Rus uzman: DTÖ neden ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımlarına sesini çıkarmıyor?

Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

ABD (USA) Adem Jashari’nin Kosova Ordusunu (UÇK) neden istiyor?

Gündem 3 Şubat 2017
1.898

Arif Viladi’nin söylediği ‘Ushtria Clirimtare Kosoves’ marşını keşfettiğimde, UÇK’nın efsanevi liderlerinden Adem Jasheri’nin de hayat hikayesini öğrenmiş oldum. Ancak benim için bu hikâyenin farklı bir geçmişi var. Ayastefanos antlaşmasının hükümlerinden rahatsız olan Arnavutlar, 10 Haziran 1878’de Prizren İttihadı (Arnavut Birliği) Kongresini topladı. Arnavut Birliği’nin gayesi, Arnavutlarla meskûn bölgelerden bir karış yerin bile Karadağ’a bırakılmamasını sağlamaktı. Selanik ve Kosova vilayetleriyle bunlara bitişik olup Arnavutlarla meskûn bulunan kısımları birleştirerek Arnavutluk adıyla imtiyazlı bir eyalet meydana getirmekti. Masumane niyetlerle başlayan bu muhtariyet eksenli imtiyazlı eyalet oluşturma çabaları, rüzgârın tersine dönmesi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun güç kaybetmesiyle, ayrılıkçı ulusçuluk akımına dönüşmüştür. Trablusgarp savaşı öncesinde, 1911 Mart ayında İşkodra’da Katolik Arnavutlar ayaklandığında Karadağ bu isyancılara her türlü yardımda bulundu. İtalya; Karadağ’ı destelemekte onu Osmanlı Devletine karşı kışkırtmaktaydı. Müslüman Arnavutların da katıldığı bu ayaklanmada, İtalyan parmağının olduğu açıktı. 1911’de Osmanlı-İtalyan Savaşı (Trablusgarp harbi) patlak verince, İtalyanların kışkırtması ile Arnavutların bağımsızlık istekleri, isyana dönüşüverdi.
Arnavut milliyetçileri, İstanbul, Selanik, Manastır gibi büyük şehirlerin yanı sıra, Arnavutluk’un bütün şehirlerine Arnavut Kulüpleri açtılar ve buralarda açıkça bölücü faaliyet yaptılar. Osmanlı yönetimi 1908’de Meşrutiyetin ilanından sonra Arnavutluk’un ıslahı için teşebbüslerde bulundu. 1910’da Şevket Turgut Paşa, ıslahatla görevlendirildi, isyancı Arnavutların silahları toplandı. Ancak alınan tüm bu tedbirlere rağmen Arnavut lider Avlonyalı İsmail Kemal’in teşkil ettiği Başkım Komitesinin, ayrılıkçı tedhiş faaliyetleri durdurulamadı. İngilizlerin Başkımla irtibatı vardı. Nitekim İngiliz casus Aubrey Herbert’ın hatıralarında bu ilişkilerin izlerini görmek mümkün. Başkım teşkilatı, Osmanlı’ya karşı, Bulgar, Sırp ve Rumlarla işbirliği yapmaktan çekinmedi. Arnavutların isyanı Ağustos 1912’de, Arnavut asıllı Başvekil Kamil Paşa’nın Arnavut Başkım Komitesinin tekliflerini kabul ile Arnavutluk’a idari imtiyaz verilmesiyle sonuçlandı ve bu idari imtiyazdan sonra Arnavutluk tamamen Osmanlı İmparatorluğunun denetiminden çıktı. Bunun üzerine Mehmet Akif Ersoy yazdığı bir şiirinde “Bunu benden duyunuz, ben ki evet Arnavudum…/ Başka bir şey diyemem… İşte perişan yurdum!..” dizeleriyle Arnavut milliyetçilerinin yol açtığı felaketten doğan üzüntülerini dile getirmiştir. (Bkz. http://www.haber10.com/yazar/omur_celikdonmez/milliyetci_arnavutlararaplar_ummetci_turkler-40530 )
Başkım cemiyetinin izlerine 2015 Temmuz’da Arnavutluk’da İşkodra’da kaldığımız Colosseo otelin karşısında bulunan Hz Ebubekir Camisinin kütüphanesinde rastladım. Namaz öncesi göz attığım Hz Ebubekir Camisinin mütevazı kitaplığındaki eserlerin çoğu Arnavutça olarak Kosova Prizren’de basılmış. Bazı Türk yazarların kitapları var ama Arnavutça. Fethullah Gülen, Osman Nuri Topbaş ve Bekir Topaloğlu’nun isimlerini görüyorum. Arnavutça bilmediğim için kitaplarının isimleri hakkında bilgi veremiyorum. Ancak Başkim isimli bir kitap görüyorum ve irkiliyorum. Çünkü Başkim Osmanlıya isyan eden Arnavut milliyetçilerin kurduğu İtalya destekli bir örgüt. Demek ki geçmişi arayan sadece bizler değiliz! (Bkz. http://www.dombira.eu/welcome/read/752/arnavutluk’ta+treli%C3%A7e+tadi+ve++i%C5%9Fid’%C3%A7ilerle+namaz+ ) Ne Osmanlı Devleti var ne de Başkım Cemiyeti? Aradan yüzyıldan fazla geçmiş. Türkiye Cumhuriyeti’nin İmparatorluk bakiyesi yeni devletçiklerle ilişkisini en iyi Necip Fazıl Kısakürek’in “Geçmişimi kurcalayanlara! Ben geçmişimi buruşturup çöpe attım. Çöpü karıştıranlar ise kediler ve köpeklerdir.” sözleri açıklayabilir. Türkiye self determinizmden yanadır ve ulusların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesini benimsemiştir. Bu nedenle 17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığına kavuşan Kosova Cumhuriyeti’ni, 18 Şubat 2008 tarihinde tanımış, 1999’da faaliyete geçmiş olan Priştine’deki Eşgüdüm Bürosu, bağımsızlık ilanından sonra Büyükelçilik düzeyine yükseltilmiştir.

Kosova Türk Toplumu’nun yoğun olarak yaşadığı Prizren’de muvazzaf Başkonsolosluk da 1 Eylül 2015 tarihi itibariyle faaliyete geçmiş ve Türkiye Kosova’da Başkonsolosluk açan ilk ülke olmuştur. 1-15 Nisan 2011 tarihlerinde düzenlenen nüfus sayımlarının resmi sonuçlarına göre, Kosova’da nüfusun yüzde 1,08’ini oluşturan Türklerin toplam sayısı 18.738’dir. Türkçe bilen Kosovalıların sayısının ise 300.000 olduğu tahmin ediliyor. Türkçe, Kosova Anayasası’na uygun olarak, Kosova’daki Türk toplumunun yoğun olarak yaşadığı belediyelerde resmi olarak kullanılabiliyor. (Bkz. http://www.mfa.gov.tr/turkiye-kosova-siyasi-iliskileri-.tr.mfa ) Kosova, Türk tarihi, kültürü ve ekonomisi açısından önemli olduğu gibi Türk jeopolitiği açısından da önemli. Turgut Özal döneminde sloganlaştırılan “Adriyatik’ten Çin seddine” ifadesi bu kavramlaştırmanın eksenini oluşturur. Balkanlar, coğrafi, siyasi ve ekonomik açıdan olduğu kadar, tarihi, kültürel ve insani bağlar bakımından da Türkiye için öncelik taşıyor. Coğrafi olarak Türkiye’nin Avrupa kıtasına uzantısını teşkil eden Balkanlar, Türk ulusunu şekillendiren tarihi süreçteki özel konumuyla Türkiye’nin ilgisini çekmeye devam ediyor.

O nedenle balkanlarda yaşanılan süreç, Türkiye’yi bu ülkelerle ilişkilerde daha dikkatli olmaya yönelttiği gibi, Balkanlarda alevlenecek bir etnik ve dini çatışmanın dolaysız etkileyeceği ülkeler arasındadır. Kosova’nın dış ilişkilerini belirleyen temel görüşün, bağımsızlığını tanıyan ülke sayısının arttırılması, BM üyeliğinin sağlanması ve uluslararası toplum ile Avrupa Birliği ve Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşme hedefi üzerine kurulu olduğu söylenebilir. Kosova bu dış politikasında başarılıdır çünkü Uluslararası Adalet Divanı, 22 Temmuz 2010 tarihinde Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası hukuk ihlali oluşturmadığına hükmetmiştir. Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ülke sayısı Şubat 2016 itibariyle 111’dir.

Kosova’nın bağımsızlığını kazanmasındaki sembol isimlerden biriside Kosovalıların Che Guvera’sı Adem Jashari. Adem Jashari (”Adem Jašari, Адем Јашари”; d. 28 Kasım 1955 – 7 Mart 1998) Zahir Pajaziti ile birlikte Kosova Kurtuluş Ordusu’nun (KKO) kurucularından biri olarak kabul edilir. Jashari, KKO’nun (UÇK) Drenica’daki operasyonlarından birinde komutan olarak yer almıştır. Ancak UÇK yani Kosova Kurtuluş Ordusunun kuruluşuyla ilgili bilgiler, Adem Jashari ve ailesinin Sırp ordusu tarafından öldürülmesiyle sınırlı değil. Kosova’nın Yugoslavya’dan ayrılmasını sadece Kosova Arnavutlarının bağımsızlık çabalarıyla açıklanması ne derece doğru olabilir? Kosova Arnavutlarının potansiyel milliyetçilik duygularını kullanmak isteyen ABD’nin, bu hareket üzerine yoğunlaşması, SSCB’nin dağılma sürecine denk geliyor. İşin ilginç yanı UÇK’nın kuruluşunda CIA tarafından El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in görevlendirilmiş olduğu iddiası. Bu iddiaları destekleyen enönemli bilgi, günümüzde Kosova’dan IŞİD’e katılan Kosovalı Arnavut sayısı.

Washington Times Gazetesi, 03.05.1999 tarihli sayısında Jerry Seper imzasıyla yayınladığı bir makalede Usame bin Ladin’in Kosova Kurtuluş Ordusu UÇK’nın (Ushtria Clirimtare Kosoves) finansörleri arasında yer aldığını bildirmişti. Çok farklı bir yapısı olan ve birden çok çevre ile bağlantıları olan UÇK’nın finansmanında Usame bin Ladin’in Afganistan kaynaklı eroini İran, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden Arnavutluk’la sonlanan Balkan Rotası’nı takip ederek Balkanlar’a ve Batı Avrupa’ya dağıttığı bildiriliyor. Yazar bu iddiasına kaynak olarak “bazı servislerin belgelerini” gösteriyor. Makaleye göre 1998 yılında UCK, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bin Ladin’e yakın ve uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantılı örgütler listesinde yer alıyordu. ABD’nin uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadeleden sorumlu kuruluşu DEA, bin Ladin’in ulaşımını bu rota üzerinde sağladığı uyuşturucunun çeşitli vasıtalarla Avusturya, Almanya, İtalya, Hollanda, Portekiz, İspanya, İsviçre ve İngiltere’ye dağıtıldığını bildiriyor. Bu arada bin Ladin’in kullandığı güzergâhlar arasında Balkan Rotası’nın yanı sıra Romanya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’ni içeren bir diğer yol da bulunuyor.

DEA’nın tahminlerine göre Türkiye üzerinden ayda dört ila altı ton eroin bin Ladin bağlantılı gruplar tarafından batıya taşınıyor. Kosova’da uyuşturucu trafiğinin yıllık bilançosu aynı kaynaklar tarafından yaklaşık 1.5 milyar – 2 milyar dolar düzeyinde tahmin edilirken, söz konucu yasadışı ticaretten kaynaklanan gelirin 200 dolayında özel banka ve döviz bürosu aracılığıyla aklandığı kaydediliyor. Aynı gazete bu yazıdan iki gün sonra yer alan bir diğer makalede de, Kosova Kurtuluş Ordusu militanlarının Usame bin Ladin’in terör eğitim merkezlerinde yetiştirildiği ileri sürüldü. Yazıda 1998 yılında Afrika’daki ABD hedeflerine yönetilen ve 224 kişinin hayatını yitirdiği saldırıların sorumlusu olan bin Ladin’in UÇK militanlarını Afganistan, Bosna-Hersek ve diğer bazı ülkelerde eğittiği bilgisi yer aldı. Yaklaşık 30.000 üyesi olduğu tahmin edilen UÇK’nın başındaki Hırvatistan’ın eski Tuğgenerali Agim Ceku Balkanlar’da önemli bir güç odağı olarak yükselirken, gazete UÇK’nın bin Ladin ile beraber Arnavutluk’ta Tropoje’de islâmi teröristlerin yetiştirildiği bir kampı paylaştığını, “bazı istihbarat raporlarına” dayanarak açıklıyor.

Gazete, aynı kaynaklardan edindiği bilgilerden hareketle bin Ladin’in El Kaide Örgütü’nün UÇK’nın eğitimine ve finansmanına katkı sağladığının kesin olduğunu ifade ediyor. Söz konusu yazıda UÇK’nın bin Ladin bağlantısı ile İslâmi Cihad militanlarının Bosna, Çeçenistan ve Afganistan’dan Kosova’ya yaklaşık 50 kişilik gruplar halinde geçişleri aynı kapsamda değerlendiriliyor. Jane’s Defence Review Dergisi de aynı dönemde bir düzineden fazla Suudi asıllı gönüllünün Kosova’ya üstlerinde Makedonyalı Arnavut olduklarını gösteren pasaportlarla girdiklerini belirtmişti. Bin Ladin’in Arnavutluk’a gittiği yönündeki iddiaları İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung Gazetesi’nin 12.04.2000’de Priştine mahreci ile verdiği haber destekliyor. Habere göre bin Ladin, Kosova ve Metohya’da görüldü. Beraberinde Aralık 1998’de üç İngiliz turisti öldüren Abu Hasan olduğu da kaydedilen habere göre, bin Ladin Kosova’ya Arnavutluk’tan geçti ve burada Korce ile Pogradec’de yaklaşık 500 kişilik bir birlik kurarak, Presevo, Medvedja ve Bujanovac’ta bir şiddet dalgası başlatmayı plânlıyordu.(Bkz. http://www.angelfire.com/dc/arastirma/tw002-01.htm )

Demem o ki ABD’nin Kosova ajandası çok farklı. Nitekim Amerika Dışişleri Bakanı “terörizmle mücadele” söylemleri yaparken, Pentagon’un paralı özel asker grubu (MPRI) askerî danışmanının UÇK ile kol kola olduğu, UÇK gerillalarının 17 eski Amerikan subayı tarafından eğitildiği, ellerindeki silahların %70’inin Amerikan yapımı olduğu, saldırılarda Pentagon’un Mart ayında Kosova ve Makedonya sınırını gözetlemek için gönderdiği casus uçağı Apaçi helikopterlerinin kullanıldığı, 2001 yılı Temmuz ayında gazetelere manşet olmuştu. (Bkz. http://www.kizilbayrak.org/2001/sykb23/sayfa_17.html )

Tüm bunları gündeme taşımamın nedeni, Amerika Savunma Bakanı Jemse Mattis’in KGG’nün orduya dönüşmesi konusunda açıklamaları. Açıklamanın ardından Kosova Güvenlik Gücü-KGG eski Komutanı Kadri Kastrati’nin Kosova Güvenlik Gücünün askeri güç olması için tüm kapasitelere sahip olduğunu, Kosova kurumlarının Sırp Listesinin desteği olmadan da Kosova ordusunu kurabileceğini ifade etmesi dikkat çekici. Peki tüm bunlar neden yapılıyor? Çünkü, Foreign Policy dergisinde yayınlanan bir makalede Trump’ın Rusya ile arasını bozmak istememesi ve Rusya’nın Sırbistan’ı koruma altına alması sebebiyle önümüzdeki aylarda Kosova’da kargaşa yaşanacağı iddia edildi. “Wall Street Journal” ve “Washington Post” gibi dünyaca ünlü gazetelerine de yazan Harvard öğretim üyesi Thomas E. Ricks, Foreign Policy dergisinde yayınladığı makalede Kosova’da Mart ayında kargaşa yaşanacağını iddia etti. 2000-2008 yıllarında “Washinton Post” için ABD Ordusu’nu izleyen Ricks, ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya ile karşı karşıya gelmekten kaçınmasının Kosova gibi birkaç ülkeyi etkileyeceğini öne sürdü. (Bkz. http://www.dunyabulteni.net/haber/392081/abdden-kosova-kehaneti-martta-ortalik-karisacak )
Şimdi anladınız mı ABD’nin Kosova ordusu isteme nedenini? Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Sırplar çok kan döktü. 15 Ocak 1999 tarihinde Sırplar Reçak köyüne girerek, aralarında çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 45 silahsız sivili hunharca katletmişti. Bu ve benzeri katliamlar sadece Arnavutlara değil federasyondan ayrılmak isteyen tüm etnik toplumlara yöneltilmişti. Sırpların Boşnaklara yönelik etnik soykırım halen hafızalarda güncelliğini koruyor. Böylesi olayların yaşanmaması için Kosova Cumhuriyetinin de ordusunu kurması en doğal hakkı. Ama kurulacak ordunun Balkanlarda Amerika’nın kara gücü görevini üstlenmesi hem etik olmaz hem de tüm Balkan ulusları için hayal kırıcı olur.

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
[email protected]

Yorumlar