Afşar Süleymani: İsrail Tek Başına İran’la Karşı Karşıya Gelemez, ABD’ye Güveniyor
İran çevresinde gelişen siyasi ve askeri süreçler; uluslararası ilişkilerde güven, müzakere ve güç dengesi meselelerini yeniden gündeme taşıdı. Bu olaylar sadece bölgeyle sınırlı kalmıyor.
ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan gerginlik yalnızca bölgesel güvenlikle ilgili değil; aynı zamanda uluslararası hukukun uygulanması ve diplomatik mekanizmaların etkinliğiyle de yakından bağlantılıdır. Büyük devletlerin siyasette sergilediği tutumlar da bu süreçlerde kritik bir rol oynuyor.
Geçtiğimiz gün Mar-a-Lago’da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile bir araya gelen Donald Trump; İran’ın füze programını geliştirmeye devam etmesi halinde hızlı bir saldırıyı destekleyeceğini, nükleer programlarını sürdürmeleri durumunda ise saldırının derhal gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.
İran’ın Azerbaycan’daki eski büyükelçisi Afşar Süleymani, konuyla ilgili Sherg.az’a yaptığı açıklamada meselenin yeniden “hasıraltı edildiğini” belirtti:
> “Bu konu zaten defalarca tartışıldı. Netanyahu oraya gitti ve mesele yine örtbas edildi. O da daha önceki sözlerinin aynısını tekrarladı. Ancak bu aynı fikirler, belirli aralıklarla her gün yeniden ısıtılıyor. Şimdi asıl soru şudur: ‘Buna ne kadar dayanılabilir?'”
>
“Trump ve Netanyahu İran’ı Aldattı”
Süleymani, mevcut durumu şu sözlerle değerlendirdi:
“Şu anki tabloda Trump adeta Netanyahu’nun etkisi altındaymış izlenimi uyanıyor. Sanki Netanyahu ne isterse Trump ‘baş üstüne’ diyor. Asıl sorun ise Trump ve Netanyahu’nun birlikte, resmi bir şekilde İran’ı aldatmış olmalarıdır. Planlı bir şekilde İran’ı müzakerelere davet ettiler. Hatta görüşmelerin altıncı turunun yeri ve zamanı bile belirlenmişti. Ancak o görüşme gerçekleşmeden önce İsrail, Amerika’nın desteğiyle İran’a saldırdı. Bundan sonra ne görüşme yapıldı ne de müzakereler devam etti. Ardından Amerika da İran’a ve belirli hedeflere darbeler indirdi.
Sonradan ortaya çıkan bazı belgeler ve açıklamalar, bu sürecin önceden planlandığını gösterdi. Yani Trump bir yandan İran’a ‘gelin konuşalım’ derken, diğer yandan saldırı planı zaten hazırdı. Amaç İran’ı müzakerelerle meşgul edip sonra darbe vurmaktı. Bu nedenle bu güçlere güvenmek mümkün değildir.”
“Bu Bir Müzakere Değil, Dikte Etmedir”
Uzman, gerçeklerden uzak davranıldığını vurgulayarak şunları ekledi:
“Ben gerçeği söylüyorum ancak maalesef bizim bölgemizde ve mevcut sistemde çoğu zaman gerçeklikten uzak hareket ediliyor. Siyasette taraflar bazen zayıf görünmemek için farklı konuşabilirler. Lakin bugün bilgi çağındayız: Uydular, yapay zeka ve dijital teknolojiler var; neredeyse hiçbir şey gizli kalmıyor.
Amerika, kaba kuvvete dayanan bir sistemdir. Trump ise özellikle istikrarsız bir figür: Yalan söyleyebiliyor, sık sık konum değiştiriyor ve gerçek dışı vaatler veriyor. Bununla birlikte bazen somut ve sert adımlar da atıyor.
Şu an iki temel mesele var: Füze programı ve nükleer mesele. İran haklı olarak artık güven kalmadığını ve güven olmadan müzakerenin mümkün olmadığını belirtiyor. Trump ise ‘Şartlarımı kabul edin, sonra gelip imzalayın’ diyor. Bu bir müzakere değildir. Müzakere, tarafların tartışıp ortak bir noktada buluşmasıyla olur. Burada ise açıkça şart koşuluyor: Uranyum zenginleştirme sıfıra indirilsin, füzelerin menzili 500-600 kilometreyi geçmesin. Bunlar tartışma konusu değil, diktedir. Doğal olarak İran buna tepki gösteriyor ve bu formattaki görüşmelere gitmeyeceğini bildiriyor.”
Çifte Standart ve Ahlaki Aşınma
Eski Büyükelçi, sistemin adaletsizliğine de dikkat çekti:
“Bu sistem özü itibarıyla adaletsizdir. Örneğin İsrail’in nükleer silahı var ama bu konu hiçbir zaman ciddi şekilde tartışılmıyor. UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) buna değinmiyor, Amerika ise tamamen susuyor. Bu, bariz bir çifte standarttır. Güçlü olan istediğini yapar, diğerleri susmaya zorlanır.
Aynı yaklaşımı Ukrayna ve Gazze meselelerinde de görüyoruz. Gazze’de insanların öldürülmesinin ‘yardım’ adı altında sunulması, siyasetteki ciddi ahlaki aşınmanın göstergesidir. İran, hakları ihlal edilirse karşılık vereceğini açıkça söylüyor. İranlı askeri ve siyasi yetkililer, bu işin sadece belirli hedeflerin vurulmasıyla bitmeyeceğini ifade ediyorlar. İran’ın hafızasını, bilgisini ve uzmanlarını terör yoluyla yok edemezsiniz.”
“İsrail ABD’ye Muhtaç”
Afşar Süleymani, İsrail’in askeri kapasitesine dair şu tespiti yaptı:
“Evet, yaptırımlar yoluyla İran zayıflatılabilir ama mesele kökten çözülmez. Son 12 günlük savaş da gösterdi ki İsrail, tek başına İran’la karşı karşıya duramaz. Bu yüzden Amerika’ya sırtını dayıyor. İsrail’in kullandığı silahların büyük çoğunluğu da zaten Amerikan yapımıdır.”
BANUÇİÇEK KALBALIYEVA



Yorum gönder