremism in the Ethnic Republics of the North Caucasus”. Russian Analytical Digest 22 (5 June), 6-11. 2007.

Zaks, A. B. Tashev Hadzhi Spodvizhnik Shamiliya. Grozny: Kniga. 1992.

Yorumlar