KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye
  4. »
  5. Altan Çetin: Çanakkale Nedir yahut Mehmet Akif’ten Nurettin Topçu’ya Şu Boğaz Harbi!

Altan Çetin: Çanakkale Nedir yahut Mehmet Akif’ten Nurettin Topçu’ya Şu Boğaz Harbi!

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 7 dk okuma süresi
241 0

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek…Bu neslin bilinç kaynağı olarak şu Boğaz Harbi nedir?

İstiklal Marşımızın yazılmasının sene-yi devriyesinden mazi ile müstakbel arasında tarih bize kendimizi düşündürmelidir. Nereden geldik, ne olduk ve nereye gidiyoruz? İşte bu suallere cevaplarımız mensubiyet ve mesuliyetimizle yakından alakalıdır; milliyetçiliğimiz de tam bu noktada teşekkül eder. Nurettin Topçu bu meyanda “Milliyetçilik, Peygamber duasına mazhar olan Sultan Fâtih’in bıraktığı muhteşem mirastır. Bu miras içinde Mehmed Âkif de var. Bu milliyetçiliğin miracı ise göklere, Çanakkale’nin toprağına gömülen gövdelerden yükselen îmandır. İstiklâl Savaşını başaran da bu îmandır.”, tespitleriyle Akif’ten peygambere kadar bir bağ içinde Çanakkale, Akif ve İstiklal Savaşını birleştirerek bir şuur yolu çizer. Aslında müşterek değer zeminindeki öz söz ile ete kemiğe bürünür. Milliyetçiliğimizin miracı Çanakkale’yi bu bilinçle düşünerek her 18 Mart’ta tecdid-i iman eyliyor muyuz?

Nurettin Topçu Çanakkale’yi Niçin Seçiyoruz?/Çanakkale (Büyük Fetih) başlıklı yazısında “Çanakkale Türk’ün, en Allah’a yaklaştırıcı şehâdetle Ölmesini bildiği yerlerden biridir; Türk iradesinin ölümü yendiği zirvelerden biri olmuştur. Türk-lslâm kalesini yıkmak emeliyle, yedi asır üzerimize saldıran Haçlılar, hep Rumeli topraklarından geldiler. Orhan Bey ­den sonra ecdadımız, bu Haçlıları Rumeli’de durdurmak için, Bel­grat, Viyana kapılarında altı asır Türk kanı döktü. Nihayet Türklü­ğün demir kapısının Belgrat veya İşkodra da olmadığı anlaşıldı. I. Cihan Harbi, Türklüğün demir kilidinin Çanakkale olduğunu öğret­ti. Bundan sonra, millî vatanımızın bir ucunda Kars kalesi, şimal barbarlarının mezarı, öbür ucunda Çanakkale, garb barbarlığının boğulduğu yer olacaktı.”, diyerek vatanın sınırlarını tarihimizle çizer. Nurettin Topçu 1952’de yazdığı bu konuşma metninden oluşan yazısında hem vatanın sınırlarını çizmekte hem de Çanakkale içerisinden Türk tarihine bakarak bir şuur hattı oluşturmaktadır. Vatanın sınırlarını sadece çizgiler değil milli tarihin şuurlu hatları da belirliyor. Burada cihan devletinden milli devlete döndüğümüz devrenin köşe taşı olarak tarihin ve vatanın merkezinde görünür Çanakkale: “Malazgirt’ten Çanakkale’ye kadar Türk kızılelmaları, Bi­zans’tan sonra hep Rumeli’nin üzerinden uçuyor; Belgrat, Budin, Viyana, Roma, Ren şehirleri ve Paris burçlarına düşüyordu. Çanak­kale, imparatorluk dâvasına son verdiğimiz devirde, millî vatanımızın bir sınır burcu oldu. XX. asrın milliyet dâvasında alacağı yeri Anadolu çocuğunu gösteren işaret, Çanakkale’deki mehmetçiğin mezarıdır. Bu mezar, haritamızı çizen kalemin kefendeki al mürek­kebe batırıldığı başlangıç noktasıdır. “ Mehmetçik Çanakkale’de bir zafer burcu olarak işte vatanın bu maddi ve manevi sınırlarını kanıyla çizendir. Nihayet Çanakkale büyük tarihinin hasılasının toplandığı bir yerdir: “Mehmetçik! Anadolu çocuğunun harpte aldığı ve Peygamber’inin adına redif olan bu büyük isim, bu harbin askerinin, ku­mandanının, hükümdarının ismidir, Malazgirt’te Alparslan, Haçlı­ları kıran Kılıçlarslan ve İngiliz Haçlıları önünde geçilmez sed olan Salâhaddin-i Eyyübî; Kosova’da Sultan Murat, Niğbolu’da Yıldırım Gazi; İstanbul kapılarında Fatih Sultan Mehmed, Çaldı­ran ’da Yavuz Selim, Plevne’de Gazi Osman ne idiyse Çanakka­le’de Mehmetçik odur. “ Tarih şuuru burada tevhid ederek zamanlar ve mekânlar içinde gelip geçen bütün şahsiyetler, olaylar birlik içinde bilincimizde biz olurlar. Bu bilinç ile Çanakkale okunduğunda boğaz harbi münferit bir cephe olmaktan çıkarak bütün bir tarih, vatan, millet olur. Mehmetçik ve kahraman ordumuz bu meyanda vatan, millet ve tarih olur. Haçlı sembolizmine giren ve girecek ne varsa bu mazinin yüklediği mesuliyet, mensubiyet ve müstakbel şuurunda birleşerek bir şahsiyeti inşa ederler. Merhum Topçu’nun konuştuğu bu satırların ardından Mehmet Akif: Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran… Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât… Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber, mısralarıyla aynı esastan konuşur gibi değil midir? Nurettin Topçu, Mehmet Akif ve Türk tarihinin tamamı sanki omuz omuza değil midir? Kültürümüzün/töremizin derin özünden modern asırlarda değerlerin tezahürü bu iki şahsiyet bize olanın olacağına dair bir ümit sunuyorlar.

Nihayet Nurettin Topçu sorar: “Çanakkale’nin en büyük mânası, işte bu sonuncuda toplanı­yor. Zira Çanakkale, Alparslan’dan Mehmet Akif’e kadar, kimi kılıciyle, kimi feryâdiyle savaşan kahramanların ruhlarının birleştiği yerdir. Biz bu ruhun vârisleriyiz. Bu mirası muhafaza edebildik mi?” Ruhlarımız 21. Yüzyılda nerede, nasıl birleşiyor? Türkistanlılık işte bu birleşen ruhların gelecek çağrısıdır. Medeniyetçi milliyetçilik yıkıntılar arasından hazinemizi keşf ile bilgi, sanat ve ahlak yoluyla yeni bir medeniyeti var etme iradesi olarak Türkistanlılara bir şeyler söylemez mi? Bu ruh, ruh çağırma seansıyla, ezoterik efendilerin kerametiyle değil tarihe doğru bakmak yoluyla yeniden hayata dönecektir. Akif’in çiğnetmeyecekdediği mana da müstakbel olarak burada zuhur edecektir. İnşallah…
Altan Çetin

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir