Северный Кавказ хочет выбирать

Aliya İzzet Begoviç’in sevmediği Adnan Oktar düşmanı İngiliz kadın istihbaratçı kim?

Trump düşmanı Papa Erdoğan’ı bekliyor!

ABŞ dövlət katibi Reks Tillerson Bakıya nə zaman zəng edəcək?

ALPARSLAN TÜRKEŞ VE TÜRK BİRLİĞİ

Gündem 4 Nisan 2020
491

(MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş 23. Ölüm yıldönümünde anılıyor)

Kaynağı kadim döneme kadar uzanan Türk Milliyetçiliği’nin somut bir fikir akımı hâline gelmesinin kökleri, Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemine uzanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin on sekizin yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayan irtifa kaybının on dokuzuncu yüzyılda artarak devam etmesi, yirminci yüzyılın başında Osmanlı’nın artık dünya siyasetinde dengeleri belirleyen rolünü sona erdirmiş ve “hasta adam” olarak anılmaya başlamasına yol açmıştır. Bu durum karşısında hâl çareleri aranırken, çözüm olarak ortaya çıkan üç fikir akımı vardır: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Türkçü çözüm açısından, Yusuf AKÇURA’nın, “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı eseri, büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada ortaya konan analizde, Türkçülüğün, çözüm için gerekliliği ortaya konmuş; diğer akımların başarısızlığa mahkûm olduğu ifade edilmiştir. Türkçülük taraftarları için önemli diğer bir isim, Ziya GÖKALP’tir. Yazdığı yazılarla, Türkçülük fikrini sistematik hâle getirmeye çalışan GÖKALP, Cumhuriyet’ten önce İttihat ve Terakki tarafından destek görmüş ve adeta bu partinin, ideolojik zemindeki temsilcisi olmuştur. 1923 yılında yayımlanan “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde, Türkçülüğün, Türkiye sınırları ile kısıtlanamayacağını belirten GÖKALP, Türk Milliyetçiliği ülküsünü, kademeli olarak üç dereceye ayırmıştır: “Türkiyecilik”, “Oğuzculuk veya Türkmencilik” ve “Turancılık”. GÖKALP’in bu tasnifi, bugün bile geçerlidir ve ilk iki aşama gerçekleşmeden, son aşama olan ve en son, büyük Türk devlet adamı, Emir Timur tarafından hayata geçirilen “Turan” ülküsünün gerçekleşmesi, pek mümkün gözükmemektedir.
ATATÜRK tarafından, “Fikirlerimin babası” olarak nitelendirilen GÖKALP’in belirlediği yol haritasına uygun olarak, yol kat etmeye başlayan genç Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye sınırları içinde, Türklüğün ve Türk Milliyetçiliği’nin yeniden dirilmesi temeli üzerinde yükselmeye başlamıştır. İstikbalini, son bir atılışla, müthiş bir gayretle ve binbir güçlükle Sakarya Nehri’nin kıyısından çeviren, yeryüzündeki soydaşlarının ve dindaşlarının hemen hemen tamamının esir ya da etkisiz durumda olduğu Türkiye Türkleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarken, yüzyıllardır yüklendikleri ve hiçbir karşılık beklemedikleri, “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi” hedefi ile resmî ve hukukî bir bağ kurmamışlardır. Ancak devletin derin vicdanından, bu ülküyü çıkarmayı da düşünmemişlerdir. Bu sebeple, Türkiye dışındaki Türklük ihmal edilmemiş; kısmen resmî, genellikle de gayrı-resmî olarak ama şuurlu bir şekilde “Dış Türkler” ile bağlar devam ettirilmiştir. 1923-1938 yılları arasındaki bu dönemde, yaşanan en büyük talihsizlik, GÖKALP’in, 1924’te, çok erken bir tarihte, hayata gözlerini yumması olmuştur. Atatürk’ün ölümü de aynı derecede büyük bir talihsizliktir zira bu kayıp, Türkçü çözüm modelinin, devletin zirvesindeki uygulayıcısının da kaybı anlamına gelmektedir. İsmet İNÖNÜ ile başlayan sonraki yeni dönemde artık, AKÇURA’nın “Batıcılık” olarak tasnif ettiği ve ATATÜRK dönemi politikalarının tam tersi yönünde izlenen bir yol, ön plana çıkmıştır. 1939-1945 arası cereyan eden İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri arasında SSCB’nin de yer alması, Türk Milliyetçiliği düşüncesinin her anlamda, devlet katından tasfiyesine yol açmıştır. Nitekim, bu dönemde meydana gelen 3 Mayıs 1944 Türkçülük olayları, sonraki dönemde oluşacak bu olumsuz durumun en açık işaretidir. Türk Milliyetçiliği Hareketi’nin dönüm noktalarından birini teşkil eden 3 Mayıs olaylarının baş kahramanı, hiç şüphesiz ATSIZ’dır.
Ancak yargılanan sanıklar içinde dikkat çekenlerden biri de o tarihte genç bir subay olan Alparslan TÜRKEŞ’tir. 3 Mayıs yargılamalarında, dava dosyasında yer alan ve ATSIZ’a yazdığı 4 Nisan 1944 tarihli mektupta TÜRKEŞ, “… Milletin içinde bulunduğu tehlikelerden kurtulması mümkündür. Atsız’ın kılıncından keskin olan kalemi bu işi her halde muvaffakiyetlendirecektir. Kalem kifayet etmezse o zaman işi silahlara bırakacağız. Türkçülük yolunda ruhumuz, yüreğimiz, kılınçlarımız seninle beraberdir. Ebedî Türk milleti mes’ut ve şerefli günlere kavuşacak, bütün Türkler bir devlet halinde bir bayrak altında toplanacaklardır…” diyecek kadar Türk Milliyetçiliği ülküsüne bağlılığını ortaya koymuştur. Kararlı bir ruh hâlini de yansıtan bu satırlar ve söz konusu yargılama, TÜRKEŞ’in Türk kamuoyu tarafından hafızaya alındığı ilk önemli olay olarak tarihe geçmiştir.
Bilindiği üzere Alparslan Türkeş asker, siyasetçi, başbakan eski yardımcısı, Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucusu ve ilk genel başkanıdır. MHP genel başkanlık görevini 1969–1997 yılları arasında sürdürmüştür. Mart 1975–Haziran 1977 ve Temmuz 1977–Ocak 1978 tarihleri arasında Süleyman Demirel tarafından kurulan hükümetlerde Başbakan Yardımcısı olarak yer almıştır. Türkeş, milliyetçi çevreleri bir araya getirmek için 1963 yılında Türkiye Huzur ve Yükselme Derneği’ni kurmuştur. 1965’te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) girerek fiilen siyasi hayata atılmış ve aynı yıl partinin genel başkanı olmuştur. İlk defa 1965 Türkiye genel seçimlerinde CKMP’nin Ankara milletvekili olarak meclise girmiştir. 1966 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanı adayı olmuştur fakat seçilememiştir. 1975’ten sonar Milliyetçi Cephe adı verilen koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevinde bulunmuştur.
12 Eylül Darbesi’nden sonra 1985 yılına kadar 4,5yıl tutuklu kalmıştır. 1987 Türkiye anayasa değişikliği referandumu’nda siyaset yasağı kalkmıştır. Aynı yıl Milliyetçi Çalışma Partisi’ne girmiştir ve yapılan kongrede genel başkan seçilmiştir ve partisi 1991 Türkiye genel seçimlerinde Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile seçim ittifakı yapmıştır. 1992 yılında 12 Eylül darbesi ile kapatılmış olan partilerin eski adlarını alması hakkında Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılan değişiklikle MÇP’nin ismi de 1993 yılında MHP olarak değiştirilmiştir.
Büyük devlet adamı ve millet sevdalısı Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’in ölümünün üzerinden tam 23 yıl (4 Nisan 1997) geçti. Bu süre zarfında yaşananlar, hızlı ve bir o kadar da inanılmayacak gelişmeler olarak tarihte yerini aldı. Türkiye’nin o günden bu yana geldiği nokta, iki yüz yıllık tarihî süreçte ortaya çıkan gelişmelerin yaklaşık yirmi yılda tekrarlanmaya yüz tuttuğuna işaret ediyor. Bu sebeple Alparslan TÜRKEŞ’i ve temsil etiği siyasî çizgiyi ortaya çıkaran süreci anlamak aslında, bu tarihî gelişmeleri hatırlamaktan ve anlamaktan geçiyor. Ayrıca bu hatırlama ve anlamanın önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak gelişmeleri yönlendirmede önemli bir rehber olması da kuvvetle muhtemel zira zamanın ruhu benzer bir istikamete doğru yol alıyor.
27 Mayıs 1960 İhtilâli’nde TÜRKEŞ bu sefer, “ihtilalin kudretli albayı” olarak tanınacak ve yeniden hatırlanacaktır. Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yaptığı kısa sürede, yaptığı icraatlarla kendinden söz ettiği TÜRKEŞ, sadece kamuoyunun değil aynı zamanda başka bazı odakların da dikkatini çekecektir. Kaynağı Türkiye dışına uzanan bu dikkat, 27 Mayıs İhtilâli’ni yapan ekibin kendi içindeki anlaşmazlığı olarak kamuoyuna yansıyacak ve bir tasfiyeyle sonuçlanacaktır. Tasfiye edilen on dört kişiden biri de bu grubun doğal lideri olan TÜRKEŞ’tir. Hindistan’a sürgüne gönderilen TÜRKEŞ, her şeye rağmen diğer arkadaşlarıyla çeşitli vesilelerle ve değişik yollarla görüşmeye devam etmiştir. Arkadaşlarına yolladığı mektuplarda, 14’ler grubu için “Türklüğün ümit dünyasını aydınlatan meşale” nitelemesini yaparak “Türk Dünyası” mefhumunun kendi kafasındaki yerini de ifşa etmiş ve gelecekteki siyasî mücadelesinin şifrelerini vermiştir. Türkiye’ye döndükten sonra, 14’lerin bir kısmı ile beraber CKMP’ye katılarak Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’nin siyasî zeminde de temsiline yönelik attığı adım, aynı zamanda Türk Milliyetçiliği’nin “Türkiye Milliyetçiliği” ile sınırlı olmadığını gösteren adımlardır.
Siyasî mücadeleye başladıktan sonra Türk Milliyetçiliği ile ilgili düşüncelerini, kitlelere anlatmaya başlayan Başbuğ TÜRKEŞ, düşünce dünyasındaki “Türk Birliği Ülküsü”nü şöyle ifade etmiştir: “… Türk Birliği ülküsü, yer yüzündeki bütün Türklerin bir millet ve devlet halinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Bunun tahakkuku, bazı kimselere ilk bakışta imkânsız gibi görünebilir. Birçok kimseler bunu zararlı bir hayâl (ütopi) olarak da vasıflandırabilir. Fakat unutmamak lazımdır ki, her hakikat önce hayal ile başlar. Yine hatırlamak gerektir ki 1919 yılında hür ve müstakil bir Türkiye kurmak için Anadoluda dünyanın galiplerine karşı savaşa girişmek de çılgınlık ve hayal diye vasıflandırılmıştı. Fakat inanmış ve kendilerini bir ülküye vermiş olanlar, yurdu kurtarmaya ve müstakil bir Türkiye meydana getirmeye muvaffak oldular. Türk Birliği de sistemli çalışmak, fırsat kollamak ve her şeyden önce Türkiye’yi korumak ve yükseltmeğe çalışmak suretiyle bir gün elbet hakikat olacaktır…”. Bu ifadelerin maceraperest bir çılgının fantezileri değil tam tersine, akılcı ve şuurlu bir politikacının mensubu bulunduğu millete makul bir hedef, bu hedefe ulaşmak için topyekûn bir milleti motive etme ve çalışma azmi anlamına geldiği açıktır. Nitekim 1990’lı yıllarda SSCB’nin çözülmesi, O’nu dikkate almayan Türk devlet bürokrasisinin en büyük hatası olmuştur ve bu vahim hatanın sıkıntıları, bugün hâlâ az veya çok hissedilmekte, yaşanmaktadır.
Başbuğ TÜRKEŞ’in, “Türk Birliği” ülküsü ile ilgili görüşleri, yalnızca teorik zeminde kalmamıştır. Tam anlamıyla hiçbir zaman siyaseten iktidar olamamasına rağmen düşüncelerini ilk fırsatta eyleme geçirmekten de geri kalmamıştır. 1980’den önceki politik yaşamında, MHP Genel Başkanı sıfatıyla iki defa koalisyonların küçük ortağı olarak iktidar olan ancak dönemin şartları sebebiyle Türkiye içindeki yangınla mücadele etmek durumunda kalan ve bu sebeple sınırlı adımlar atabilen Başbuğ TÜRKEŞ, 1980 sonrası bu yoldaki somut ilk adımı, Erciyes’teki Tekir Yaylası’nda gerçekleştirilen “Zafer Kurultayı” ile atmıştır. Gelenekselleştirerek devam ettirdiği bu kurultaylar, Türkiye dışındaki Türklerin de bir araya geldiği buluşmalar şeklinde gerçekleşmiştir. Özellikle SSCB’nin dağılmasından sonraki süreçte bu kurultaylar, coğrafî olarak daha geniş Türk alanlarına da hitap etmeye başlamıştır. Bu kurultaylarla yetinmeyen Başbuğ TÜRKEŞ, “Türk Birliği” ülküsünün kurumlaşma temelini de atarak “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı”nı kurmuş ve bu vakıf aracılığıyla ilki, 1993 yılında gerçekleştirilen “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”nı toplamıştır. Gelenekselleştirdiği her iki toplantıya da büyük önem veren Başbuğ, son nefesine kadar bu uğurda çaba sarf etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetleri ve devlet bürokrasisi bu çabayı oldukça geç algılamış ve bir uluslararası örgüt olarak Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi 2009 yılında, müsteşarlık seviyesindeki Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ise ancak 2010 yılında kurulmuştur.
Türk Milleti tarihin en eski çağlarından bu yana, hatta doğduğundan beri esaret hayatını kabul etmemiş, hiçbir düşmana boyun eğmemiş, şan ve şerefiyle yaşamış bir millettir.
Birinci Cihan Savaşı sonunda millettaşlarımızın büyük bir kısmı, çeşitli antlaşmalarla eskiden bizim topraklarımız olan şimdiki Bulgaristan, Yunanistan ve Rusya’da kalmışlardır. İlk sulh zamanlarından bu yana, esir olmayan ve esir sayılmayan bu Türk-Müslüman kardeşlerimize yapılan işkence ve eziyetler gün geçtikçe artmaktadır. Bilhassa Rodop Türklerine yapılmakta olan insanlık dışı zulümler artarak sürmektedir. Daha bundan 50-60 sene önce Batı Trakya’daki nüfus nisbetimiz %85 olduğu halde bugün bu oran %15”in çok altına düşmüş bulunmaktadır. Yunan idaresi altında bulunan vatandaşlarımıza benliklerini unutturma siyaseti güdülmektedir. Bu amaçla da günlerce su içinde bekletme, namuslarına tecavüz, dil ve burunlarını kesme ve daha nice akıl almayacak işkenceler yapılmaktadır. İsmini değiştirmeyenlere diploma verilmemekte, Türk çocukları gerekli kültürün bir zerresini dahi alamamaktadırlar.
Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ’in, aşkla bağlandığı “Türk Birliği” ülküsü, Türkiye dışında yaşayan soydaşlarından da karşılık bulmuştur. Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU’nun, “Alparslan Türkeş, bütün Türk Dünyası gibi Kırım Tatar Türkleri için de unutulmaz bir şahsiyet olarak Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Sovyetler Birliği devrinde, demir perde altında, Hür Dünya’dan sınırlı malumat alırken Sovyet basını bizim ölçeğimizde, Sovyet basınında kim karalanırsa bizler bilirdik ki onlar iyi insanlar ve iyi işler yapıyorlar. Alparslan Türkeş ve onun Bozkurtları da Sovyet basınında hep kötü bahsedilir ve karalanırdı. Biz de bilirdik ki, ülkücüler bizim taraftan insanlardı ve taa o yıllardan sempatimizi ve saygımızı kazanmışlardı.
Demir perde aralanıp, Hür Dünya’dan ve Türkiye’den daha fazla malumat almaya başlayınca anladık ki yanılmamışız. 1975-1976 yıllarında hayatımızı, benim için ve halkımız için Türk kamuoyunu ayağa kaldıran bu vatansever insan ve onun ülkücüleri kurtarmış. Bu alicenap insan ve onun ülküdaşları, bizimle beraber ağlamışlar, bizimle acılarımızı paylaşmışlar, bizler için dualar etmişler. Kırım Tatar Türkleri merhum Alparslan Türkeş’e ve ülkücülere müteşekkirdir…”; Başbuğ TÜRKEŞ’in doğduğu topraklar olan Kıbrıs’taki Türklüğün lideri ve bağımsız Türk devleti KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ’ın, “… Rahmetle andığımız asker, komutan ve devlet adamı Sayın Alparslan Türkeş’le ilk temasım 1960 ihtilalinden hemen sonra, Dr. Küçük ile birlikte Ankara’ya yaptığım ilk ziyarette olmuştu. Türkeş Başbakanlık Müsteşarı (veya Genel Sekreteri) mevkiindeydi. İhtilalin güçlü adamı diye bilinen Alparslan Türkeş’in Kıbrıs kökenli oluşu bizler için güven verici bir şeydi…
Devlet Başkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı ile yapılan toplantılarda Türkeş de vardı… Toplantıdan sonra Sayın Türkeş beni yalnız olarak makamına aldı. Toplantıda söylediklerimi dikkatle dinlediğini söyledikten sonra bana Kıbrıs’ın geo-politik önemini anlattı. Zürih-Londra Anlaşmaları’nı Rumlar değiştirmeye kalkarlarsa Türkiye’yi karşılarında bulur dedi…
Yıllar sonra O’nu partisinin başında, hapiste ve Devlet idaresinde izledik. Kıbrıs’a ziyaretini yaşadık. Bu topraklara ne sıcak bağlarla bağlı olduğunu gördük. Şunun altını çizmekte yarar görürüm. Türkeş Kıbrıs’ı seviyor, Kıbrıs’ın Türkiye için önemini de bir asker olarak çok iyi biliyordu…
Dış Türkler sorunu, Alparslan Türkeş’in tüm yaşamı boyunca ilgi alanına girdi; bu arada özellikle Azerbaycan’la çok yakın ilişkiler kurdu.
Dönemin muhalefet liderlerinden Alparslan Türkeş soruna çözüm için önemli bir katkıda bulunmaya çalışmıştır.
Türkeş taraflara 6 maddelik bir paket sundu:
1. Azerbaycan ve Ermenistan arasında hemen ateşkes sağlanması,
2. Ermeni askerlerinin Azerbaycan topraklarından çekilmesi,
3. Her iki tarafın bugünkü sınırlar içinde birbirini tanıması ve diplomatik ilişki tesisi,
4. İçişlerine karışmadan ve toprak talebi olmaksızın temas,
5. Laçin koridorunun açılması, gözlemci heyetinin güvencesi ve denetiminde bulunması,
6. Karabağ sorununun ya daha sonraya ya da Minsk toplantısına bırakılarak meselenin ateşkes sonrası daha geniş zamanda ele alınması.
Rüzgâr Birliği veya Rüzgâr Grubu Karabağ Savaşı sırasında Alparslan Türkeş’in talimatıyla Turancılık fikrini bütün Türk Cumhuriyetlerine yayacak ve Azerbaycan’da yeni ordunun çekirdeğini oluşturacak gönüllü ülkücüleri yetiştirmek için Azerbaycan’da kamp kuruldu ve bu kampı Türkeş tarafından “Rüzgâr” olarak adlandırıldı.
Rüzgâr Kampı’nda askeri ve siyasi eğitim verildi. Askeri eğitimi Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde çalışmış ve ordudan ayrıldıktan sonra Günaydın gazetesinin Ankara bürosunda güvenlik şefi olarak çalışıyor hava astsubayı Hamit İlbey ve Mehmet bey (yayınlarda “Hamit Hoca” diye anıldı) tarafından, siyasi eğitimi ise Atila Kaya, Ülkü Ocakları Başkanı İrfan Özcan ve bazı ülkücüler tarafından verildi. Karabağ savaşının en ağır zamanlarında kardeş Türkiye’den gönüllü gelerek savaşanlardan biri de Abit Öztürk’tür. Ankara Ülkü Ocaklarından Abit Öztürk üniversitesi’nde eğitimini yarıda bırakıp Başbuğ Alparslan Türkeş emiriyle, Karabağ’da gönüllü olarak savaşmıştır.

Başbuğ Alparslan Türkeş diyor ki
-Ahlakçılık anlayışımız, Türk ahIaki ve Müslümanlık inancından meydana geImiştir.

-İdealler yıldızIar gibidir. OnIara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebiIirsiniz.

-Türk töresi, Türk ülküsünün ayrıImaz parçasıdır.

-İnsanık âleminin en şerefli bir aiIesi Türk milletidir. Dokuz ışık demek, Türk ülküsü demektir.

-Hepiniz birer Türk Bayrağı’sınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.

-Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder.

-Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslümanız.

-Milli kalkınmamızı gerçekIeştirmek, her Türk ferdini hür yapabiImek için Türk milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve böIge farkı gözetmeksizin karşıIıkIı sevgi ve saygıya dayanan bağIar dokuyacağız.

-Kendinizi küçük görmeyiniz. SizIer büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birIiktedir. BirIik, beraberlik içinde olmaktır.

-Türklük bedenimiz İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset gibidir.

1995 Türkiye genel seçimlerinde parlamento dışı kalan Türkeş, 4 Nisan 1997 tarihinde vefat etmiştir. Türk Birliği’nin kurulması yolunda kuşkusuz bundan sonra da atılacak adımlar olacaktır ve kendisinin çetin süreçlerde azim ve kararlılıklarla oluşturduğu engin görüş ve vizyonundan daima istifade edilecektir. Jeopolitik önem, tarihin bize bıraktığı mirastır. Atalarımızın şanlı mücadelesi ve kahramanlıklarıyla elde edilen ve geleceğe armağan bırakılan ana ve atayurtlar bu birikimin ışığında birlik ve beraberlik ülküsünü idrak etmeli ve ivedilikle hayata geçirmelidirler. Küreselleşme olgu ve süreçlerinin tehdit ve tehlikleri karşısında her bir Türk evladı dayanışma içerisinde olması gerektiğini bir an olsun unutmamalıdır.

Doç Dr. Murteza HASANOĞLU

Kaynakça
İşyar, Ömer Göksel, Sovyet-Rus Dış Politikaları ve Karabağ Sorunu, İstanbul: ALFA BasımYayım Ltd. Şti., Mart 2004.

ALPARSLAN TÜRKEŞ ve TÜRK BİRLİĞİ ÜLKÜSÜ / Dr. Bahadır Bumin ÖZARSLAN


http://www.ulkucu.org/makale.php?id=2561&PHPSESSID=6c00c4cb5a405cb260a79861209f0ff9
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alparslan_Türkeş
http://www.turansam.org/makale.php?id=1047
http://www.hurriyet.com.tr/dikkat-et-devirirler-186630

Karabağ İşgalinde Türkiye’nin Tepkileri ve Politikası


https://tr.wikipedia.org/wiki/Rüzgar_Birliği
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alparslan_Türkeş

Yorumlar