Husi terörü ve İran’ın vekâlet savaşları

S-400: Türkiye için stratejik bir tercih mi? Yoksa yeni bir güvenlik bağlılığı mı? ABD’nin asıl endişesi ne?

Yunanistan Dışişleri Bakanı: Türkiye’nin AB üyeliğinden her kes kazançlı çıkar

Нужны ли России новые авианосцы

ABD, Misak-ı Milli Sınırlarına Göz mü Kırpıyor?

Türkiye 24 Ocak 2016
946

ABD, Misak-ı Milli Sınırlarına Göz mü Kırpıyor?

ABD Başkanı Yardımcısı Joe Biden arkasında bir çok soru işareti bırakarak gitti. Bu soru işaretlerinin başında da PYD geliyor. Her ne kadar bu konuda Türkiye’ye güvence verse de, son 200 yıllık tarihimiz ve eksik Misak-ı Milli sınırlarımız, bu tür güvencelerin pratikte ne anlama geldiğini çok iyi ortaya koyuyor.

Nitekim son dönem Türk-Amerikan ilişkilerine bakıldığında krizin temelinde daha çok Suriye ve Irak ağırlıklı gelişmelerin yer aldığı görülüyor. Özellikle de, Sykes Picot’un 100. yılında “Ortadoğu Kürtlüğü”nün geleceği noktasında yaşanan görüş ayrılıkları daha bir ağırlık kazanıyor. PKK terör örgütü ile başlayan krizin zaman içerisinde Kuzey Irak/Barzani ve Kuzey Irak/PYD noktasına doğru sürüklenmesi bunun en temel göstergesi.

Türkiye’nin bölge Kürtlüğü noktasında ortaya koyduğu kararlı tutum, Washington’u yeni bir değerlendirmeye itmiş görünüyor. Özellikle de PKK terör örgütüne karşı yürütülen ve bölgede alan hâkimiyetini her ne pahasına olursa olsun sağlama yönündeki kararlılık mücadelesi ve Başika ile özdeşleşen Kuzey Irak ve PYD ile özdeşleşen Kuzey Suriye politikaları bunun göstergesi.

Ankara; PKK, Başika ve PYD noktasında uygulamaya koyduğu yeni politika ile Washington’a ve diğerlerine şu mesajı veriyor: “Ne Türkiye’yi böldürürüz ne de Misakı-ı Milli sınırlarımız içerisinde yer alan bölgede yeni bir devletin kurulmasına izin veririz.”

Bunu diğer devletler nasıl görüyor ya da değerlendiriyor, bunu zaman içerisinde göreceğiz. Fakat ABD’nin burada bir karar aşamasında olduğu ortada.

Washington’un önünde iki seçenek var: ABD hegemonyasının ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıya kaldığı bir dönemde ya Türkiye ile yola devam edecek ya da bölgede yeni bir müttefik inşası gerçekleştirecek ve Türkiye’yi bırakın kaybetmeyi, karşısına alma riski ile karşı karşıya kalacak.

 

ABD’nin Önündeki Zor Tercih…

Biden’ın ziyareti işte bu açıdan önemli. Ortadoğu’da ve dünyada yeni kırılmaların olduğu bir dönemde Türkiye’yi ve bölgede işbirliği halinde olduğu diğer yapıları kaybetmek istemeyen ABD açısından bir denge arayışı söz konusu. Ve öyle görünüyor ki, ABD kararını vermiş durumda.

Bölgede bir Kürt devletinin kurulması hadisesi yeni bir mesele değil. En az 100 yıllık bir geçmişi var. Meselenin yeniden alevlendirilmesi 80’li yıllara ve ağırlıklı olarak da Soğuk Savaş’ın sona erdiği döneme denk geliyor. Özellikle de Irak’ın ilk işgal girişimi ile özdeşleşen ve kuzeyinde yeni bir devlet inşasının tohumlarının atıldığı dönem ile hız kazanan bu deneme süreci, ABD açısından da önemli sonuçlar içeriyor.

ABD en azından şunun farkında: Birinci Körfez Savaşı ile başlayan, yaklaşık olarak 25 yıldır devam eden ve bu gidişle de, “Genişletilmiş Kürdistan” ya da “Büyük Kürdistan” hayalleri ile en az bir 25 yıl daha devam etmesi beklenen bir “ucu açık süreç” ile karşı karşıya. Bu sürecin sonun da kuş mı çıkacak, civ civ mi çıkacak kuş mu, belli değil. Özellikle de, Rusya ve İran’ın bölgede Kürtler üzerine geliştirdiği yeni oyun sonrası. Dolayısıyla, ABD açısından dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olma durumu söz konusu.

Oysa ABD’nin bölgede şu an için güvenilir bir ortağa ihtiyaç var. ABD, bundan ötürü her şeye rağmen Türkiye ile olan işbirliğini geliştirmek istiyor. Nitekim Biden’ın ziyaretine de bu husus damgasını vurdu. Her ne kadar Biden arada “özgürlükler, akademisyenler” dese de, asıl derdinin yeni Amerikan stratejik hedeflerine doğru Türkiye ile stratejik ortaklığı daha da pekiştirmek, hatta bunu sahaya aktif bir şekilde taşımak olduğu görüldü.

 

Ankara-Washington Hattında “Güven Krizi” Aşıldı mı?

Ankara’ya verilen Türkiye’nin güneyinde yeni bir devlete izin vermeyecekleri taahhüdü bunun bir göstergesi. Biden bu taahhüt ile aslında bölgeye yönelik farklı hesaplar içerisinde olan bazı devletlere mesaj vermeye çalışıyor.

Bir diğer önemli husus ise, PKK’nın terör örgütü olarak teyit edilmiş olması. PKK’yı Türkiye için DAEŞ kadar tehlikeli bir örgüt olarak nitelendiren Biden’ın, “PKK hiçbir şekilde barışa gönüllü değildir” açıklaması, en azından Güneydoğu’da yürütülen terörle mücadeleye verilen desteğin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Diğer taraftan, bu desteğin, PKK’nın Washington’daki uzantılarını ne kadar kapsadığı ise zaman içerisinde görülecek.

Biden’ın Türkiye ziyareti hakkında daha çok şeyler yazılabilir. Fakat burada ön plana çıkan asıl husus, Ankara-Washington Hattı’nda “Yeni Gelecek”, “Güçlendirilmiş Reel Stratejik Ortaklık Arayışları” noktasında tarafların güven inşası noktasında ortaya koydukları duruş. Öyle görünüyor ki, Türkiye-ABD arasında yeni bir süreç söz konusu.

Bu arada görüşmelerin İstanbul’da gerçekleştirilmiş olması sizlerin de dikkatini çekmiş olmalı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Biden’ı Yıldız Sarayı Mabeyin Köşkü’nde kabul etti. Her ne kadar bazıları bu görüşmeyi Ankara/Külliye bağlamında farklı noktalara çekmeye çalışsa da, aslında onlar halen “Yeni İstanbul Yürüyüşü”nün farkında değiller.

İşin daha ilginç yanı ise, ABD’nin bu görüşmeyi İstanbul’da kabul etmiş olması. Bu husus, Türk-Amerikan ilişkilerindeki çok önemli bir krizin daha aşıldığını gösteriyor. Bunu bir ara “Yeni İstanbul Yürüyüşü” başlıklı bir yazımda ele almaya çalışacağım…

Prof.Dr.Mehmet Seyfettin EROL

 

Yorumlar