KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Altan Çetin: Mutluluk ve Değer Temennisi olarak Türkistanlılık

Altan Çetin: Mutluluk ve Değer Temennisi olarak Türkistanlılık

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 9 dk okuma süresi
35 0

Türkistanlıların gelecek tasavvurlarında ne var? İnsanlık adına neler düşünüyorlar?

Modern olan, klasik metinlerde ve özellikle Kutadgu Bilig’de öne çıkan, mutluluk kavramı ile eş güdüm halinde ilerle(ye)medi. İki dünya savaşı sonrası, belki de çok geç fark edilen bu durum bilim sihrinin çözülmesine ve insanların bilimin var ettiği gücü sorgulamasına yol açtı. Japonya’da patlayan bombalar adeta modern illüzyonu da parçalamış gibi oldu. İşte tam burada karanlık yahut “orta çağ” diye ötekileştirilen veya daha öncesine ait olan ama zaman üstü mahiyet taşıyan kavramlar ve değerler yeniden kendisini arka planda bağrışmaya başladı. Teknik ve bilim becerisi çok yüksek olan insanlar ve toplumlar ne yazık ki mağaradaki atalarının sağduyusundan mahrum hale düşmüşlerdi. İşte bu durumda yeniden değerler akla gelmeye başladı. Mağaradan yeniden çıkma gerekiyordu. Değer zemini ve ahlakı olmayan bir çağ kendisini tahribe yönelmiş idi. Bugün ABD ve Rusya arasında süren nükleer itiş kakış ve çemkirme hali de aslında tam bu resmi tamamlar mahiyette değil midir? Değer dünyası zayıf bireylerin seçtiği yöneticiler ve siyasetler, ellerindeki silahları yanlış kullanarak tarihi bir insanlık trajedisine doğru sürüklemişlerdi. Evet demokrasinin somut kriterleri sandık, seçimler ve benzeri işlemler uygulanıyor ama soyut kriterlere kurnaz ve kaba bir siyasi domuşukluk izini vuruyordu. Nobran zamanlarda insanlar varlığı ve var oldukları zemini sorgulamaya başladırlar. Bu trajedi nasıl önlenecekti?

1945’ler sonrası dünyada modern bilim anlayışından epistemolojik ve metodolojik kopuşlar yaşanmaya başlandığı erbabının malumudur. Bu yaklaşım gerçeğe ve moderne “post” bir mevziden bakışı söz konusu kıldı. Tarih de bu cümleden etkilenen bilim alanlarından biridir. İnsanın yeniden insanlığını keşfi yolunda kendine mürüvveti olarak görülebilecek sorgulamalar pozitif mantaliteyi farklı alanlardan sorgulamaya başladı. Bu bir eleştirel bakış idi. Bilim, felsefe ve edebiyat gibi alanlarda atom bombacı zihniyet ve hareket eleştirilmeye başlandı. Sanayileşme ve sömürgeciliğin gayrı meşru çocuğu olan bilim anlayışının doğurduğu bireylerin oluşturduğu ağır trajik dünya ve Orwel’in 1984 romanındaki distopik manzarayı var eden zihniyet ciddi manada deşilmeye başlandı. Modernin tahtındaki akbabalar hâlâ insanlığı mutsuz ve değersiz bir yerden görmeye çalışıyor. Medeniyetçi bir akım insanlık için henüz harekete geçmiş de değildir. Sanayi-sömürge toplumunun medeniyeti insanlık için teknik ve bilim sahibi ama vicdan ve ahlak mahrumu “org”lar icat ederek trajik bir sona doğru insanlığı sürükledi. Ta ki iki dünya savaşının yıkımları arasından ateş ve gözyaşı arasından bazı itirazlar duyulmaya başlandı. Sartre gibi tipler kendi ucube medeniyetlerinin içinde insanlığı aramaya çalıştılar. Fransız ihtilali ve aydınlanma gibi büyüler bile insanlık için artık çıkışı göstermeyen kısır döngüleri ifade ediyordu. Teknik bir zorbalık insanlığı esir almış ve mutluluk medeniyetinin hatırlanmaması için mankurtlar ordusu üretim bantlarından her gün sokaklara dökülmeye devam ederek tarih Benjamin’in geriye bakan ve ileri sürüklenen meleği gibi bir yıkıma doğru insanlığı götürmüştü. İnsanı tüm bağlarından kurtarıp özgürleştirip ayakları üstüne kaldırdığını iddia eden evrensel ahlak dünyası ardında yıkılmış şehirler ve hayatını kaybetmiş milyonlar bırakmıştı. Kendi merkezini bile böyle tahrip eden bu dünya sömürdüğü ülkelerdeki tüm kaynakları ve değerleri de fosilleştirerek iş görmez hale getirdi. Lakin günün sonunda mutluluk ve değer aramaya başladığında dönüp bakacağı yer kendi eliyle mahvettiği o kadim yerler olacaktı. Lakin orada da bir sorun vardı teknik-bilim bireyleri orada da sömürgeci kültürle yetişmiş ve kendini hatırlayamaz halde idiler. Hülasa insanlık kendi kazdığı çukurda fena halde debelenmekteydi.

Bunlar yaşanırken Doğu derin bir uyku içerisinde idi. Kendine dair kavramları ve mefhumları ya unutulmuş ya da fantezi tarzında hatırlanır olmuştu. Hayat mefhumunu bunlardan almıyordu. Bir dünya kendisi üzerine kendi geçişi, hali ve geleceği üzerinden konuşamıyor, düşünemiyor ve harekete geçemiyordu. Reaksiyonlar her yerde hamle gücünü baskılıyordu. Türkistan da bahsettiğimiz bu kaba ve kurnaz saldırından masun kalmadı. Modern zamanlar orada da ağır şekilde hükmünü yürüttü. Lakin oralarda yaşananlar iki dünya savaşının kurbanları kadar şanslı değillerdi. Kimlikleri, geçmişleri ve gelecek talepleri nedeniyle görmezden gelinecek ve duymaza verilecek bir topluluk idi. İnsan olmaları bile sorgulanır halde idi. Türkler için 21. Yüzyıl “mutluluk ve değer” zemininde ve mefhumunda teknik ve bilimin insanlık için fayda oluşturacağı bir perspektif ile düşünülmesi zarureti bahsedilen bu sebeplerle söz konusudur. Mutluluk burada bir duygu durumu değil bir olgunlaşma ve gelişme mefhumunda kullanılmaktadır. Türkistanlılık düşüncesi bu meyanda bir mutluluk ve değer kavramı olarak insanlığın geleceğinde bir etnik güruhun değil medeniyetçi milliyetçi bir insanlık anlayışının gelecek tasavvurudur. Bu temenni ile ortaya atılmış ve gelecek adına bir umut olması temennisiyle hala yazılmaya devam edilmektedir. İnsanlık için geçmişte değer ve mutluluk var eden bir medeniyetin mensuplarının medeniyetçi milliyetçiliği de bu zeminde yükselecektir. Modern zamanlara modern kavramlar içinden kadim ve eskimeyen değerler sunmak zamanın ruhuna ruhun zamanını hatırlatmak yanlış olmasa gerektir. Kuru güç ve kaba kuvvet davası ise mevcut karanlığa bir yenisinin eklenmesi ötesinden mana taşımamaktadır. Türkistan tüm kaynakları ile insanlık adına erdemli bir ahlak ve şehir kurmanın zemini olmalıdır. Farabî ve İbn Sina odaklı daha önce yazılarımızda ele aldığımız hususlar Türkistanlılığın esas zeminidir. Ahlaku’l-fazıla, medenitu’l-fazıla hep bu siyakta görülmelidir. Retorik birer ezber olmanın yahut ideolojik söylemler oluşturmanın ötesinde hayat ve insanlık içeriğinden okunmalıdırlar. Bu yolda Türkler için kendi medeniyet merkezli tarih idraki ile toplum-devlet-şehir teşekkül eder ve ok-yay medeniyeti yeniden oluşursa şüphesiz bu insanlığın alternatif bir umudu olacaktır.

Altan Çetin

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir