Siber Güvenilir Bir Türkiye Olmak Çok Mu Zor!

Rusya İsrail’i vurmaya hazırlanıyor!

Ahvaz saldırısı ve 88. kuruluş yıldönümünde Suudi Arabistan!

Rus uzman: Aliyev ve Nazarbayev SSCB’nin başına geçseydi ülke dağılmazdı

6-7 EYLÜL OLAYLARI VE HATIRLATTIKLARI

Gündem 8 Eylül 2017
321

6-7 Eylül 1955’te Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba konulduğu haberiyle İzmir’de ve bilhassa İstanbul’da Rumlara karşı yapılan saldırılar elbette hiç kimse tarafından asla tasvip edilemez. Bu tür tahriklere kanmamak gereklidir. Türk milleti tahriklere kapılmanın acısını çok çekmiştir. Suçsuz ve masum insanlara saldırmak, mallarını, mülklerini yağmalamak büyük bir suçtur, yapanlar ve ihmali olanlar cezalandırılmalıdır. Ayrıca İstanbul’daki Rumlar, sadece, Lozan ile bize hakları, emanet edilmiş insanlar değildir. Bunlar, Osmanlı döneminden bu yana yüzlerce yıldır beraber kardeşçe yaşadığımız, emniyetimiz altında olan insanlardır.Bu açıdan da, bunların hak ve hukuklarını korumak gereklidir. Ama her nedense ülkemizin sağ ve sol enternasyonalcileri, sözde hümanistleri, sözde insancıl sosyalist ümmetçi İslamcıları ve hatta bizim sözde evrenselci sosyalistlerimizin çok yakın dostu olan Yunanistan’ın Yunan ırkçısı solcuları hep bir ağızdan 6-7 Eylül olaylarını lanetliyorlar, filmini ve edebiyatını yapıyorlar, konserler düzenliyorlar. Bu olayların suçunu da, her zamanki gibi, ittihatçı zihniyete bağlamakta gecikmiyorlar. Bir tahrik sonucu gerçekleşen bu olayların, esas olarak, kimin işine yaradığı meselesi ise hâlâ gizemini koruyor.
Biz 6-7 Eylül’deki bu talihsiz olayları hatırlarken, bundan çok daha talihsiz olan, süreklilik arz eden, artık klasik bir Yunan politikası haline gelmiş bulunan ve maalesef, BM başta olmak üzere, uluslar arası birtakım örgütlerin asla gündemine girmeyen ihlalleri, yasaklamaları, kısıtlamaları, olayları aklımıza getiriyoruz. Bunu hatırlarken de; “bak siz de bize bunu yapıyorsunuz” niyetiyle bir karşılaştırma yapmak amacını da gütmüyoruz. Sadece ülkemizdeki ve dünyadaki bazı çarpıklıklara işaret etmek ve kanayan bir yarayı yeniden vurgulamak için hatırlıyoruz. Hatırlamak kelimesini kullanmak bile yanlış aslında, çünkü 1923’den bu yana halen devam eden bir yaradan bahsediyoruz: Lozan Antlaşması ile; dilinde, dininde, kültüründe, her türlü sosyal faaliyetlerinde muhtar olarak belirlenen, yüz elli bin nüfusa sahip Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın, gaspedilen, ortadan kaldırılan, çiğnenen hakları, seçilmiş müftülerinin tanınmayıp Yunan makamları tarafından müftü tayin edilmesi, sürekli asimile edilmeye çalışılmaları, Yunanistan’da her geçen gün tamamen yıkılan, izleri silinen Türk eserleri ve nihayet 29 Ocak 1990’daki Gümülcine, İskeçe Olayları.
Gümülcine ve İskeçe olayları nedir? Hatırlayalım: Batı Trakya’daki Türkler, Türk azınlığı olarak kabul edilmesi gerektiği halde, kurmuş oldukları, isminde “Türk” ibaresi geçen derneklerinin (Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği, İskeçe Türk Birliği ve Gümülcine Türk Gençler Birliği), komik bir şekilde, “Yunanistan’da Türk yoktur” ve “azınlık yaratma amacıyla kullanıldığı” gibi gerekçelerle, Yargıtay tarafından 4 Kasım 1987’de kapatılmasına büyük tepki göstermişlerdi. Bunun üzerine Türk azınlık, Gümülcine’de 29 Ocak 1988’de toplu direniş olarak adlandırılan büyük bir yürüyüş gerçekleştirmiş ve yürüyüş, polis şiddetiyle sona erdirilmişti. Bu tepkilerin ikinci yıl dönümü olan 29 Ocak 1990’da ise, 1988’deki acı veren olayları Eski Cami’de bir mevlitle anmak isteyen Türkler, aynen İstanbul’dakine benzer bir tahrikle (sözde bir Yunanlının bir Müslüman Türk tarafından öldürüldüğü haberiyle), Gümülcine ve İskeçe’de Yunanlılar tarafından toplu saldırılara uğradılar. Yunan polisinin göz yumduğu ve adeta destek verdiği, 1000’den fazla Yunanlının taşlı, sopalı ve bıçaklı gerçekleştirdiği saldırılarda, Türklere ait 400’ün üzerinde dükkan ve işyeri tahrip edilmiş, yağmalanmış ve aralarında seçilmiş merhum İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ile dönemin bağımsız milletvekili Ahmet Faikoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda Türk, resmen darbedilerek, yaralanmıştı. Bu vahim olaylardan sonra Türkler, haklarını hep demokratik bir şekilde aradılar ve aramaya devam ediyorlar.
Biz buradan öncelikle Türkiye’deki evrenselcilere, sosyalist ümmetçilere ve vurdumduymaz sözde vatanseverlere, yetkililere, ikincil olarak da demokrasi havarilerine, insan hak ve özgürlüklerini savunan uluslar arası kuruluşlara sesleniyoruz: Batı Trakya Türk azınlığının Lozan ile güvence altına alınan azınlık statüsü ve Türk kimliği 1923’den bu yana inkar ediliyor, yok sayılıyor, temel hak ve özgürlükleri hâlâ tanınmıyor. 29 Ocak 1988/1990 Gümülcine ve İskeçe’deki Yunan saldırıları hiçbir zaman gündeme getirilmiyor. O halde, madem bu kadar özgürlükten, hak ve hukuktan yanasınız, her türlü azınlık hakları çiğnenen bu insanlar hakkında da bir tek cümle olsun söyleyin, 29 Ocak 1988/1990 olaylarının da filmini, edebiyatını yapın ki, her iki taraf da tahriklere kanmasın.
İbrahim Maraş

Yorumlar