KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Bulduk Özdemir: SİYASALLAŞAN KÜRESEL ENERJİ KRİZİ ve TÜRKİYE

Bulduk Özdemir: SİYASALLAŞAN KÜRESEL ENERJİ KRİZİ ve TÜRKİYE

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 10 dk okuma süresi
308 0

Enerji kriz dünyanın hemen tüm bölgelerini etkiledi.
1970’lerde yaşanan iki enerji krizi, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) boykotuna bağlı olarak öncelikle petrol krizleriydi, en çok da ABD ve Avrupa ülkelerini etkiliyordu.
Etkilenen ülkeler krizlerden sonra önemli dersler çıkarttılar ve beraberinde iki gelişmeye şahit olduk.
Birincisi enerji teknolojisinde, özellikle taşımacılık sektöründeki gelişmeler, enerji kullanımında verimliği artırarak, araçlarda kilometre başına petrol tüketimini yaklaşık %50 düşürdü.
İkincisi, yenilenebilir enerji teknolojileri gelişti ve bu alana yatırımlar yüksek oranlarda giderek arttı.
Düşük karbon emisyonlu teknolojilerin elektrik üretimi içindeki payı günümüzde %40’a kadar yükseldi.
2020 yılı rakamlarına göre dünya elektrik üretimindeki güneş enerjisinin payı %4’e ve rüzgar enerjisinde % 6,7’ye çıktı.
Önemli bir gelişmede ülkeler “Stratejik Rezervler” oluşturmaya başladı. Tabii burada ülkelerin ekonomik mali durumu belirleyici olmaya başladı. Gelişmekte olan ve yoksul ülkeler mali nedenlerden dolayı stratejik rezervler konusunda önemli sıkıntılar yaşıyorlar.
Bugünlerde yaşadığımız enerji krizi ise yalnızca gaz ve petrole ilişkin bir kriz değildir. Enerji krizi, küresel olmanın yanı sıra gıda taşıma ve üretim maliyetlerini artırarak zincirin son noktasındaki tüketicinin yani hane halkının yüzleşmek zorunda kaldığı fiyatları yükseltiyor.
Enerji krizine tedbirler aranırken başka bir çelişki devreye girdi. O da küresel ısınma, çevre ve hava kirlenmesi konusunda varılan mutabakatlarda öngörülen tedbirler ve stratejilerin geçici de olsa unutulmaya başlanması bir nevi “Kısır Döngü”.
Küresel ısınmaya /iklim krizine yol açan emisyon ve kirlenmenin % 80’i fosil yakıtlara dayalı enerji sektöründen kaynaklanıyor. Ayrıca son günlerde baş da AB ülkeleri olmak üzere elektrik üretiminde tekrar kömüre başvurulması, iklim krizine yol açan CO2 emisyonunun daha da artmasını beraberinde getiriyor.
Son yıllarda iklim değişikliklerinden kaynaklı küresel ısınma, aşırı sıcaklıklar hem klima, gıda soğutma cihazları talebini, dolayısıyla enerji tüketimini besliyor.
Hidrokarbon yakıt kaynaklı enerji tüketimi küresel ısınmayı besliyor, küresel ısınma da Hidrokarbon yakıt enerji tüketimini.
Enerji kaynaklarına sahip olan, üreten ve pazarlayan ülkeler için son 70 yılda jeopolitikte farklı bir ekonomik üstünlük aracı olarak kullanılıyordu.
Önce Covid-19 salgınının enerji arzını daraltıcı etkileri tedarik zincirlerindeki aksamalar ve iklim krizi şokları, karbon ekonomisinden çıkış planlarının getirdiği belirsizlikler enerji piyasalarını çok sıkıştırmış ve kırılganlaştırmıştı.
Sonra da Rusya-Ukrayna savaşı ve NATO üzerinden Rusya’ya yaptırımların getirilmesi buna karşılık Rusya’nın Avrupa’ya verdiği gazı Kuzey Akım hattında % 75’e varacak düzeyde kısmaya başlaması gaz fiyatlarındaki yükselişi hızlandırarak krizi derinleştirdi.
Böylece enerji tedariki hızla siyasallaştı ve enerji piyasalarına iki açıdan zarar vermeye başladı.
Birincisi, küresel enerji tedarik süreci, ABD-NATO yaptırımlarının etkisiyle, ülkelerin bu yaptırımlara uyma ya da uymama eğilimleriyle uluslararası güvenlik konseptini, neoliberal küresel sistemin ABD liderliğinde işleyişini, Batı’nın konumunu sorgular biçimde siyasallaştı.
İkincisi, yüksek enerji ve gıda fiyatlarının toplumsal etkileri ile gelişmekte olan ülkelerde borçlanmayı ve finansmanı zorlaştırıcı etkileri birleşti. Krizin toplumsal yükü ağırlaştı.
AB ülkeleri günlük hayatta enerji tüketimini kısıtlayıcı tedbirlere başvurdular. AB yönetimi üye ülkelerden gaz tüketimini % 15 azaltmalarını istiyor.
Fransa, Hollanda ve Danimarka’da elektrik kısıntısına, ışık söndürmeye, duş alma süresini kısaltmaya yönelik kampanyalar ortaya çıkıyor.
Almanya başta olmak üzere bazı AB ülkeleri nükleer enerjiyi rafa kaldırmaktan vazgeçiyorlar.
Kısacası; enerji ve gıda piyasalarında adeta bir savaş ortamı oluştu. Savaş ortamında devletler, enerji ve gıda gibi stratejik malların tedarikini piyasaların eline bırakamazlar, kendileri üstlenmek zorunda kalırlar.
Doğal gazda %99 ve petrolde %92 oranlarında dışa bağımlı ülkemizde de kur değişiklikleri ve yüksek enflasyon oranıyla yaşam şartları vatandaşlarımız için de oldukça zorlaştı.
Türkiye’ye özellikle batı Avrupa’ya kıyasla çok farklı bir konumda. Ülkemizin jeo-stratejik konumu ve hidrokarbon üreten ülkelere yakınlığı, bölgede izlediği aktif tarafsızlık politikaları sayesinde enerji arz güvenliği ve kaynak çeşitliliği konusunda oldukça avantajlıdır.
Ayrıca 2017 yılından itibaren enerji politikamızda ciddi bir millileşme hareketi başlamıştır. Dışarıdan enerji tedariki yerine kendi yerli imkanlarıyla kara ve mavi vatanda Petrol ve Doğal gaz araştırma ve bulma çalışmalarının altyapısı oluşturulmaya başlanmıştır.
Milli Enerji politikamızın temeli; Enerji arz güvenliğinin sağlanması, Enerjinin yerlileştirilmesi ve öngörülebilir enerji piyasa koşulları oluşturmak üzerine inşa ediliyor.
Ülkemiz Rusya, Azerbaycan ve Irak petrol ve doğal gazını kurulan Türk Akım, Mavi Akım, TANAP, BTC boru hatlarıyla ülkemize ve batı Avrupa’ya taşıyor ve kaynak çeşitlendirme konusunda oldukça iyi. Milliyetçi bir bakış açısıyla ülkemiz üzerinden enerji boru hatları ile petrol ve doğal gaz taşınan bir ülke olmak yerine, ülkemizin bir enerji üssü olması, fiyatların, enerji politikalarının belirlendiği bir merkez ülke olması arzumuzdur.
Enerji Bakanlığı verilerine göre 2021 yılında elektrik üretimimizin, %31,4’ü kömürden, %32,7’si doğal gazdan, %16,8’i hidrolik enerjiden, %9,4’ü rüzgardan, %4’ü güneşten, %3,2’si jeotermal enerjiden ve %2,4’ü diğer kaynaklardan elde edilmiştir.
Bu verilerden anlaşılacağı üzere son yıllarda “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından” elektrik üretimi artmıştır. Hammaddesinin bedava olduğu güneş ve rüzgâr enerjisinde arzu edilen oranlarda değiliz. Özellikle güneş enerjisi yatırımları yapma konusundaki yasal zorluklar ve buradan kazanılacak enerjinin depolanması konusunda teknolojik eksikliklerle karşı karşıyayız.
HES’lerde(Hidroelektrik Santrali) yerli türbinler üretebilecek durumdayız fakat güneş ve rüzgar enerjisi üretiminde yerlilik oranı oldukça düşüktür.
Devletimizin teşvikleri, özel yatırımlar ve AR-GE çalışmaları sayesinde bu alanda da yerlilik oranının yakın zamanlarda yükseleceğine şahit oluyoruz.
Milli Enerji Politikamız gereği daha çok inisiyatif almamız gereken ihtiyaç ise “Enerji Verimliliği” konusundadır. Konutlarda yapılacak iyileştirmeler, ulaşımda özel binek arabalar yerine toplu taşıma araçlarının(bilhassa raylı sistemler) teşviki, gereksiz elektrik tüketimine karşı tüketicinin bilinçlendirilmesi sürdürülebilir hale getirmeliyiz. Bu çalışmaların olumlu sonuçları vatandaşın faturalarına olumlu yansımaları olacaktır.
Arz güvenliği açısından enerji bakanlığımızın Tuz Gölü ve Silivri’deki doğal gaz depolama kapasitesini artıracak çalışmalarla toplam da 10 Milyar m3’lik bir kapasite ile doğa gazı depolayacak konuma geldik.
Milli enerji politikamızın yerlilik konusundaki çalışmalarında en stratejik kararlar, derin denizlerde hidrokarbon araştırma-bulma ve üretme yolunda teknolojik altyapıyı oluşturmak olmuştur.
Belki başlangıcında pahalı tedarik edilen araştırma ve sondaj gemilerimizle dünya da bu alanda sayılı ülkeler arasındayız. BP, Shell veya Exxon Mobil gibi küresel şirketlere milyonlarca dolar verip, enerji araştırması yaptırmayacağız. İlk zamanlarda bu şirketlerle işbirlikleri olabilir ama yakın zamanda bu konuda da yerli imkanlarına kavuşacağız.
Küresel enerji krizi bir defa daha gösterdi ki şayet dünya da söz sahibi bir ülke olmak istiyorsak, enerji de dışa bağımlılığı ortadan kaldırmamız şart.
Nerede ise yıllık 100 Milyar dolara yaklaşan enerji giderlerimiz ve buna bağlı olarak yükselen cari açığımız matematiksel olarak da bizleri enerji bağımsızlığı konusunda zorluyor.
Küresel enerji krizi Türkiye’nin jeopolitikteki önemini bir kez daha herkese göstermiştir. Rus, Kafkas, İran ve Ortadoğu enerjilerini Türkiye merkezli, bugünlerde çok sıkışan ve ekonomisinde durgunluk belirtileri gösteren batı Avrupa’ya pazarlamak, taşımak çok avantajlı bir seçenek olmuştur.
Enerji artık bir silah olarak kullanılıyor ve siyasallaşmıştır. Türkiye’de sahip olduğu jeopolitik kozları kullanmalıdır, kullanacaktır.
Bulduk Özdemir Kafkassam enerji politikaları

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir