Aygün Muradxanlı: Trump’ın Safran Kokulu İran’ı
Nisan 2019. New York. Trump’ın ilk başkanlık dönemi. New York Belediye Başkanı ve Trump’ın danışmanı Rudy Giuliani’nin organizasyonuyla düzenlenen, iki gün sürecek geniş kapsamlı “İran’ın Geleceği” başlıklı tartışmaların başlamasına saatler kalmış.
Şah yanlıları, Kürtler, Beluçlar, Araplar, Kaşkaylar, Gilaniler… yavaş yavaş yerlerini alıyorlar. Güney Azerbaycan’ı yalnızca tek bir teşkilat temsil ediyor: Azerbaycan Merkez Partisi (AMP). Şah yanlıları katıldığı için Güney Azerbaycan’ın diğer örgütleri daveti kabul etmemiş. Ancak bireysel olarak dünyanın dört bir yanından gelen Güneyliler var; ABD’den, Kanada’dan, Fransa’dan, İsveç’ten, Norveç’ten… Tartışmaların tamamen dışında kalmak istemiyorlar.
Biz de oradayız. AMP’nin gönderdiği davetiye ile ABD’nin Bakü Büyükelçiliği, bizlere —Azerbaycan Cumhuriyeti’nden gidecek 5 kişiye— bir gün içinde bir yıllık çok girişli vize verdi.
New York’un merkezindeki Roosevelt Otel’e yerleştirilmişiz. Toplantı da burada yapılacak. Molla rejiminin olası provokasyonlarını önlemek için son derece sıkı güvenlik önlemleri alınmış. Otel polis kordonuyla çevrilmiş, dikey ve yatay tüm sokaklarda araç trafiği kısıtlanmış; otelden bir saniyeliğine bile çıksanız, üç aşamalı aramadan geçmeden geri dönmeniz imkânsız.
Toplantı salonunun girişinde, ABD için klasik olan “coffee break” yerine, çeşit çeşit İran tatlılarıyla donatılmış bir çay sofrası kurulmuş. Tatlıya ve şerbete karışan safranın hoş kokusu, insanın “New York atmosferi”ne girmesine izin vermiyor. Toplantının simgesi de zaten safran. ABD, İran’ın geleceği için simge olarak safranı seçmiş. Akreditasyon kartını alan herkese safran figürlü bir yaka iğnesi veriliyor. Daha sonra Rudy Giuliani, İran’ın geleceğini değerli ve güzel gördükleri için bu özellikleri taşıyan bitkiyi sembol seçtiklerini açıklayacaktı.
Rıza Pehlevi de orada. 3-5 taraftarıyla bir kenarda durmuş sohbet ediyor. Kimsenin ona dönüp baktığı bile yok…
Toplantıya 10-15 dakika kala salondaki son koltuklar doluyor. Kameralar ve mikrofonlar son kez test ediliyor. Az sonra Rudy Giuliani ve diğer yetkililer protokoldeki yerlerini alıyorlar. Kürsüye de ilk Giuliani çıkıyor. O zamanlar henüz adı Ukrayna’daki yolsuzluk skandallarına karışmamış olan belediye başkanı, çok emin konuşuyor: “Sizi New York Belediye Başkanı ve Başkan Danışmanı olarak temin ederim ki; 2 yıl sonra yeryüzünde İran İslam Cumhuriyeti adlı bir devlet olmayacak.” Bu, yaklaşık 20 dakikalık konuşmasının en iddialı cümlesiydi.
Ancak konuşmada sadece mollalara değil, Fransa’ya da parmak sallanıyordu: “Tahran rejimi her gün idam kararları veriyor. Binlerce insan sadece özgür yaşama arzusu nedeniyle asılıyor. Fransa ise ambargolara rağmen İran’a ekonomik kapılar açıyor. Paris!!! Bil ki, İran’da günahsız insanların boğazına geçen her ilmik senin paranla alınıyor, o dökülen kanlarda senin de elin var. Bunun hesabını mutlaka vereceksin.” ABD’li yetkili, Fransa’yı açıkça Fars molla rejiminin hamisi (koruyucusu) olarak adlandırıyordu…
En beklenmedik olay ise Giuliani’nin konuşmasından sonra yaşandı. İlk söz, Azerbaycan Merkez Partisi Başkanı Saleh Kamrani’ye verildi… Kürsünün tam önünde oturan Şah yanlıları kıpırdanmaya, salona dağınık halde yayılan Kürtler huzursuzlanmaya başladılar… “Neden biz değil de Türkler?” sorusunu tüm vücut dilleriyle dışa vurdular.
Kamrani kapsamlı bir konuşma yaptı. Sonraki faaliyetlerinde beğenmediğimiz noktalar olsa da o günkü konuşması derindi. İslam devriminden sonra molla rejiminin halklara çektirdiği eziyetleri, din kisvesine bürünüp insan özgürlüklerine ve fikir çeşitliliğine savaş açtığını, milyonlarca insanı baskı makinesinden geçirdiğini, 80 milyonluk devasa bir toplumun zulüm altında inlediğini belgelerle anlattı. Sonunda dünya ülkelerini, Hamaney rejiminin İranlılara karşı işlediği devlet terörüne sessiz kalmamaya çağırdı.
Kamrani’den sonra söz diğerlerine verildi. Bugün bile düşünüyorum ki; Beyaz Saray’ın düzenlediği bir toplantıda ilk sözün Güney Azerbaycan teşkilatına —İran Türklerine— verilmesi bir alfabe tesadüfü değildi. ABD bu kadar basit değildir. Bu, derin bir analizin sonucuydu. ABD, İran’ı yenileyebilecek en etkili güç olarak Türkleri gördüğünü, mollalara karşı kendisinden medet umanlara gösteriyordu.
Sonra… Pandemi başladı. Giuliani’nin “2 yıl sonra İran olmayacak” öngörüsü gecikti. Ardından Trump dönemi sona erdi, o daimi baygın Biden dönemi geldi. Tahran, Beyaz Saray’dan yeni ambargolar ve bildirilerden başka bir şey görmedi.
Şimdi —ikinci döneminde— Trump kaldığı yerden devam ediyor. Eski düzeni kırıp yenisini kurmaya çalışıyor. Mollalarla hesaplaşma vaktinin geldiğini düşünüyor. Hızlı ve kararlı görünüyor. Saat gibi işleyen bir mekanizmanın kurulduğu ortada. Hamaney’e göz açtırmıyor. Askeri gücü hakkında efsaneler uydurulan İran’ı, iç güvenliğini bile korumaktan aciz bir ülke olarak ifşa ediyor.
Pehlevileri New York toplantısında olduğu gibi şimdi de birinci sırada “oturtmuş” durumda. Ama “ilk sözü” yine Türklere —örneğin Pezeşkiyan’a— vermeyeceği ne malum? ABD’den en çok “Biz İran’ın sınırlarının değiştirilmesinden yana değiliz” cümlesi duyulmuyor mu? ABD’nin bölgedeki ortakları da İran’ın sınırlarının değişmemesinden yana değiller mi?
Az kaldı…
Aygün Murathanlı



Yorum gönder