TRIDENT JUNCTURE18 Nato tatbikatı

Сохранение присутствия ИГ* в Сирии выгодно для США, считает политолог

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu neden Londra’da?

Պուտինն ասաց, ինչ պետք էր. Ռոբերտ Քոչարյանի թավշյա տարբերակը

Bosna-Hersek’te ‘yasadışı referandum’ ve AB paradoksu

Türkiye 27 Eylül 2016
675

Uzun süredir, anayasal ve resmi adı ‘Sırp Cumhuriyeti’ (RS) olan ve ülke topraklarının önemli bir kesimini kapsayan ve çoğunlukta oldukları Sırp bölgesinde referandum yapacaklarını dile getiriyorlardı. Bugün 25 Eylül 2016 tarihi itibariyle Sırplar bu kritik ve tehlikeli ‘korsan referandum’u başlattılar.
9 Ocak 1992’de kabul edilmiş olan Sırp Cumhuriyeti’nin kurulmasına dair tek taraflı Sırp bildirisi Sırplar tarafından “Sırp Cumhuriyeti Günü” olarak yasadışı şekilde her yıl kutlanmaktaydı. Sırpların bu konuyu resmileştirmek üzere aldıkları referandum kararı Bosna Hersek Anayasa Mahkemesi tarafından 2015 Kasım ayında “anayasaya aykırı” olduğuna dair karar almıştı. Fanatik Sırplar, Mahkeme kararını tanımayarak bir referandum yapacaklarını ve 9 Ocak’ı kutlamayı sürdüreceklerini ilan etmişlerdi. Bugün de, Anayasa Mahkemesinin açık kararı ve uluslararası toplumun çağrılarına rağmen ülkede huzur kaçıracak, etnik tansiyonu tırmandıracak bu ‘korsan referandum’ yapılmakta.
Bu yöndeki teşebbüsler, savaş öncesinden başlayarak düzenli bir gerilim politikası sürdüren fanatik Sırplar tarafından 2011 yılından bu yana farklı gerekçelerle Bosna-Hersek gündemine taşınıyor. Fanatik Sırplar bu gerilim politikasının devamıyla bir yandan Sırp milliyetçiliğinin yükseltilmesini sağlarken ve taraftar kazanmayı amaçlarken, diğer yandan Yugoslavya’nın dağılması sırasında zaten gündemlerinde olan Bosna Sırpları için bağımsız bir devlet kurma hedeflerini gerçekleştirmek için yeni bir mevzi, adım ve fırsat olarak görüyorlar.
Bu önemli ve tehditkar gelişmenin yanında ülke erken önemli bir aşamayı yaşamayı başladı. Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin bu yılın Şubat ayında Avrupa Birliği’ne aday üyelik için başvurma niyeti, Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konsey Başkanı Dragan Çoviç tarafından açıklanmış ve konu resmi ağızlardan ilk defa ülke gündemine oturmuştu. Ancak bu başvurunun bu kadar kısa sürede olumlu bir cevapla karşılık bulması ve üyelik başvurusunun geçen hafta kabulü hiç de umulan bir gelişme değildi.
Ülke genelindeki akademik ve politik tartışmalarda, Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda tarafların ayrıldıkları noktanın sadece başvurunun zamanlaması ve üyeliğe hazır olunup olunmadığı konularında düğümleniyordu. Bununla birlikte, toplumun genel yaklaşımının, Birliğe alınma kararını imkansız görenlerden çok, bu gelişmeyi tarihi bir fırsat ve şans olarak görenler yanında olduğu söylenebilir.
Bosna-Hersek’in üyelik başvurusunun kabulünün, ‘üyeliğe kabulü’ anlamına gelmediğini baştan vurgulamak gerekiyor. Geçen hafta içinde AB tarafından ilan edilen bu ‘kabul’, tam üyelik için gereken uzun ve zahmetli müzakere sürecinin başlangıcı anlamına geliyor. Bu sürecin en azından Türkiye için bu şekilde geliştiği herkesçe malum. Fakat Hırvatistan ve Doğu Avrupa ülkelerinin kabulünde bu uzun sürecin oldukça kısa tutulmuş olması, Bosna-Hersek için de bir ümit ve ‘haklı beklenti’ doğuruyor.
Geçen haftaki bu sürpriz gelişmeyle birlikte, gerek Bosna-Hersek’te gerekse yurtdışında Bosna-Hersek’teki gelişmeleri takip edenlerin zihninde bazı soru işaretleri ve çeşitli itirazlar ortaya çıkmaya başladı. Mesela Türk vatandaşları için şu anda vizesiz giriş yapılabilen Bosna Hersek’e girişin bundan sonrasında vize ile mi olacağı; Bosna Hersek ile Türkiye ilişkilerinin artık başkalarının kontrolünde mi olacağı; ülkenin zaten az olan nüfusunu bütünüyle yitirme riski olup olmadığı bu sorulardan bazıları. Kuşkusuz bütün bu sorular tam üyeliğin gerçekleşmesi halinde tartışılması gereken hususlar. Aslında bütün bu sorulardan daha önemli ve hayatî sorular sırada bekliyor. Yine, bu son gelişmenin bölgede tansiyonunun daha fazla yükselmesine sebep olup olmayacağı; Rusya’nın ve Sırbistan’ın karşı hamle yapıp yapmayacağı; AB’nin bir anlamda Batı Bloku’nun Balkanlarda nereye kadar gelişmesini sürdürebileceği; bütün bu gelişmelerin bir iç savaşa sebep olup olmayacağı konuları da esaslı hususlar arasında.
Bu arada, Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin başlamasından bağımsız olarak, Sırp talepleri ve Rusya’nın desteğinin her zaman olduğunu hatırlamak gerekir. Belki müzakerelerin başlaması Bosnalı Sırpların bu ‘referandum provası’nın gelecekteki aşaması olan ‘ayrılma referandumu’ konusunda daha aceleci davranmalarına sebep olabilir. Fakat artık üyelik müzakerelerinin yürütüldüğü bir ülke olan Bosna-Hersek içerisinde ‘etnik huzursuzluk’ ve savaş çıkarmaya kalkışmak, geçmişte olduğu kadar kolay olmayacak. Hele ki, Bosnalı Sırpların en büyük destekçisi olması umulan Sırbistan’ın da ‘AB üyeliği’ için sırada beklediği bulunduğu düşünülürse…
Ayrıca bugünün, savaşın çıktığı 1992 yılındaki konjonktürden önemli ölçüde farklı olduğunu söylemek gerekir. O dönemde, Yugoslavya Federasyonu’nun içinde federal bir cumhuriyet olarak Bosna-Hersek vardı ve Yugoslavya’dan ayrılma talebi olan bir ‘federal devlet’ olarak dünyanın tam olarak ‘tanımış’ öldüğü bir Bosna devleti henüz ortada yoktu. Bugün ise bütün dünyanın tanıdığı meşru bir Bosna-Hersek Devleti fanatik Sırplar istese de istemese de var.
İkinci olarak o dönemde, Sovyetler Birliği’nin yıkılması dolayısıyla dünya konjonktoru harita değişikliklerine son derece açıktı ve bu tür bir işgale dünya zihnen kısmen yatkındı. Daha doğrusu, Sırplar bugüne kıyasen göreceli olarak daha güçlüydüler.
Üçüncü farklılık olarak kendisi de Avrupa Birliği üyeliği peşinde olan Sırbistan’ın böyle bir savaşa gönüllü olmayacağını vurgulamak gerekir.
Ülke, Birliğe üyelik konusunda yeterli iç ve dış desteğe sahip. Boşnaklar kadar Hırvalar da bu üyelikten yanalar. Sırbistan halkının da üyelik için sırada beklediğini ifade etmiştik. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Sırbistan halkı, hala İkinci Dünya Savaşı zihniyeti ve refleksleri ile yaşayan Bosnalı Sırplara göre daha gerçekçiler. Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vucic ve Bosna Sırp Cumhuriyeti eski cumhurbaşkanlarından NDP Partisi Başkanı Dragan Caviç gibi Sırp politikacılar da Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Dodic’in gerilim tırmandıran aşırı görüşlerinden rahatsızlıklarını her fırsatta dile getiriyorlar. Son olarak Doğu Ukrayna’yı işgal eden ve Suriye’de aktif rol alan Rusya’nın (tarihî bağlar dolayısıyla Bosna’da böyle bir ayrılığı otomatikman kabul edecek ilk ülke olsa bile) aktif sıcak bir temasın içine hiçbir şekilde girmeyeceği ve zamanla Sırp menfaatleri üzerinden değerlendirdiği Bosna-Hersek konusundan uzak duracağı kanaatindeyim.
AB üyelik sürecinin Bosna-Hersek için diğer ülkelere göre farklı bir anlam taşıdığını vurgulamak gerekir. Geçen yıl Anadolu Ajansına verdiğim bir analizde AB üyelik sürecinin Bosna-Hersek’e sağlayacakları hakkında bugün için de aynen geçerli olan şunları görüşleri vurgulamıştım: “…Bosna-Hersek’te… Dayton Antlaşması’nın kurduğu bu karmaşık yapının, bugün itibariyle 20 yıldır ‘güç-bela’ işletilebildiği gerçeğine rağmen, bugün Bosna-Hersek önemli bir fırsatı yakalama ve kritik bir eşiğe adım atmak üzere. Avrupa Birliğine üyelik, Bosna-Hersek’in ‘kader’ini belirleyecek bir değişikliğin önemli bir adımdır. Karar alma süreçleri, Parlamentodan belediyelere kadar her merci ve makamda ağır aksak işleyebiliyor. Bu ağır bürokratik yapının kaldırılması, fonksiyonel/işler bir devlet yapısının ve idarenin kurulabilmesi hiç kuşkusuz ki ciddi yapısal reformlarla başlanmasını gerektiriyor. Bu güne kadar, bu tür reformlar çok uzun zaman süren tartışmalardan sonra yarım teşebbüsler olarak kalmıştı. Eğitim reformu ve polis reformu gibi ancak kısmen başarılı olan bir kaç girişim bir kenara bırakılacak olursa, ülkede bütün etnik grup ve siyasi partilerin üzerinde mutabık kalacağı bir dönüşüm ve değişime ihtiyaç olduğu kesin. …Türkiye’nin veya İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne üye olması veya olmaması, uzun vadede ülkenin akıbeti ile doğrudan ilişkili değildir. Bosna-Hersek için bu tercih ‘sine qua non’ yani ‘olmazsa olmaz’ nitelikte bir “kader” tercihidir. Bu noktada, ülkenin parçalanmasına karşı Avrupa Birliği üyeliğinin bir sigorta oluşturacağı kanaatimi peşinen ifade etmek isterim… “…bölgedeki bütün etnik grupların üzerinde uzlaşabileceği en uygun zeminin, psikolojik olarak ‘Avrupa Birliği’ hedefi olduğunu söyleyebiliriz. Bosna-Hersek, Avrupa Birliği’ne üyelik hazırlıkları sırasında, yapısal dönüşüm için gereken cesareti ve psikolojik zemini yakalama fırsatı bulacak ve gerekli acil adımları atmaya başlayacaktır. Çünkü bugün, Bosna-Hersek’te ciddi bir reform ve yapısal dönüşümü sağlayacak psikolojik bir zemin ve heves kalmamış, atılan her adım içeriden veya dışarıdan aktörler tarafından bir şekilde kilitlenmiştir. Bu sebeple, ülkenin bütünlüğünü sürdürerek gelişmesini sağlayabilmesi için ihtiyacı olan motivasyon ve psikolojik rahatlama üyelik tartışmaları sırasında yakalanabilir. Kanaatimce, ülkenin üye olup olmamasından daha önemli olan nokta, değişim için gereken işlerliği olan bir mekanizmanın kurulmasının başarılmasıdır. Bu, her halükarda ülkedeki herkesi ortak ihtiyacı olan bir temeldir… Yüzbinlerce sayfalık Avrupa Birliği müktesebatı ülkeyi taşınabilir ise bunun ülkeye sağlayacağı ciddi bir katkı olacaktır. Çünkü bu ‘Müktesebat’, hukuktan çevreye, ekonomiden ticarete, akarsuların kirlenmesinden spora kadar birçok konuda ayrıntılı düzenlemeler getirecektir ve yapısal dönüşüm fırsatı bu yolla yakalanabilir.”
Gerçekten de bu gelişmeler sonrasında Bosna-Hersek’in önünde üyelik müzakerelerine başlandığında, sistem açısından bir temel konuda neredeyse savaş öncesinde takılıp kalan ülkenin müzakere başlıklarının temas ettiği her noktada acil ve köklü bir reforma ihtiyaç duyacak. Bütün çalışmaların, AB Komisyonu tarafından izleneceği; müzakereler safhasında ve fasılların açılması sırasında ciddi bir denetim ve takip yapılacağından verilen ödevlerin tutarlı ve istikrarlı bir politika ile sürdürülmesi gerekli. Bosna-Hersek, Birliğe üyeliği basarsın veya başaramasın, bütün bu yapılacak çalışmaların ülkenin yeniden yapılanması ve kendisini yenilenmesi bakımından ciddi önem arz ediyor
Yücel Oğurlu

Yorumlar