Rus uzman: DTÖ neden ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarına sesini çıkarmıyor?

Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

ASRIN YÜRÜYÜŞÜNDE

Gündem 23 Aralık 2016
470

Yrd.Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI*
Milletlerin tarihinde nesilden nesile aktarılacak, hafızalardan kazınmayacak, o halkı millet yapan olaylar ve kilometre taşları vardır. Geçmişteki yaşanan acılar bir milletin bütünleşmesini, birbirine kenetlenmesini sağlar.
Dünyanın en kadim milletlerinden biri olup binyıllarca devlet geleneği olan Türk Milleti Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya gelinceye kadar farklı milletlerle önemli mücadeleler verip, tarihe mal olmuş muazzam savaşlara imza atmış ve pek çok yapay ve doğal engelini aşarak Anadolu’ya varmıştır. 1071’de Alparslan komutasındaki Türk askerleri Malazgirt Destanı’nı yazarken Anadolu’nun Türkler için ebedi yurt olması yolunu açmıştır.
Orta Asya’dan başlayarak Göktürkler, Oğuzlar, Karahanlılar, Hazarlar, Harzemşahlar, Gazneliler, Selçuklular ve onların yanı sıra pek çok Türk boyu tarih süresince Orta Asya bölgesinde hakimiyet kurmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğunun nüvesini oluşturan Kayı ve diğer Türk boyları ise Malazgirt Savaşından sonra Anadolu’nun mümbit topraklarına dağılmış ve yerel unsurların yanı sıra çağın en büyük imparatorluklarından biri sayılan Bizanslılar ve Hıristiyan dünyasıyla hakimiyet savaşlarına girişmişlerdir. Türkler Osmanlı İmparatorluğunu kurulduktan sonra çağının en büyük imparatorluklarının biri olarak üç kıtada hükümranlık kurmuş, sürdürmüş, Adaletin ve İslamiyet’in bayraktarlığını üstlenmiştir.
20. yüzyılın başlarına geldiğimizde pek çok içsel ve dışsal sebeplerden dolayı imparatorluk tükenme noktasına gelmiş ve bu coğrafyaya karşı her zaman emperyalist düşünceler besleyen batılı devletler gözlerini imparatorluğun topraklarına dikmişlerdir. İngilizlerden Fransızlara, İtalyanlardan Ruslara varıncaya kadar bütün sömürgeci devletlerin hedef tahtası konumuna gelen Osmanlı, iç çekişmeler ve çağa ayak uyduramayan yapısıyla söz konusu emperyalist güçlere kolay bir lokma konumuna düşmüştür.Ege ve Akdeniz kıyıları ile batı bölgeleri İngiltere, Yunanistan, İtalya ve Fransa gibi ülkelerin istilasıyla karşı karşıya kalmış ve doğu bölgesindeki topraklara da Çarlık Rusya göz dikmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nda birçok cephede göğüs geren Osmanlı Devleti Sarıkamış Harekâtında,bütün maddi imkânsızlıklara ve olumsuz iklim koşularına rağmen Rus zulmü altındaki vatan topraklarını kurtarmak, olası Rus harekâtına karşı taarruzla cevap vermek ve Orta Asya bozkırlarındaki soydaşlarla iletişim kurup, cihan harbinde başarı sağlamak için yola çıkmıştır.Sarıkamış Harekatıkağıt üstünde kuşatma harekatı ve amaçlarıyla müthiş bir plandır. Gelgelelim eksi kırklara yaklaşan dondurucu soğukta kış şartlarına hazır olmayan her türlü maddi imkânsızlığın içinde boğuşan askerlerimiz, dönemin ordu yönetiminin yanlış stratejileri ve şuursuz emirleriyle amacına ulaşamadan şehit olmuşlardır. Birçok birliğimiz daha Sarıkamış’a ulaşamadan Allahuekber Dağlarında açlığa, tipiye, soğuğa ve tifo, dizanteri gibi hastalılara kurban gitmiştir.
Sarıkamış olayının yüzüncü yılına iştirak etmek, şehitleri anmak , onlara karşı vazifemizi ve vefa borcumuzu yerine getirmek için Sarıkamış’tayız. Bundan önceki anma toplantılarına oranla bu seneki törene katılım daha fazla, katılımcılar daha heyecanlı, daha şevkli ve daha duygusal olarak yürüyüşü gerçekleştireceklerdir. Türkiye’nin yanı sıra Türk Dünyasının dört bir yanından gelen gençler, kadınlar ve erkekler büyük bir şevk ve heyecanla Sarıkamış da şühedaya doğru yürüyüşü başlatmak için heyecanla beklemektedirler. Mahşeri bir kalabalık söz konusudur. Havanın soğukluğu, etrafın karlarla dolu olması hiç kimseyi bu büyük ve tarihi yürüyüşe katılmaktan alıkoyamayacaktır.
Türk bayrağının yanı sıra Türk Dünyasının bütün bayrakları, uzak illerden Ege’den, Akdeniz’den, Karadeniz’den gelen gençler, izciler, kurtarma ekipleri, sivil toplum hareketleri, kadın dernekleri, gönüllerinde ülke sevgisi ve Sarıkamış şehidinin acısını hissederek vakur adımlarla Allah Ekber Dağlarının tepelerine doğru yürüyüşe geçmiş durumdalar.
Bu yaşa kadar pek çok farklı eylem ve etkinliğe katılmış birisi olarak bugün ki yürüyüş kadar heyecanlı, duygusal ve kararlı bir kitleyi gördüğümü hatırlamıyorum. Yokuştan aşağıya doğru baktığımda al bayrağımızın bembeyaz karlar üzerinde şiddetli rüzgârla dalgalandığını, muhteşem bir görsel manzara oluşturduğunu ve o insan seli üzerinde tarifi mümkün olmayan ihtişamlı bir manzara oluşturduğunu görüyorum.
Mensubu olduğum Türk Dünyası Grubu ile birlikte yürüyüşümüzü Türk Dünyasından gelen dostlarımızla birlikte sürdürüyoruz. Bu senede eski yıllar gibi Kars Serhat Boyları Derneği’nin saygı değer başkanı, Türk Dünyası gönüllüsü sayın Muharrem Yıldız’ın misafirleri olarak Kars’a gelmiş bulunmaktayız. Ev sahiplerimiz bu yılda sıcak ilgi ve alakalarıyla sevgili Karslıların misafirperverliklerini göstermiş oldular.
Allah Ekber Dağlarındaki yürüyüşün büyük kısmını Türk Dünyasının çağdaş evliya çelebisi, usta gazeteci ve televizyoncu sevgili dostum Seyfullah Türksoy’la birlikte yürüdük. Yürüyüş boyunca saatlerce Türk Dünyasının sorunlarını, yıllarca önce birlikte bulunduğumuz Türk Dünyasının manevi başkenti Türkistan şehrini, Siri Derya kıyılarını, Hoca Ahmet Yesevi ve diğer erenleri konuşmak ve hafızalarımızı tazeleme imkânımız oldu. Kuşkusuz Seyfullah Türksoy gibi kendini Türk Dünyasını tanıtmaya adamış olan bir Türk Dünyası sevdalısı ile bu uzun muhabbetten çok yararlı fikirler ve bilgiler edindim. Zaten değerli Seyfullah Türksoy ve Türksoy Medyanın fedakar televizyon ekibi bir gece önce kar yağışı altında yürüyüş mekanından başarılı bir canlı yayın gerçekleştirmiş, Sarıkamış’a gelme imkanı bulamayan Sarıkamış sevdalılarına görsel bir şölen sunmuş ve gönülleri ihya etmeye başarmışlardı.
Zirveye yaklaştıkça kalabalık kitlenin mahzun yüzlerindeki derin hüzün, vakur duruş ve kararlı tutumları karşısında daha da duygulanıp etrafa bambaşka bir bakış açısıyla bakmaya başladım. İnanıyorumki o anda Sarıkamış Şehitleri bu muhteşem kalabalığı izliyor ve mutlu oluyorlardı. Zira canlarını bu vatan ve bu topraklar için boşuna vermediklerini şehadetlerinin yüzüncü yılında onların torunları hatta torunlarının çocukları dedelerinin izinden yürüdüklerini, onlara karşı tarihi ve manevi görevlerini yerine getirdiklerini görüyorlardı. Bugün yüzbini aşkın genç; ülkenin dört bir yanından koşarcasına Sarıkamış’a gelmiş, Asrın yürüyüşü diye adlandırdığımız bir kitlesel hareketle şehitlerini anıyor, onları unutmadıklarını, unutmayacaklarını ve unutturmayacaklarını dosta düşmana karşı haykırıyorlardır. Bundan sonra da bu kutsal topraklara kem gözle bakacak olan herkese biz buradayız, şehitlerin huzurundan bütün dünyaya vatan sevgisi mesajı veriyoruz diye haykırıyorlardır.
Yürüyüş sırasında dikkatimi çeken başka bir konu ise ülkemin ekonomik, teknolojik ve hizmet sahasında kat ettiği büyük gelişme dikkatimi çekiyor. Öncelikle Mehmetçik son model silah ve teknolojilerle donatılmış bembeyaz kamuflaj elbiselerinin içerisinde, teknolojik iletişim cihazları , ulaşım ve teçhizatlarıyla göz dolduruyorlardı. Böylece ne denli güvende olduğumuzu ortaya koyuyor ve güven telkin ediyorlardı.
Öte yandan başta Gençlik ve Spor Bakanlığı olmak üzere organizasyonda yer alan diğer devlet kurumları ve yerel yöneticiler yürüyüş güzergahında yüz binlerce katılımcının güvenli geçişini, insani ihtiyaçlarını karşılama, paletli ambulanslarla rahatsızlananı ve yorgun düşenlerin naklini gerçekleştirirken ülkemizin 21. Yüzyıla yakışır bir gelişme düzeyine eriştiğinin göstergesi gibiydiler.
Organizasyon boyunca oturumlar, resim ve heykel sergileri, kültürel etkinlikler ve benzer faaliyetlerle Sarıkamış Olayı bütün yönleriyle katılımcıların ilgisine sunulmuştu. Dikkatimi çeken ise özellikle gençlerimizin, lise ve üniversite öğrencilerimizin olumsuz hava şartlarına rağmen , bu etkinliklere ilgi, heyecan ve alakayla iştirak etmeleriydi. İşte tam da bu noktada gençlerin yanı sıra yaşları 70’i aşmış pek çok dede ve ninemizin yanı sıra ortaokul ve lise öğrencilerini yürüyüşte görünce güven ortamında bu tarihi yürüyüşün gerçekleşmesinin bu milletin aziz şehitlerine karşı duyduğu derin minnet ve şükran duyguları olarak değerlendiriyorum.
Tırmanış bitip de zirveden tekrar Sarıkamış kentine dönerken manevi olarak büyük bir tatmin yaşamış, ülkemin geleceğine dair umutlarım her zamankinden daha fazla artarak bir daha bu memleketin evlatlarının Sarıkamış gibi bir olayla karşılaşmayacakları umudunu taşıyorum.
*Giresun Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi

Yorumlar