Alman uzman: Türkiye ekonomisinin çökmesi Almanya’nın da zararına olacaktır

Rus uzman: DTÖ neden ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarına sesini çıkarmıyor?

Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Bizim İran’la hikayemiz

İran, Türkiye 21 Ocak 2016
907

Bizim İran’la hikayemiz

1979 yılında, yüz yılın son halk devrimine şahit olup da, ona hayran olmayan çok az insan vardır. Benzetmek gibi olmasın, Rusya devrimi solcular için neyse, İran devrimi de bizim için oydu. ‘Büyük Şeytan’ Amerika, ‘Küçük Şeytan’ İsrail, Rusya, Çin, İngiltere… tüm emperyalist, sömürgeci, işgalci güçlere meydan okumuşlardı. Kim hayran olmazdı ki? Solcular, ülkücüler, liberaller bile Humeyni hayranaydı o zaman.

Humeyni’nin, “Şii-Sünni kardeştir” sözü en az bir halk devrimi kadar güçlü bir değişimdi. Türkiye İslamcıları, hem anti emperyalist, hem mezhep taassubunu yıkan, hem de özgürlük fışkıran İran devrimini bu yüzden çok benimsedi.

Türkiye’deki İran, İran’daki İran değildi

1980-95 arasında, İran üzerine binlerce eser Türkiye’ye adeta aktı. Beheşti, Ali Şeriati, Mutahhari, İmam Humeyni gibi çağdaş öncülerin neredeyse tüm kitaplarını okuyup yuttuk. Yetmedi, Hz. Ali’den başlayarak, Tabatabai, Fahrattin Razi gibi akait, tefsir, felsefe alimlerinin eserlerini de okuduk. Bir İranlı bile bizim kadar devrim ve kökleri üzerine okumamıştır.

İran’a gidenlerimiz çok oldu. Döndüklerinde şaşıran daha çok oldu. Bizim hayalimizdeki İran ile gerçekte var olan İran’ın farklı olması şaşırtmıştı bizi. “Türkiye’deki İran, İran’daki İran değil” diyerek ilk uyarıyı yazan Mehmet Metiner, neredeyse aforoz edildi.

İran, daha Humeyni sağken, geleceğin İmamı olan Muntaziri’nin azledilmesi ve ardından hapsedilmesiyle değişmeye başladı. Devrim kendi içinde kavgaya girmişti. Her devrim gibi, kendi çocuklarını yiyordu.

Fabrika ayarları, Pers ve Şii politik tutum

Humeyni’nin ölümünden sonra (1989), İran’daki değişim daha da hızlandı, fabrika ayarlarına geri dönmeye başladı: Pers ve Şii politik tutum.

Şunu anladık ki, İran dünyadaki tüm Şiilerle irtibat kuruyor ya da tüm Sünnileri Şii yapmak istiyor. Bunu da dini gereceklerden çok, aslında politik çıkarlarında kullanmak için yapıyordu.

İran’ın tüm İslam dünyasından kopuşu ve yalnızlaşması Suriye politikası nedeniyle olmuştur. Önce baba Esad’ın Hama ve Humus katliamlarına sessiz kaldı. Sonra oğul Esad’ın cinayetlerine yardım etti. İkisi de mezhep ve siyasi çıkar nedeniyle oldu.

Neredeyse tüm İslamcılar, Suriye’deki tutumu, mezhepçi yayılmacılığı ve ırkçılığı nedeniyle İran’dan nefret eder hale gelmiştir. İran, aklımızın alamayacağı oyunlar, karmaşık ilişkiler içinde, sadece kendi çıkarını düşünen, bencil ve güvenilmez bir hal almıştı gözümüzde. Hele yıllarca “büyük şeytan” dediği Amerika ile iş tutması, hepten bizi ve dünyayı şok etmişti.

İslamcıların en büyük hayal kırıklığı

Diyebilirim ki Türkiye’deki İslamcıların en büyük hayal kırıklığı, hüsranı İran’dır. Biz masum, saf, romantik devrimcilerdik, onlar da her türlü Acem oyununu bilenler olarak bizi kandırmış, tarihi bir kazık atmıştı.

Aslında İran jeopolitiğin ve acımasız uluslaraarası ilişkilerin gereğini yapmıştı. Bu açından, İngiltere ve İsrail ile son derece benzerlik gösterirler. Zaten sonradan bu iki ülkeyle ilişkilerinin iyi olduğunu anladık.

Bugün hem Amerika, hem de Rusya ile müttefik olacak kadar şaşırtıcı bir yerde duruyor İran. Rusya ile birlikte Suriye’de, Amerika ile birlikte Yemen’de Müslümanların öldürülmesiyle meşgul. Buna diplomasinin başarısı diyenler olsa da, bence dibe vurmak üzere olan bir savrulma demek gerekir.

ABD, Suudi Arabistan’ı ve Türkiye’yi bırakıp İran ile müttefik olmayı tercih etmişse, burada bir tuhaflık var demektir. Ortadoğu denkleminde, dolayısı ile dünya siyasetinde çok şaşırtıcı değişimler oluyor ve İran bunun tam merkezinde duruyor. Kendi adıma söyleyeyim, bunu çözebilmiş değilim.

Ancak şunu diyebilirim, ambargonun kalkması İran’ı ticaretin ve paranın tadıyla tanıştıracak. Sivriliklerini törpüleyeceğini ve iç politik baskıların artacağını düşünüyorum. Bir ay sonra İran’da parlamento seçimleri var. Ambargonun kalkması reformistlere yaradı. Seçimi onlar kazanırsa, fabrika ayarlarına dönmüş İran’da durum biraz değişebilir. Tüm İran’ı tek bir blok olarak görmek de yanlış. Ama yine ihtiyatı elden bırakmayalım.

Kemal Öztürk/yenişafak

Yorumlar