Şimdi yükleniyor

Adıgüzel Memedov: “Yaklaşan değişiklikleri dikkate alarak yeni jeopolitik stratejiler geliştirmeliyiz”

Adıgüzel Memedov: “Yaklaşan değişiklikleri dikkate alarak yeni jeopolitik stratejiler geliştirmeliyiz”
İnsan ve toplum, toplum ve devlet, devlet ve dünya ilişkilerini konu alan projenin bu haftaki konuğu, tanınmış jeopolitikçi ve stratejist Adgezal Memedov oldu. Özellikle Kremlin liderleri, Mir Cafer Bağırov ve diğer önemli şahsiyetler üzerine yaptığı tarihsel ve psikolojik analizler, okuyucular tarafından büyük bir ilgiyle takip ediliyor.
— Adıgüzel Muallim, kitaplarınızı yazarken her zaman hangi prensiplere bağlı kalıyorsunuz?
— Bir medeniyet belirli bir coğrafyaya ait olsun ya da olmasın, her tarihî olay kendi algı mantığını oluşturur. Nihai değerlendirmeler, bu iç mantık ile bireylerin inançları arasındaki etkileşimle şekillenir. Bu yüzden tarihî olayları bugünün gözleriyle değerlendirmek doğru değildir. Her dönemin kendi şartları, her olayın kendi ön koşulları vardır. Bunları birbirinden koparmak, araştırmacıyı öznel yorumlara sürükler. Siyasette tarihsel gerçeklik, ancak araştırmacı o dönemin zihinsel hafızasına sahip olduğunda tam olarak anlaşılabilir.

İstanbul’da yaşarken, Türk siyasi elitinin Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde rol oynayan güçlere karşı olan tutumlarının ne kadar karmaşık olduğunu gözlemledim. Türkiye’nin Orta Doğu ve Avrasya’daki stratejik konumu, hâlâ bazı emperyalist devletler için endişe kaynağı. Mehmet Âkif’in dediği gibi: “Tarih tekerrür eder; ama ders alınmazsa.” Bugünün jeopolitik ortamı da bunu doğruluyor: Zihinsel hafıza olmadan doğru sonuçlar çıkarılamaz.
Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’na Avrupa’dan Orta Doğu bozkırlarına kadar uzanan geniş bir güç olarak girdi; fakat savaşın sonunda geriye sadece Türkiye kaldı. Bu, “Türk olmayan” toprakların ve bazı Türk nüfuslu bölgelerin kaybı demekti. Üstelik Wilson’ın “14 İlke” taslağı, Türkiye’nin tamamen ortadan kaldırılmasını öngörüyordu.
Bugün Türkiye etrafında yürütülen siyasi oyunların amacı da temelde aynıdır. Bu nedenle yeni kitabıma “Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşüne Rusya’dan Bir Bakış” adını verdim. Kitap, XVII. Yüzyılın sonundan Mustafa Kemal Atatürk’ün iktidara gelişine kadar olan dönemi kapsıyor. Atatürk, ülkesinin sorunlarını duygularla değil, zihinsel hafıza prizmasından görebilen bir liderdi.
— Sizce gelecek nesiller, günümüz siyasetini nasıl değerlendirecek?
— Modern jeopolitiğe bakıldığında, tarihsel süreçlerin tekrar ettiğini açıkça görüyoruz. Küresel çıkarlar her zaman çatışmalı olmuştur ve öyle de kalacaktır. Bu nedenle dünya üzerindeki çıkar mücadelesi sürecek. Ancak yaklaşan değişiklikleri göz önünde bulundurarak yeni jeopolitik stratejiler geliştirmemiz gerekiyor.

Bizim bölgemiz, Slav ve Türk halklarının kesişim alanıdır. Kafkasya, İran, Orta ve Küçük Asya’nın büyük kısmı ile Rusya’daki bazı özerk bölgelerde Türk dilli topluluklar yaşamaktadır. Bu yüzden Slav–Türk ilişkilerini incelemek büyük önem taşıyor. Rusya’nın tarihi, Türk halklarının tarihiyle derin bir şekilde iç içedir. Baykal ile Karadeniz arasındaki bölge yüzyıllar boyunca ortak yaşam alanı oldu. Farklı halklar burada doğdu; savaşçı ve barışçıl nitelikler burada şekillendi. Bu da Türk ve Slav topluluklarının derin yakınlığının kanıtıdır.
— Türklerin tarihine bakıldığında daha çok bilim insanının sesi mi duyulur, yoksa savaş nalı sesleri mi?
— Türkler, en eski dönemlerden itibaren entelektüel esneklikleri ve duygusal güçleriyle öne çıkmış, Altay’ın dışına taşarak yeni topraklar keşfetmiş ve güçlü devletler kurmuşlardır. Toplumsal normlar oluşturmuş, bunları nesiller boyu aktararak davranış biçimlerinin temeli haline getirmişlerdir. Çocuk yaşta bu normları öğrenen Türk, onları kalıcı reflekslere dönüştürürdü.
Kuşaklar boyunca biriken tecrübeler aktarıldı. Askerî-demokratik toplum yapısı, çoğu zaman sivil ve askerî otoritenin ayrılmasına yol açtı. Bu nedenle Türk tarihini incelerken hem “bilim insanının sesi” hem de “nal sesleri” duyulabilir. Ancak belirleyici güç her zaman halk olmuştur; halkın rızası olmadan hiçbir kader belirleyici karar alınamazdı.
— XXI. Yüzyıl “zeka yüzyılı” olarak anılıyor. Bu yapının hangi “katında” Azerbaycan bulunuyor?
— Azerbaycan, dünya uygarlığına çok sayıda yetenekli, entelektüel ve yenilikçi insan kazandırmıştır. Bu açıdan ülkemiz, dünya entelektüel alanının en üst katlarında hak ettiği yeri almıştır.
— Kremlin liderleri üzerine yazdığınız kitap büyük ilgi gördü. Bu liderlerden biri bugün iktidara gelseydi, dünya siyaseti olumlu yönde değişir miydi?
— Bu soruya net bir yanıt vermek zor. “Olumlu” kavramı, günümüz anlayışı ile Sovyet paradigmasında farklıdır. Günümüzde bilgi savaşında üstünlük sağlamak için toplumsal ve tarihî önemi olan araştırmalar yayımlamak büyük önem taşıyor.
Siyaset biliminin en dinamik alanlarından biri politik psikolojidir. ABD, Rusya, İngiltere ve Çin’de liderlerin psikolojik profilleri üzerine çalışmalar aktif olarak yürütülmekte ve sonuçları dış politika analizlerine dahil edilmektedir.
SOCAR’ın desteğiyle son yıllarda önemli araştırmalar yayımlandı. Bunlar arasında benim “Slav–Türk–Aryan Alanının Jeostratejik Konumu” adlı çalışmam da bulunuyor. Çok sayıda okuyucu adına SOCAR’a ve yönetimine teşekkürlerimi sunuyorum.
— Araştırmalarınızın büyük kısmı Mir Cafer Bağırov’a adanmış. Bugünün gençleri onu ne kadar tanıyor?
— Azerbaycan Tıp Üniversitesi’nde okurken, kişilik psikolojisi, liderlik ve lider üzerindeki etki mekanizmaları üzerine araştırmalar yaparken değerli hocamız Nadir İsmailov bana kaynak seçiminde sıkça yardımcı oluyordu. Ailemizde de Mir Cafer Bağırov sıkça anılırdı.
Onun siyasi hatalarını savunmuyorum; fakat tarihe tek taraflı yaklaşılmasına karşıyım. Mir Cafer Bağırov, Güney Azerbaycan hareketinin fikir önderiydi. Seyid Cafer Pişeveri, Şebüsterî ve Padegan — hepsi onun girişimiyle destek gördü. Programlarını Bakü’ye gönderir, Bağırov düzeltmeler yapar ve Tebriz’e geri yollar, halk enerjisi ise örgütlenirdi. Belgeler bunu doğrulamaktadır.

Yorum gönder