İran Devrim Muhafızları istihbarat savaşı yürütüyor

Ankara ve Washington arasında yeni gerginlik

Bakü’de Kafkasya Sempozyumu var

Rus senatör: Çavuşoğlu onayladı, Washington ise anlayamıyor

ABD’NİN MÜDAHALECİ DIŞ POLİTİKASI

Gündem 18 Nisan 2019
59

İletişim teknolojilerinde ve özellikle internette yaşanan hızlı gelişmeler yöneticilerin kurumsal mekanizmalardan geçmemiş bireysel fikirlerine ve eğilimlerine dayanan açıklamalarının hızla yayılmasına yol açmaya başlamıştır. Günümüzün baskın eğilimlerinden biri söylediği ile daha sonra yaptığı birbiriyle uymayan yöneticilerin sayısının artmasıdır. Bunun için en iyi örneklerden biri ABD başkanı Trump’tır. Dünya kamuoyunda tartışılan tutarsızlığı kişilik özelliklerine bağlanabilirse de aklına geleni paylaşabileceği sosyal medya araçları olmasa belki daha az açıklama ve uygulama tutarsızlığına şahit olacaktık. Diğer yandan son zamanlarda Trump’ın açıklamalarını izleyenler tutarlı bir tarafına da dikkat etmişlerdir. Aynı cümleleri kurmasa da Afganistan’dan ve Suriye’den ABD askerlerini çekmeye yönelik tutarlı bir eğiliminin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu eğilimini bazen bir emrivaki şeklinde görmekteyiz. ABD askeri yetkilileri ani Suriye’den çekilme açıklaması karşısında adeta afallamışlar, PKK/PYD tarafında kısa süreli bir panik yaşanmıştı. Sonrasında ABD askeri bürokrasisi ve muhtemelen silah endüstrisiyle birlikte şahin siyasi gruplar bu şoku savuşturmayı ve çekilme işini sulandırmayı başardılar. Geçtiğimiz günlerde senatolarından bölgede askeri varlığı sürdürmeyi destekleyecek bir kanun çıkardılar. Ne yazık ki bir süredir dünyanın iktisadi ve askeri olarak en güçlü ülkesi olan ABD ulaştığı refah düzeyini sadece dünya savaşındaki askeri operasyonlarının başarısına bağlama önyargısı içindedir. O zaman dünyanın şartları bu haksız kazancı sağlamalarına imkân vermişti ve ama artık farklı bir dünya var. Yakıp yıkarak istediğini yaptırmak, bir koyup on kazanmak devri artık yok. Gariban ülkelerin insanlarını acımadan öldürmek, taşeronlara öldürtmek insanlık felaketinden başka bekledikleri finansal kazançları elde edebilmelerini sağlamamaktadır. Dünyada ciddi iktisadi bir rekabet var ve bu rekabet önceki zamanlardan farklı aktörler arasında. Trump’ın bu gerçeğin farkına vardığını söylemek biraz erken olsa da mümkün olabilir.
Diğer yandan ABD Rusya ile aralarında olan orta menzilli nükleer füze anlaşmasını Rusya’nın buna uymadığını bahane ederek tek taraflı fes etti. Rusya ise anlaşmaya ABD’nin uymadığını öne sürüyor. Acaba bunun amacı yeni nükleer silahlar üretmek mi yoksa değişen ihtiyaçlara göre yeni bir anlaşmaya varmak mı? Muhtemelen bunun ikisinin bir karması amaçlanıyor. Rusya’nın olup bitenden pek haberi olmayabilir. ABD’nin amacı ise dünyadaki askeri varlığını azaltma eğilimi ile birlikte düşünüldüğünde kitlesel ölümler yerine bölgesel hedeflere yönelik konvansiyonel silahların veremediği güçlü etkiyi sağlayacak nükleer silahlarla sınırlandırılan bir nükleer anlaşma öngörülüyor olabilir ve bunun içine Çin’i de koyarak onu en baştan sınırlandırmak isteniyor olabilir. Bu bir müddet daha bu konu gündemi işgal edecek görünüyor.
Venezuela’da Chavez’in zamansız ölümü aslında bugün yaşananlara doğru geri sayımın başlangıcıydı. Chavez başarılı bir liderdi ve dönemin koşullarına göre ülkesinde insanların geneline fayda sağlayan ekonomik sistem uygulayabilmişti. Onun şaibeli hastalığı ve ölümünün ardından kendini gerçekleştiren kehanet sonunda gerçekleşti. Petrol gelirine dayalı ve Ortadoğu ülkelerinin kopyası biçiminde üretemeyen bir ekonomi, sosyalist bir devletin varlığına dayanamayan ve petrol başta olmak üzere ülke kaynaklarına ortak olmak isteyen emperyal güçlerin baskılarıyla halkının ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getirilmiştir. Halkın refahını sağlayamayan yönetim içten ve dıştan ciddi tehditler altında kalmıştır. Yönetim mucize yaratacak ekonomik bir model ortaya çıkaramazsa her geçen gün halkın desteğinin azalması sonucunda Venezuela’da devlet sisteminin değişmesi ve kapitalist ekonomiye geçilmesi büyük olasılıktır. Ayrıca, Venezuela petrolünün kontrol edilebilirliği ABD’nin Ortadoğu petrolüne bağımlılığını ve buna bağlı ilişkilerinde de bazı değişiklikleri beraberinde getirmesi de olasıdır.
Suriye’de ise silahlı çatışmalarda denge durumuna gelinmiştir. Önemli Arap şehirleri Suriyeli Arapların elinden alınmış, PKK/PYD yönetimine verilmiştir. Bu sıradan bir tercih değildir. Münbiç, Rakka gibi önemli şehirler buraların gerçek sahipleri olan Araplarla bunların üstüne konmuş PKK/PYD arasında gelecek dönemdeki husumetin ve çatışmanın sebepleridirler. Türkiye’nin bu işe bulaşmaması ve bu projeyi bozmaması için araya bir tampon bölge kurulması üzerinde uğraşılmaktadır. Yani bu tampon bölge PKK/PYD’nin konumunu Türkiye’ye karşı korumak için isteniyor olabilir. Bu iş çözülürse beklenildiği üzere ABD bölgeyi terk edebilir. Bundan önce ayrılmasını beklememek gerekir yoksa bunca yıldır uğraştığı proje tamamlanmış olmayacaktır.

Doç.Dr. Murteza HASANOĞLU

Yorumlar