KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Adıgözel Memmedov: Politikaçılar gelir, gedir

Adıgözel Memmedov: Politikaçılar gelir, gedir

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 15 dk okuma süresi
84 0

Son zamanlarda Avrasya mekanında çatışmalar içinde devam eden gerginlikler durmadan artmaktadır. Uluslar, büyük kıtanın kaderini çözecek tarihi derin faktörlerle günümüz jeopolitik düzenini etkileyecek eğilimlerin kıskacında kalmıştır. Yeni düzenin alt yapısının incelenmesi ve gelecek perspektiflerini “Slav-Türk birliği hareketi”nin lideri, siyaset bilimci Adıgözel Memmedov’la aydınlatmaya çalıştık. Onun kitapları dünyanın en saygın üniversitelerinin – Beyaz Saray, Kongre Kitapevi’nde, Rusya’nın tüm üniversiteleri, ayrıca Michigan, Stanford, Berkley, Braun, Yeley, Illinois ve diğer üniversitelerin kataloğunda kendine yer edindi.

Adıgözel bey, Rusya-Ukrayna çatışmasının jeopolitik temelleri ile bağlı düşüncelerinizi almak isterdik?

Bunun için sürecin tarihine bakmak gerekir. Rusya-Ukrayna çatışması, eğer hatırlarsanız Kiev Meydan hareketinden sonra başladı. Biliyorsunuz, Bzejinski Sovyet karşıtı analitiklerdendi. Onun yazılarında Rusya’nın jeopolitik güce dönüşmesini etkileyen bölgede önde gelen iki devletin ismi belirtiliyor. Onlardan biri Ukrayna, diğeri de Azerbaycan’dır. O, Ukrayna’nın hangi cephede yer almasına bağlı olarak Rusya’nın gelecek kaderini belirtiyor. Bu yönleri Rus siyasi uzmanlar da, Rusya siyasi eliti da anlıyor.

2008 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Münih’te dünya güçlerine karşı siyasi bir adım attı. Bir merkezde dünyanın yönetilmesine karşı çıktı ve yeni bir ideolojik konsept üzerine çalışmaya başladı. Bu da Avrasya Birliği kavramıydı. Aslında Avrasya Birliği kavramının temeli en başından beri, Cengiz Han’dan gelmektedir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ilk kez bunu seslendiren ise Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev oldu ve sonradan Rusya siyasi çevreleri, özellikle uzmanları bu düşünceyi daha da geliştirerek, Avrasya Birliği adıyla bir hattı hayata geçirmeye başladılar. Avrasya ittifakı hattı tabi ki Baltık cumhuriyetleri hariç Ukrayna ve özellikle Post-Sovyet ülkelerini kapsayacaktı. Aslında bu tam olgunlaşmamış bir konsept çünkü bunun oluşması için etno psikolojik, etno dinsel bağlamlar ve yaklaşımlar araşdırılmalıydı. Sovyetler döneminde hem etno-psikolojik, hem de etno dinsel yaklaşımların arasında olası çatışma noktalarını aradan kaldırmak için bir birleştirici ideolojik kavram vardı. Bu ideolojik kavram doğrultusunda insanlara din ve etnik kimliklerinden ayrı eğitim veriliyordu.

Yeni Avrasyacılık ideolojik kavramının ise hayli eksik yönleri vardı. Biliyorsunuz, artık 20 yıl süreyle Post-Sovyet mekanında yeterince akımlar meydana gelmişti. Toplumda yeni mental değerler, yeni siyasi ideolojiler, yeni bilinçler biçimlendirilmişti. Post-Sovyet ülkelerinde de Türk toplumu, Türk halkları avantaj oluşturuyordu. Bu açıdan, yeni Avrasyacılık sadece Slav – Türk birliği bağlamında gerçekleştirilebilirdi.

Ukrayna’da yaşanan süreç ise direkt Ukrayna’nın siyasi hakimiyetinde temsil edilen eski yönetimin Avrasya Birliği doğrultusunda adımlar atmak isteği ile ilgiliydi. Ama belirttiğimiz gibi, Ukrayna’da bu 20 yıl içinde yeni güçler oluştu, uluslararası sermayeler sayesinde yatırım yapılan siyasi akımlar vardı. Bu akımlar ise harekete geçirildi ​​ve Ukrayna’da tamamen yeni bir siyasi iktidar şekillendi. Bazıları buna darbe diyor, bazıları ise bunun halk isyanı olduğunu söylüyor. Aslında, Ukrayna’da anti-Avrasya projesine karşı çıkabilecek siyasi güç hakim oldu. Bzejinski’nin ifadesiyle, Ukrayna anahtar ülke olarak bu projeye karşı çıktı. Zincir reaksiyonu başladı. Biz ayrımcılıktan acı çeken bir halk olarak her durumda devletin toprak bütünlüğünden yanayız, ama belli jeopolitik gerçekler de vardır ki bugün Ukrayna’da bu duruma yol açtı, Kırım’ın Rusya’ya katılmasını sağladı.

Bir konuyu daima dikkatte tutmak gerekir, Rusya bugün Avrasya mekanının en önemli devletidir ve akabinde Rusya kendi içinde çok uluslu devlettir. Rusya’nın geçmişine bakarsak o bir Slav-Türk devletidir. Ama Avrasya İttifakı apar topar yaratıldığı zaman onun ideolojik alt yapısı doldurulmadı. Alt yapının temelini coğrafi anlamdaki gerçekleri, bu bölgede genel coğrafi mekanın temelini oluşturan Türk toplulukları, Slav halkları oluşturmalıydı. Sadece bu anlamda Slav-Türk birliği bağlamında Avrasya Birliği’nden konuşabiliriz. Avrasya Birliği parite esaslarla biçimlendirilmiştir. Bu pariteliyin temelinde Azerbaycan lokomotif güce dönüşebilir ve oluşan yeni durum Azerbaycan’ın jeopolitik sorunlarının çözümüne yardımcı olabilir.

Bugün Donetsk ve Lugansk’ta yaşananları Ukrayna siyaset bilimciler Karabağ sorununa benzetiyorlar, ya siz nasıl düşünüyorsunuz?

Azerbaycan her bir devletin toprak bütünlüğünden yanadır. Ama burada kordine farklar var. Doğu Ukrayna topraklarında etnik yönden Ruslar çoğunluk oluşturur. Mevcut gerçekliye de bir zemin vardı. Bir konuyu da unutmayalım ki onlar Slav milletleri. Onların birbiriyle karşılıklı tarihi ilişkileri olmuştur. Kiev Rus devleti olmuştur. Çok fazla tarihi bağlılıkları var. Ama bunu ayırt etmeyi tarihçilere bırakalım. Bizde ise bambaşka bir konudur. Dağlık Karabağ toprakları tarih boyunca Azerbaycan toprağı olmuştur ve bu bağlamda hiç kimsenin şüphesi yoktur.

Dağlık Karabağ, Azerbaycan arazisi olarak hem hukuki açıdan dünya birliği ülkeleri tarafından destekleniyor, hem de mevcut arazilerin tarihsel Türk toprakları olmasını kanıtlayan çok sayıda bilimsel antropolojik kanıtlar mevcuttur. Bazı bilim adamları, Türklerin Kafkasya’da varlığını Altay’dan gelme dönemi ile bağlasalar da ünlü profesör Krammer’in, kemiklerin antropoloji analizine dayanan teorisi Türklerin Kafkaslar’da varlığı ile ilgili 2000 yıldan da fazla yaşı olduğunu söylemeye tutarlı imkan sağlar.
Belirttiğiniz gibi, Avrasya Birliği’nin gelişmesi Türk-Slav paritetliyi temelinde onaylanırsa, o zaman Azerbaycan lokomotif güce dönüşebilir ve böylece bölgesel ve jeopolitik çıkarlarının sağlanmasında büyük destek alabilir.

Bu adımın Azerbaycan’ın Avrupa Birliği’ne entegrasyonuna büyük bir engel olabileceğini düşünmüyor musunuz?

Tabi ki Azerbaycan Avrupa’nın bir parçasıdır. Ben aslında tek Azerbaycan’ın değil, aynı zamanda Türkiye’nin de Avrasya Birliğine üyeliğinin mümkün olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz, Rusya ile Türkiye’nin bilinen jetin düşmesi olayından sonra ilişkilerinin gerginleşmesinden önce Türkiye’nin yönetimi tarafından Rusya’nın yarattığı “Şanghay altılığı” organizasyonuna Türkiye’nin de üye olabileceği konusunda bildiri yapılmıştır ve Türkiye’nin Avrasya Gümrük Birliği’ne dahil olması konusunda görüşmeler yapıldığı belirtilmiştir. Bu bir ekonomik projedir ve Türkiye’nin hem de Avrupa Gümrük Birliği üyesi olmasına rağmen o, bu ittifaka katılarak ekonomik kar payı elde etmek konusunda düşünüyordu.

Bunun nesi kötü olabilir ki? İttifak’a dahil olan ülkelerle tercihli esaslarla gümrük ilişkilerinin kurulması Azerbaycan için yeni finansman olanakları yaratabilir. Ermenistan’ın da bu kurumda temsil olunması ve bizim de işgalci ile aynı kurumda olmamız ile ilgili soru ortaya çıkabilir. Belirtmek isterim ki Avrasya Birliği’nden farklı olarak, Avrasya Gümrük Birliği Kazakistan tarafından ileri sürülmüş bir ekonomik proje. Rusya jeopolitik bir oyuncudur, sıradan bir devlet değildir ve herhangi bir zamanda çıkarları ve gelirlerini bilen yönetim kurumlarına sahiptir.

Rusya’nın siyasi yönetiminin niyeti Avrasya’nın siyasi birliği yönünde bir ittifak kurmaktır. Bu adım bir noktada dostane, diğer noktada ise çeşitli baskılarla gerçekleştiriliyor. Ama her durumda coğrafyayı önüne koyduğumuz zaman bu mekanda geniş bir Türk toplumu olduğu beli oluyor: Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve s. Rusya’nın kendi içinde de yeterince Türk halkları yaşıyor. Biz bu Türkçe konuşan coğrafyada birleştirici bir faktör olmalıyız çünkü bu faktör bize stratejik çıkarlarımızı gerçekleştirmekte jeopolitik bir rol sunacaktır.

Bugün Rusya süper gücünün karşısında Azerbaycan çok küçüktür ve bu da Rusya’nın olumlu rol oynayabileceği birçok sorunun çözümünün gerçekleşmemesi demektir. Ama belirttiğim gibi, Azerbaycan bu coğrafyada birleştirici bir faktöre çevrilirse, artık Rusya da konuları tartıya koyar. Büyük devletler sorunları hislerle değil milli çıkarlarla, kendi deyimimizle dersek “terazi ile” çözeceklerdir. Bugün bu kader konusunu, coğrafyayı Ermenistan’ın maceracı politikasına göre kaybedemeyiz. Bu çizgiye kadar iş yapmak zorundayız, o seviyeye ulaştırabilirsek, istenilen stratejik amaçlarımıza ulaşabiliriz. Tabi ki son dönemde Rusya-Türkiye ilişkilerinin ciddi bozulması beni son derece rahatsız ediyor. Bu her durumda bizim stratejik amaçlarımıza de belli bir zarar vermektedir. Ama siyasetin de kendi yasaları vardır – siyasetçiler gelir, gider, ama halklar yerinde kalır. Tarih boyunca Türk ve Rus halkları arasında tarihi kültürel ilişkilerin varlığı, bu halkların birbirinden çok şeyleri öğrenmesi, ortak değerlerin oluşması gelecekte bu ilişkilerin iyileşeceğinden haber veriyor.

Rusya’nın 2008 yılından sonra bölgedeki aktifliyinin nedenlerini nasıl açıklardınız?

Jeopolitik mücadele sürüyor. Rusya nükleer güce sahip bir devlet. Şu anda dünya aktörleri Rusya’ya askeri müdahale ile baskı yapamıyorlar. Bunun bir kaç yolu var. Hafif yaklaşım – topluma hafif etkiler ve biyolojik savaşlar – bölgelerde savaşlar yaratmakla.

Rusya neden aktifleşdi? Rusya siyasi yönetimi Rusya ekonomisinin büyük bölümünün yabancı yatırımcıların koyduğu özkaynaklara bağlı olduğunu anladı. Bu sermayeler de Rusya’da siyasi akımlar oluşturdu. Rusya siyasi geleneği olan bir devlet. Putin’in siyasi iktidara gelişinden sonraki adımlarına baktığımız zaman onun, Rusya’nın siyasi elitinden Rusya ekonomisine geçit yapmış oligarkları uzaklaştırdığını görüyoruz. Bu ilk adımdı. Bu oliqarklar da hangi ülkelerle ilişkileri varsa, o ülkelere kaçtılar. İkinci adım, bildiğimiz gibi Rusya’nın askeri-sanayi kompleksi ardında büyük bir entelektüel potansiyel taşıyor. Bu entelektüel potansiyelin başka ülkelere akımı başlamıştı.

Bu arada parantez içinde şunu da belirteyim: Rusya askeri gücünün en ünlü örneklerinden sayılan S300 ve S400 proje yöneticilerinden olan həmşehrimiz tarihçi Sara Aşurbeyli’nin torunu da o zamanlar İngiltere’ye göç etmiştir. Bunların önlenmesi için sonradan askeri-sanayi kompleksinde yeni şirketler oluşturulmaya başlandı çünkü Rusya’nın dış ekonomiden elde ettiği gelirlerin çoğunu petrol ürünlerinden sonra askeri-sanayi kompleksi sağlıyordu. Bu bağlamda da sanayileşme süreçleri başladı. Ve bu süreçte de yeni bir grup – yeni bir ulusal devletçiliye bağlı burjuvazi oluşturuldu. Öte yandan, Rusya aynı zamanda kendi ülkesinde baş kaldıran ayrımcılığa karşı ciddi mücadeleye başladı. Yabancı istihbarat servisleri ile bağlantılı kuvvetleri etkisiz hale getirdi. Tüm bunların sonucunda artık Rusya 2008 yılında birmerkezli dünya yönetimine karşı çıktı ve jeopolitik manevralar yapmaya başladı. BRICS örgütünü kurmaya başladı.

ABD dolarının büyümesinden memnun olmayan devletleri – Brezilya, Çin, İran, Hindistan, Güney Afrika, Arjantin’i – etrafına topladı. Amerikan büyümesine karşı yeni bir güç oluşturmaya başladı. Aynı zamanda da kendi coğrafyasında denetime başladı. Bu denetimlerden biri Hazar’ın sivil askerileşmesine ilişkin görüşmelere başlanması idi. Rusya ile Türkiye arasında şu anda ilişkiler ne kadar yoğun olsa da, Karadeniz’le ilgili Montre anlaşmasının şartlarına uyuluyor. Aslında, Rusya tarihi geçmişinden gelme geneoloji hafızasına dönüyor. Bu siyasi elitte de kendini gösteriyordu. Bu bağlamda dünyada gerilimler daha da güçlendi ve biyolojik çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalarından biri Suriye’de yaşandı. Bugün aslında Suriye’de yaşananlar, jeopolitik çelişkinin biyolojik çarpışması.

Visiontv.az

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir