Almanya İçişleri Bakanlığından Rapor Var

‘Ortadoğu Seddi Projesi’ ve ‘Direnç Cephesi’

Ərəb ölkələrindən Qətərə Türkiyə həmləsi

Son dakika… Rusya’da Hükümet istifa ediyor

Ayasofya’nın sümükçüleri Arnavutluk’taki suskun ezanların sağırlarıdır

Gündem 24 Temmuz 2020
169

Son yıllarda dinlerarası diyalog veya dinlerarası birlikte yaşam kisvesi altında modern dünyanın İslam dinine veya Müslümanlara karşı gösterdiği ikiyüzlülükleri duymaya, görmeye veya şahit olmaya alıştık. Dünyanın her hangi bir yerinde veya Ortadoğu’nun her hangi bir ülkesinde sakallı biri cinayet işlerse ünlüler hemen saldırmaya başlar, mahkemeden önce kararını verir ve onu İslam aşırıcısı ve canlı bombalar olarak adlandırırlar. Hatta bir çok Batı ülkesinde çocuklara böyle bir anlayış enjekte edilmiş durumda, “Müslümanlar teröristtir” dedirtmek gibi bir anlayış…
Peki bu saldırı fenomeni ku kadarla mı sınırlı? Elbette hayır. Türkiye’de meydana gelen son olayı bir tahlil edelim, bir de bir taraftan “hoşgörülü”, “barış insanı” ve “birlikte yaşama önem verenler” olarak görünen dalkavuklar, bir taraftan da Türkiye’ye karşı demediklerini bırakmayan insanlara bir göz atalım… Hatırlarsanız 1934 yılında Türkiye hükümeti Ayasofya’yı müzeye çevirmişti, şimdi de tekrar camiiye çevirdi… Arnavutluk’ta kültür katliamına göz yumup da sesini çıkarmayan bu medyalar, analistler ve toplum çevreleri öyle bir saldırıya geçti ki sanırsın ağızlarından ekmeği almışlar veya atalarından kalan topraklara el koymuşlar.
Ama bu sümükçü yağcılar Arnavutluk’ta kültür eseri sayılacak yüzlerce camiinin yok edilmesine seslerini çıkarmıyorlarsa bu demek değil ki biz de sesimizi çıkarmayacağız, onları gündeme getirmeyeceğiz… Tam aksine tüm bunlar bize cesaret verir, atalarımızın tarihinden silinip yok olan her bir bina için birebir gerçekleri ortaya koymamıza sebep olur.
Bununla birlikte bu kez hâlâ ayakta kalmaya devam eden, fakat ezanları susturulmuş olanlardan başlayalım.
1- Gjirokastra’da bulunan Dunavat Camii: 100 yıldan fazla geçmişi olan bu mabed komünizm döneminde kısmen yıkılmış, 90’ yıllardan sonra ise Arnavutluk İslam Birliği yağcılarından satılmış. Bugün bir kreş olarak hizmet veriyor. Buna rağmen bir tarafında hâlâ minaresi duruyor, sanki onu satanlar ve suskun ezanın karşısında sesini çıkarmayanlara haykırır gibi ayakta duruyor.
2- Gjirokastra’da bulunan Mecide Camii (Xhamia Mexhide): Bu camii bu kentin belediyesinden 100 metreden bile daha yakın bulunuyor. Bazı iddialara göre bu camii sadece 2 milyon Leke (eskisiyle) karşılığında satılmış, bunun parası da belki öğle ve akşam yemeklerine harcanmıştır… Fakat yalakalık yapan hiç kimse ve hiç bir yağcı bu bina için ağlamadı ve ağlamaz da. Oysa ki bu binanın bugün mabed müze statüsü olabilirdi…
3- Vlora’nın Kanina bölgesinde bulunan bir evin altında açık ve net bir şekilde bir minarenin temeli görünüyor… Yıkılan bir camiinin üzerinde inşa edilen bir ev. Ayasofya aslî kimliğine döndüğü zaman ağladıkları gibi kimse ağlamadı. UNESCO’ya gelince Arnavutluk’ta böyle bir gerçeğin var olup olmadığını bilmek dahi istemez.
Sizlerin dikkatinize sunduğumuz bu 3 aşikâr örnekten başka yüzlercesi var Arnavutluk genelinde… Elbasan’da bir zamanlar 41 camii varken kültür katliamına sadece 2’si dayanabildi. Tiran camiilerin duvarları üzerinde kuleler dikiliyor bugün. Ülkenin her yerinde bulunan kaleler içinde yer alan camii minareleri bugün harabeye ve suskun ezanlara dönmüş durumda. Ha bir de şunu söyleyelim, şimdi bu zahir ve ortada olan örnekleri gündeme getirdik ya? Sanmayın ki ruhlarını ve bedenlerinis satmış ola bu yağcılar ve sümükçüler bu mabedler için de ağlayacak… Çünkü işin aslı şu ki de ağlama ve kendini parçalama emri büyük patronlarından gelmiş, o patronlar ki ağlayanların arabalarına kesilmiş, tabaklanmış ve ardından gömülmüş domuz yağı sürmüşler, o domuz da gerektiğinde çıkarılır, pişirilir ve yeniden servis edilir. (Yani mecazi anlamda ağlayan ve zırvalayanlara para verildiği söyleniyor).
Malik Hasa
Kafkassam Tiran Arnavutluk

Yorumlar