Temmuz’da S-400’ler Geliyor

BREXIT EUROSKEPTİKLERİ YILDIRABİLİR Mİ?

Mısır Suriye İhvan hareketi ne için oluştu

Şu an Türkiye ve İran ile diyalog zor ve faydasız

Amerikan-İran kasırgası ve Lübnan rejiminin bozulması

Gündem 9 Haziran 2019
105

Hizbullah Genel Sekreteri, İran’ın Harem-i Şerif, Suudi Arabistan ile BAE’nin topraklarına ve sahillerine karşı saldırganlığı nedeniyle Mekke’deki üç zirvede kınanmasına ve yalnızlaştırılmasına sabredemedi, çıktı ve bağırarak Amerikalıları ve Körfez Devletlerini ortadan kaldırmakla tehdit etti. İslam Cumhuriyeti’ne saldıranlara karşı güdümlü ve güdümsüz roketlerle Lübnan’dan karşılık vereceklerini söyledi. Ancak bu ortadan kaldırma savaşı ile yetinmedi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik düzenlenen son saldırıları kınayan ve söz konusu saldırılarda Arap ülkelerinin yanında yer alan Saad Hariri’yi de hedef aldı. Lübnan’da başka devletlerin içişlerine karışmama konusunda 2011’de fikir birliğine varılmıştı. Ancak bizzat Hizbullah’ın tavrı nedeniyle uygulanamadı. Hâlbuki Parti, eski cumhurbaşkanı Mişel Süleyman döneminde başkanlık sarayında diğer Lübnan siyasi taraflarla beraber bu anlaşmaya imza koymuştu. Anlaşmayı ilk ihlal eden yine Parti oldu, 2013’te, Suriyelileri yerinden etmek ve öldürmek için askeri birliklerini Suriye’ye gönderdi. Başkalarının içişlerine karışmama prensibinin çiğnenmesini tenkit edenlere yönelik şu ifadeleri kullandılar: anlaşmanın üstüne bir bardak soğuk su için, anlaşma sadece kâğıt parçasından ibarettir! Milisleri halen Suriyelilere karşı savaşmakta… Suriye’den sonra, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan ve son olarak da BAE’ye askeri müdahalede bulundular. Bu kez iddialarına; Başkalarının içişlerine karışmama sözleşmesi sadece hükümeti bağladığını, diğer siyasi tarafların buna katılmaya mecbur olmadığını ekledi! Bu mesele üzerinde biraz düşünün: Hariri, diğer Araplara karşı yapılan bir saldırıda Arapların yanında yer aldı, Arap olmasaydı bile bu onun hakkı ve göreviydi.

Hariri İran’dan doğrudan bahsetmedi, Ancak Nasrallah Lübnan hükümetinin tarafsız kalmasını, Körfez ülkelerine karşı yapılan saldırganlığa ses çıkarmamasını, İran’la bir olup Araplara ve tüm dünyaya karşı savaşmasını talep etti. Söyledikleriyle başkalarından talep ettiği şeyler arasındaki çelişkiyi fark edemiyor. Bir aydan fazla bir süredir Nasrallah, kimseden izin alma ihtiyacı duymadan, İsrail ile olan sınır ihtilafında Amerikalıların arabulucu olması hususunda ısrar ediyor. Hatta Amerika’nın özel temsilcisi Satterfield, İsrail ve Lübnan arasında mekik dokurken, Hizbullah adına görüşme yapmakla görevlendirilen Berri ile görüşüyor, Lübnan dışişleri bakanı ve başbakana gelişmeler hakkında bilgi verilmekle yetiniliyor. Lübnan’da savaş ve barış işlerini üstlenen Hassan Nasrallah’tır ve bunu Lübnan devleti adına değil, bizzat Lübnan hükümeti olarak gerçekleştiriyor. Söz konusu anlaşmadan önce, tüm kuralları ihlal eden bir Nasrallah ekibi ve Suriye rejimi vardı. Velayet-i Fakih rejiminin uzantısı bu partinin eylemlerini tenkit edebilen hükümet içinde ve dışında muhalif bir grup vardı. Ancak yaptıklarına itiraz eden biri varsa suikast düzenliyorlardı. Refik Hariri, 14 Şubat 2005 tarihinde bombalı bir saldırı sonucunda öldürüldü. 2013’te Bakan Muhammed Şatah ve General Hasan’a suikast düzenlediler. Ancak General Avn başkanlığa geldikten ve Partiyle uzlaşıya vardıktan sonra artık bir muhalif grup kalmadı. Hatta uzlaşma hükümeti, Tahran ve İsfahan’daki elçiliği ve konsolosluğu istila edilen Suudi Arabistan’la dayanışma sergileyemedi ve dönemin Dışişleri Bakanı Cibran Basil adeta sessizliğe gömüldü.

Her halükarda, Nasrallah İsrail’i tehdit etmekle ve sınırlarını netleştirmekle meşgulken, Basil, Sünni siyasi cenahın cesedi üzerine Marunî siyasi cenahını örtmekle meşgul olduğunu açıkça ifade ediyor. Basil’in açıklamalarını Daru’l-Fetvadan kınayan Eski Lübnan İçişleri Bakanı Nihad Manşuk, Basil’in herkese saldırdığını söyledi. Başkan Berri, Velid Canbolat’a da saldırmıştı, zaten sürekli olarak Başbakan Saad Hariri’ye saldırıyor. Bununla birlikte, Basil’in Sünni kesime yönelik saldırıları sadece açıklamaları ile sınırlı değildir, yargıya müdahale eder, adli ve diplomatik oluşumları kendince dizayn ediyor. Enerji Bakanlığını ve diğer bazı bakanlıkları on yıldan beridir işgal etmiş durumda. Lübnan’a özgü ve tarihte eşi benzeri olmayan bir dış politika yaratmak istiyor. Her zaman başbakanın yetkilerini tırpanlamakla meşgul… Başbakanın yetkilerinde “Taif” anlaşması öncesi döneme dönülmesi için çabalıyor. “Taif değişikliğini pratikte” gerçekleştirmek istediğini bizzat kendisi dillendirdi ve cumhurbaşkanı da kendisini tasdik etti. Lübnan müftüsü, Ramazan Bayramı hutbesinde meseleye müdahil olmak zorunda kaldı ve Sünni siyaset veya Marunî siyaset ya da Şii siyaset olamayacağını ve hiç kimsenin Anayasa dışına çıkma hakkı olmadığını söyledi!

Birçok politikacı, parti ile Basil arasında yalnızca şimdi değil, General Avn iktidara geldiğinden beri bir tür koordinasyon olduğuna inanıyor. Parti, ordu, havaalanı, marina ve askeri mahkeme dâhil olmak üzere diğer kurumlarda güçlü kolları olan, devlet aygıtı dışında bağımsız bir devlete dönüştü. Geleneksel devlet aygıtı ise yavaş yavaş Özgür Yurtseverler Hareketi’nin başında bulunan dışişleri bakanının kontrolü altına girmeye başladı. İki hafta önce, devlet güvenlik görevlileri Dışişleri Genel Sekreteri ofisine girdiler, Lübnan’ın ABD Büyükelçisinin Dışişleri Bakanlığı’ndan gizli bir rapor sızdırdığı şüphesi ortaya atıldı. Birkaç gün önce, savunma bakanı, Lübnanlı bir tiyatro oyuncusunu İsrail için casusluk yapmakla suçlayarak haksız yere kovuşturma geçirmesini ve hapse atılmasını sağlayan İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Bilgi Suçlarıyla Mücadele Ofisi sorumlusu Suzan el-Hac lehine beraat kararı verdirmek için askeri mahkemeye geldi! Diğer kurumlarda kıdemli Sünni yetkililer için de benzer hamleler sürüyor, özellikle yolsuzlukla suçlanıyorlar ve kovuşturma geçirmeleri sağlanıyor! Basil’in Marunî politik rejimi lehine sahadan silmek istediğini söylediği Sünni politik rejimin hikâyesinin ardından, politikacılar ve kamu yönetimi sahasında yetkili kimseler meseleleri daha ciddiyetle ele almaya başladılar. Bunun bir ifadesi olarak, Müftü konuştu, Bakan Meşnuk konuştu, eski Adalet Bakanı Binbaşı Eşref Rifi, iki eski başbakan Selam ve Sinyora da bir süre önce konuştu. Meşnuk, Basil’e yönelttiği suçlama ile yetinmedi, Hariri’nin uzun süren sessizliğini ve yetkilerini savunma konusundaki isteksizliğini tenkit etti.

Ancak, Nasrallah’ın Hariri’ye yaptığı saldırının ardından, bu adamı zor durumda bırakma konusunda herhangi bir sınırının ve ölçüsünün kalmadığı artık net bir şekilde anlaşılmıştır. Hariri’nin mantığı her zaman, ‘ekonomik ve politik kriz çok büyük, birlik ve dayanışma adına bazı şeyleri görmezden gelme gerekli hale gelmiştir’ şeklinde olmuştur. Ancak kurumlar çöküyor, kamu işi artık güvende değil ve skandal denilebilecek yolsuzluklarla sorunlar giderek katlanıyor. Bu nedenle, CEDAR’ın avantajlarını yakalamak amacıyla çıkarılan, Basil’in tüm engellemelerine rağmen oluşturulmaya çalışılan bütçeye dair umutlar git gide zayıflamakta ve azalmaktadır. Nitekim bu önlemlerin hiçbiri istenen olumlu etkilere sahip olmayacaktır, çünkü bütçede varsayıldığı gibi bir tasarruf hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecektir, zira bu gibi tedbirler şeffaf ve güçlü yürütme kurumları ile mümkün olabilmektedir. Basil’in eski haline getirilmesi, petrol ve doğal gaz keşiflerinin yapılması bahanesiyle sınırın sınırlandırılması konusunda İsrail’le müzakere eden, Basil’in desteğiyle Körfez ve diğer Arap ülkeleri ile ilişkileri kesmek için olağanüstü gayret sarf eden genel sekreterin eski haline getirilmesinden daha kolay gibi gözüküyor.

Lübnan, bölgedeki fırtınalardan etkilenmemek, ekonomik ve yaşamsal krizlerle başa çıkmak ve dünyayla iletişim kurmak için güçlü bir devlete ve etkili bir hükümete ihtiyaç duyuyor. Ancak Nasrallah’ın İran’a iyice bağımlı hale gelmesi ve oradan yardım alma baskısı, Bakan Basil’in Cumhurbaşkanı Avn’dan sonra cumhurbaşkanlığına ulaşma hırsı bunların önünde bir engel olarak duruyor. Hem bu iki adam hem de bu iki taifenin tutkuları Taif rejiminin uygulanmasını, Lübnan formülü denilen eski, köklü ve anayasal bir devlete ulaşmayı engelliyor. Sünni kesim ve başbakanlık makamı ortak yaşamsal unsurları ve Taif anlaşması sonrası yapıyı temsil ediyor. Ancak ne var ki popülizmin cazibesine kapılanlar ile direnişçiler bu yapıyı bozmuşlardır. Hem neo-popülist Hıristiyanlık hem de yeni politik Şiiliğin Taif, Anayasa, Arap ve uluslararası meşruiyet ile ilgisi kalmamıştır. Lübnan’ın hali ne olacak!
Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi’nde İslami ilimler profersörü
Şavkulavsad

Yorumlar