İran’da Fransa gitti Çin geldi

Rus uzman: 24 Kasım, olası Türk-Rus savaşı için bir provokasyon idi

Türkiye Rusya’nın dostu ve partneri

Gürcüstan: 2018-ci ilin yekunları və 2019-cu il üçün gözləntilər

Atıf İslamzade: GAZİ YARALI BİR ASKER DEĞİL!

Gündem 18 Şubat 2021
63
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

Bazen toplumda bir kelime, bir deyim, bir cümle anlamını yitirir ve yeni bir anlam kazanır. Kelime, işlevini değiştirir ve farklı bir şekil alır. Olumlu anlamda kullanılan bir kelimenin olumsuz bir anlamı olabilir ve olumsuz anlamda kullanılan bir kelimenin olumlu bir anlamı olabilir. Buna dilbilimde işlevsel geçiş denir. Kelimenin doğal olarak anlamını değiştirmesi için önemli bir duruma ihtiyaç vardır. Örneğin İtalyanca’da faşizm kelimesi örgütlenme, birlik anlamına gelir. Hitler’in zamanında faşizmin tek anlayışı buydu. Bununla birlikte, II.Dünya Savaşı’ndan sonra, kelime vahşet, zulüm ve baskı ile eşanlamlı hale geldi. Bu durumdaki bir değişiklikten kaynaklanıyordu. Ne yazık ki, toplumda bazı kelimeler bilinçli olarak değiştirilir. M. Fuzuli’nin de dediği gibi toplum da anlamsız bir kelimeyi yanlış kullanır ve kelime alışkanlığı haline gelir, düşünen ve konuşan azalır, papağan gibi düşünmeden taklit edip yayanlar artar. Sinsi siyah güçler burada rol oynuyor. Bize düşman olan güçler, özellikle Türkleri sevmeyenler ve en önemlisi doğum, diriliş, uyanış ve kurtuluş anında hazmedemeyenler BÜYÜK TÜRKLERe karşı bu tür bilinç operasyonlarını gerçekleştiriyorlar. Bu her zaman oldu. Bir zamanlar Azerbaycan’ın Türkiye konsolosu, tanınmış bir şair ve çok dilli olan Abbas Abdulla, bir zamanlar sinsi güçlerin iki Türk arasına girebilmek için Türkiye’de dil açısından çok olumsuz bir rol oynadığını söylemişti. Fikirlerini somut örneklere dayandırırdı. Ülkemizde iki harfle kullanılan kelime, Türkiye’de tek harfle, tek harfle kullanılan kelimeler ise iki harfle değiştirilmiştir. Mesela “ana” diyoruz, “anne” diyorlar, “emi” diyoruz, “emmi” diyorlar, “amma” diyoruz, “ama” diyorlar, biz “yeddi” yazıyoruz, “yedi” yazıyorlar. Ancak Türkiye’nin edebi dilinde bu kelimelerin karşılığı da kendini göstermektedir.
Yani, anayasa diyende ana ve yasa diyorlar, bizdeki gibi ana kelimesi Türkiyede de başka şekilde işlenmekte. Bilindiği gibi, anayasa eski Türk geleneğinin temel yasasıdır. Görünüşe göre, birbirimizi anlamamızı zorlaştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Özellikle bunu sadece Türkçe kelimelerde değil, İslami dünyagörüşü ile dilimize giren Arapça kelimelerde de yapıyorlar. Zira sadece Türkçe kelimelerle yetinirlerse dilde yıkım yaratamazlar. Çünkü Azerbaycan Türklerinin dilinin neredeyse yüzde kırkını oluşturan Arapça kelimeler işlevini yitirmemiş. Adımız ve soyadımızdan başlayarak her alanda kullanılan ve anadilimiz olan kelimelerin önemli bir kısmı Arap dilinin bir parçası olan kelimelerdir. Bunun sebebi Azerbaycan’da dil muhafazakarlığının çok güçlü olmasıdır.
Bizim dilimizde işe yarayan kelimelerden biri de elbette son otuz yılda hayatımıza giren gazi kelimesidir. Bu kelime bizim dilimizde “qazi” ile aynı şekilde yazılır ve “q” harfiyle yazılır ve aynı sesi verir. Türkçe sözlüğünde “gazi” yazılır ve hemen-hemen dilimizdeki “Q” sesi gibi kullanılır. Arapça’da ise gördüğünüz gibi ازی (gazi) kelimesi bu şekilde yazılmıştır ve ğayn harfiyle aynıdır. Ancak kelimenin aynı kelime olduğu ve aynı anlama sahip olduğu açıktır. Ancak son yıllarda, özellikle 44 günlük II Karabağ-Büyük Vatan Savaşı’ndan sonra neden bu kelime daha çok yaralı askerlerimiz için kullanılıyor. Ancak Birinci Karabağ Savaşı’ndan sonra bu kelime anlamını değiştirmemiş, gazi manasına uygun olarak kullanılmıştır. Gazi kelimesinin gerçek anlamı nedir? Bunun için kelimenin dini, sosyal ve kamusal anlamını incelemek gerekir. Bunu anlamak için, Allah için çıkılan savaşlara, Tek Tanrı fikrine dayanan fetihlere gazavat denildiğini bilmek gerekir. Bu savaşta sağ kalan gazi, ölen ise şehittir. Hâlâ gazi kelimesinin anlamını oynuyorlar, savaşın gerçek anlamını unutmaya çalışıyorlar ve sadece savaşta yaralananlara atıfta bulunuyorlar. Bunu başardıktan sonra da doğal olarak şehit kelimesi üzerine bir anlam oyunu kurmaya çalışacaklar. En talihsiz olan ise pek çok bilim adamının, öğretmenin, doktorun vb. Kelimenin bu şekilde değişmesine dikkat etmemesidir. Toplumun aydın ve zeki kesimi de bu kelimeyi sosyal ağlarda, televizyonda ve radyoda, gazete ve dergilerde, İnternet kanallarında, Google’da, Youtube’da vb. kullanır. Ayrıca tüm dünyaya yayılabilecek elektronik kaynaklar üzerinde çalışırlar. “Gazi” kelimesi, savaşçı anlamını yitirmiş ve yaralı asker anlamına gelmeye başlamıştır. İkinci aşamada, kelimenin işlevselliğinin daha da artırılması ve herhangi bir şekilde yaralanan kişilere gazi denmesi doğaldır. Ancak Gazi Gazavat’ın, yani Allah için savaşan yiğit bir adam olduğundan emin olmak gerekir. Yaralı asker aynı zamanda bir gazidir. Kısacası hem yaralı bir asker hem de yarasız bir asker gazidir. Sözü bağlamın dışına çıkarmak ve yalnızca yaralı bir askere gazi demek doğru değildir. Bir savaştan sonra diri dönen bir gazi, ölen ise bildiğimiz gibi şehittir. Gaziler ve şehitler de toprak için savaşıyor. Çünkü yeryüzü, Yüce Allah’ın insana verdiği bir emanettir. Kafirlerin o toprakları işgal etmesini engellemek sadece Anavatan için değil, aynı zamanda Tanrı’nın davası için bir savaştır. Aksi takdirde küfür her yere yayılacak ve iman kırılacaktır. “Hakikat geldi ve batıl ortadan kalktı” kelimesi, kafirlerin Yüce Allah’ın izniyle mağlup edildiği anlamına da gelmektedir. Tıpkı Karabağ’da olduğu gibi, Tanrı’nın tarafı biziz, adaletsizliğin olduğu taraf ise nefret edilen Ermeniler ve onların yandaşlarıdır.
Gazi kelimesinin bahsettiğimiz anlama sahip olduğunu daha açık hale getirelim. Bunu Türkiye Diyanet Vakfı’nın yayınladığı İslam Ansiklopedisinde okuyoruz: “ Gazi kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde çoğul olarak yer almakta (Âl-i İmrân 3/156), başka bir yerde de ima yoluyla şehidlikle birlikte zikredilerek övülmektedir (et-Tevbe 9/52). Hadislerde ise gazinin ve çoğulu guzâtın sıkça kullanıldığı görülmektedir. Bunların bir kısmında “el-gāzî fî sebîlillâh” (Buhârî, “Taʿbîr”, 12; Tirmizî, “Zekât”, 18, “Daʿavât”, 5), bir kısmında yalnızca gazi şeklinde yer almaktadır (Müsned, I, 20, 53; Buhârî, “Ḫumus”, 13). Hemen tamamında övülen gazilik mefhumunun Allah yolunda savaşan kimseler için kullanıldığı anlaşılmaktadır Hz. Peygamber’in şehitlik ve gaziliğin faziletleri hakkındaki sözleri gaziliğin değerini arttırmış ve “ölürsem şehid kalırsam gazi” düsturunun ortaya çıkmasına vesile olmuştur” ( Gazi bahsi (müəllif Abdulkadir Özcan) (TDV İslâm Ansiklopedisi, 1996 yılında İstanbul’da basılan 13. cildi, 443-445 numaralı sayfalar).
Bununla ilgili birçok kaynağımız var. Ancak, halkın anlaması için çok fazla kaynak göstermesi zor olduğundan, ana kaynakları tek bir kaynakta sunmanın uygun olduğunu düşünüyoruz. Önemli olan, “gazi” kelimesinin tam olarak bahsettiğimiz anlamıyla anlaşılmasıdır. Genel olarak herhangi bir kaynakta ve toplu telaffuzda gazi kelimesinin yaralı bir asker anlamına geldiğini bulmuyoruz. Arapçada, çoğu durumda, yaralı cerih جريح ve askere de cundi جندی denir. Yaraya bakan kişiye cerrah denmesi tesadüf değildir. Ancak, cerrah kelimesi dilimize yerli olmasına rağmen, cerih kelimesi vatandaşlık kazanmadı. Bu açıdan bakıldığında, yaralı bir askere gazi denilebilir. Ancak sadece yaralı askerlerin değil tüm gazilerin gazi olduğu unutulmamalı, milletimizin savaş ruhunu kırmak için sözlüklerle bile oynayan nefret güçlerinin zamanla engellenmesi gerekiyor. Kelimenin en büyük silah olduğunu unutmamalıyız. Bu silahın doğru kullanımı, yalnızca millete zafer getirecektir. Galip gelen tek kişinin Yüce Allah olduğunu kimse unutmasın.

Atif İSLAM oğlu İSLAMZADE
Doç, doktor, AMEA Folklor Enstitüsü
e-mail: atif.islamzade@mail.ru

Yorumlar