Петля Эрдогана: как закончился кризис в отношениях России и Турции

11 февраля в конференц-зале Исламского комплекса встретился с активом женской общественной организации “Родник”

YILKI ATLARI

ARAMCO saldırısı planlı bir saldırı mı?

AFGANİSTAN’DA KALICI BARIŞIN TEK ANAHTARI KONFEDERAL BİR SİYASAL SİSTEMİN ANAYASAL ZEMİNDE KABUL EDİLMESİDİR

Gündem 25 Mart 2020
210

​Ortadoğu, Güney Asya, Türkistan ve Kafkasya Bölgesi’nin ulaşım güzergâhında ve kesişme noktasında bulunan Afganistan; Türkistan, Hindistan ve Çin arasında stratejik koridor olan Vahan Koridoruna da sahip olması dolayısı ile jeopolitik ve jeostratejik anlamda son derece önemli bir konuma sahiptir.
​Afganistan’ın bir taraftan Kuzey Afganistan yani Güney Türkistan nedeniyle Türkistan’ın bir parçası olması dolayısı ile Rus yayılma stratejisinin hedefinde yer alması, diğer taraftan Orta Doğu’nun bir parçası ve Hindistan ve Çin’in ulaşım güzergâhında olması dolayısı ile Birleşik Krallık için olmazsa olmaz bir coğrafya niteliğine sahip olması altı çizilmesi gereken bir durumdur.
​Gerçekte de Afgan ismi ilk kez X. yüzyılda Gazneli kaynaklarında İran-Hindistan arası dağlık bölgeyi tanımlamak için geçmekte olup, Afganistan adı ise XVI. yüzyılda Babür Şah’ın vakayinamesinde geçmiştir. Bu vakayinamede; Kabil ve Pencap bölgesi arasındaki alana işaret edilmiştir. İlk Afgan Şahlığı da Kandahar merkezli XVII. yüzyılda kurulmuştur.
1747 yılında Nadir Şah’ın ölümü ile Kandahar’ı merkez yapan Ahmet Durani’nin kurduğu Afganistan Devleti; küresel güçlerin Ortadoğu, Türkistan ve Hindistan’a yönelik politikalarında bir sonucu olarak tampon devlet olarak kurulmuş ve sadece Peştunları temsil edecek şekilde yapılanmış, günümüze kadar da sadece Peştunları temsil eden bir siyasal organizasyon olarak yaşatılmaya devam edilmiştir.
Bu nedenle de kuruluşundan günümüze 277 yıl geçmesine rağmen ne bir ulus devlet, nede bir üniter sisteme kavuşamadığı gibi bağımsız bir devlet olma niteliğini de hiçbir zaman kazanamamıştır.
Emperyal ülkelerin ön karakolu olarak görev yapmayı kabul eden Peştunlar üzerinde siyasal sistem; diğer unsurlara uygulanan baskı, asimile, katliam ve zaman zaman soykırıma varan uygulamalar bir arada tutulmaya çalışılmıştır.
Elbette bu uygulamadan Peştunlarda zarar görmektedir. Çünkü emperyal ülkeler Peştunları kullanabilmek için onların radikal ve kontrol edilebilir kalmasını sağlamaktadırlar.
Ancak coğrafi anlamda; Afganistan, dünyanın ikinci büyük sıradağları olan Hindukuş Dağları ile kuzey-güney olarak doğal bir bölünmüşlüğe sahiptir ve Afganistan; coğrafi anlamda üç bölgeye ayrılmıştır. Bunlar;
Merkezde; dağlık bölge, Kuzeyde; ovalık bölge, Güneybatıda; plato bölgesidir.
Afganistan’daki bu doğal ve coğrafi bölünmüşlük o kadar keskin çizgilerledir ki bölgelere göre yoğunlaşan etnik ve dini bölünmüşlüğü de beraberinde getirdiği için bir ulus yada bir üniter devlet yaratmak imkansız olduğu gibi ülkede barış ve istikrara dayalı bir siyasal sistemin işletilmesi de mümkün olmamaktadır.
Günümüzde Afganistan ile ilgili çözüm bulma sürecinde; ABD, AB, Rusya Federasyonu ve Afganistan’ı arka bahçesi olarak gören İran ile Pakistan etkili biçimde yer alırken, Afganistan halkının isteklerini, barış ve huzur içerisinde yaşayacakları bir sistemin inşa edilmesi yerine, Afganistan’ı kan gölüne çeviren, Nazi dönemi uygulamalarında olduğu gibi ırkçı faşist uygulamaları ile bilinen ve özellikle Türklere yönelik katliamları ile mahir Taliban üzerinde anlaşmış gözükmektedirler.
Oysaki siyasal sistem içerisinde; Tacikleri temsil eden partiler ve Türkleri temsil eden partiler tarafından(Özbek, Hazara, Türkmen, Aymak, Afşar, Kazak, Kırgız, Karakalpak ve Halaç) federasyon istekleri ön plana çıkarılmıştır.
Bu anlamda benzer uygulama aslında 1992-1996 yılları arasında nispeten uygulanmıştır.
Ancak günümüzde Taliban gibi radikal dinci bir örgütün bulunması ve uluslararası anlamda ciddi maddi ve istihbarat desteğine sahip bir örgütün olduğu aşamada, sadece federal bir sistemi ben yeterli görmemekteyim.
Konfederal bir sistem ile zaten ayrı coğrafyalarda demografik anlamda da ayrı yaşayan etnisiteleri ayrı ayrı güçlendirilmiş bir yerel sistem ile yapılandırılmalıdır.
Merkezi Yönetimde;
Başkan’ın dönemeçli bir şekilde belirlenmesi,
Başkan yardımcılarının diğer etnik unsurlardan tespit edilip veto hakkı verilmesi,
ABD örneğinde olduğu gibi Senato da her bölgenin eşitliğine dayalı bir temsilin sağlanması,
Temsilciler Meclisinde nüfusa dayalı temsilin sağlanması,
Yerel Yönetimde;
Vali’nin bölge halkının özgür oyu ile seçilmesine imkan sağlanması,
Yerel Meclis’in bölge halkının özgür oyu ile belirlenmesi,
Polis ve jandarma kuvvetinin yerel yönetim tarafından belirlenmesi,
Bölgeden toplanan vergilerin ve gelirlerin %75’inin bölgeye harcanması sağlanmalıdır.
Yerel yapılanmada da;
1- Kandahar Merkezli Peştun Bölgesi
2- Hindikuş Dağları ile doğal sınırları olan Kuzey Afganistan yani Güney Türkistan Bölgesi
3- Hazaracat Bölgesini içine alan ve Merkezi Bamyan olan Hazara Türkleri Bölgesi
4- Tacik Bölgesi
Elbette bunun yaşayabilmesi için mutlaka anayasal zemin sağlanmalı ve uluslararası garantörlük sistemi tesis edilmelidir.
Aksi takdirde Afganistan’da kan, gözyaşı, katliam, soykırım engellenemeyeceği gibi barış ve huzurda sağlanamayacaktır.
Bu arada Afganistan’dan en büyük mülteciye maruz kalan ülkelerden olan ve Afganistan nüfusunun %40’ını oluşturan soydaşları nedeniyle Türkiye süreçte aktif yer almalı ve garantör ülkeler arasında bulunmalıdır.

Prof Dr Selçuk Duman

Yorumlar