TRAMP-MERKEL GÖRÜŞÜ YENƏ SOYUQ KEÇDİ

Qarabağda müharibə riski

RUSYA’DA ANAYASA MAHKEMESİ PUTİN’E ÖMÜR BOYU BAŞKANLIK YOLUNU AÇTI

İran’ın eski Cumhurbaşkanı Rafsancani öldü

220 sene Ermenilere Destek Vermiş “Barışsever” Rus Ordusu

Gündem 10 Kasım 2020
141

Ali ASKER

Ben derim ki çalış Rus ordusu bir yere girmesin. Çıkması pek kolay olmuyor. İki asrı aşkın bir tarihimiz defalarca ispatlamış bu tespiti.
Azerbaycan tarihinin karanlık sayfalarını aydınlatan eserlerden biri de Azerbaycan’ın edebiyat ve sanat tarihinin tanınmış simalarından olan Mir Möhsün Nevvab’a (1833-1919) aittir. Nevvab, Azerbaycan’ın sanat ve medeniyet tarihinin önemli sahalarından biri olan Karabağ’da doğmuş, yaşamış ve yaratmıştır. Mir Möhsün Nevvab, İslam intibahı âlimlerinin ansiklopedik ve çok boyutlu yaratıcılık yolunu devam ettirebilmiş bir âlimdi. Siyasî ve içtimaî hadiseler bakımından çalkantılı bir dönemde yaşamış olan Mir Möhsün Nevvab, çevresinde baş gösteren, Ermeniler tarafından çıkarılan, Rus yönetiminin taraflı ve yer yer de kışkırtıcı rol oynadığı olaylar karşısında kayıtsız kalmayarak, Ermenilerin Müslümanlara karşı yaptığı mezalimi “1905-1906 Yıllarında Ermeni-Müslüman Davası” adlı eserinde tasvir etmiştir.
Fakat eserin ana konusuyla doğrudan bağlantılı olmayan bir olayın tasviri beni ziyadesiyle etkilemiştir. Rusların Karabağ’ı ilhakı. 1900’lü yılların başında yazılmış, dönemin dil ve üslubuyla belki basit görünebilecek bu tasvir, sadece Karabağ hanının faciası değil, bir halk olarak bizim faciamızdır. Bu facianın acılarını hala yaşıyoruz…
***
Rus Serdarı on bin kişilik bir orduyla Muhammed Hasan Ağa ile birlikte Karabağ’a geldi. İbrahim Halil Han, Emirlilerden ve Cebrayıllılardan bir miktar atlı götürerek Rus Serdarı’nı karşıladı. Görüşmeden sonra, Araz çayı tarafındaki İran ordusuna doğru harekete geçtiler. Aslandüz denilen yerde İran ordusu ile karşı karşıya geldiler, bir süre savaştıktan sonra az sayıdaki İran ordusu geri çekildi ve İran’a döndü. Savaştan sonra İbrahim Halil Han, kendi atlıları ve Rus ordusu ile birlikte geri dönüp Kale tarafına yöneldi. Gence-Karabağ yol ayrımına varırken Rus Serdarı öne çıkıp Han’la el sıkıştıktan sonra, cenabınızın Kale’sini çok methediyorlar, fakat ne yazık ki ben sizin Kale’nizi göremedim, dedi. Zavallı Han, saf yürekliliğinden Rus Serdarı’nın bu hilesini anlamayıp buyurdu ki Gence’ye birkaç gün geç gitseniz sakıncası olmaz. Buyurun gidelim bir-iki gün bize misafir olun. Kale’yi seyredin. Serdar biraz düşündükten sonra, bir gün bir gece huzurunuzda misafir olmak mümkündür, dedi. Bu sohbetten sonra, orduyla birlikte Kale tarafına yöneldiler. Han Bağı denen yere varırken Serdar orduya, bu kadar adamın şehre girmesine gerek yok, birkaç yüz kişi benimle Kale’ye gelsin, ordunun geri kalanı biz geri dönünceye kadar burada beklesin, diyerek emir verdi. Rus Serdarı birkaç yüz kişiyle birlikte Kale’ye Han’ın huzuruna geldi. Serdar, Kale’ye girer girmez dönüp Rusça emrederek askerlerini sıraya dizdi. Han, askerleri neden sıraya dizdiğini sordu. Serdar buyurdu ki askerleri sizin şerefinize sıraya dizdim. Bundan sonra Serdar askerlere Rusça her ne dediyse, onlar hızlıca koşup burç ve duvarların üstüne çıkarak borazan çalmaya başladılar. Aynı saatte, Han Bağı tarafında Kehrab denen yerden de borazan çalındı. Han hayrete düştü. Çok geçmeden arkada kalan askerler de gelip Kale’ye girdiler. Serdar, Han’ın karşısına geçip, biz artık bu Kale’yi ele geçirdik, dedi. Eğer sen, bu kale ve bütün devletinle Rus Çarı’na tabi olursan, hâkimiyet senin elinde kalacak. Yok, eğer tabi olmak fikrinde değilsen, sana üç saat mühlet veriyoruz, sarayından ihtiyaç duyduklarını alıp, istediğin yere gidebilirsin.
Han, bu ihanetten çok etkilenip Rus Serdarı’na aşağılayıcı sözler söyledi. Rus Serdarı, artık konuşmaya gerek yok, bu şehri biz aldık ve sana üç saat mühlet verdik, istediğini yapabilirsin, dedi. Zavallı Han, çaresiz kalıp sarayına geldi. Toparlayabildiği kadar gerekli olan eşyaları, çoluk-çocuğunu alıp, bütün atlı-piyade hizmetkâr ve orduları ile Kale’den çıktılar. Kale’nin yakınlarında tepesi düzlük olan kayalık bir yerde çadırlar kurup yerleştiler. Çadırlarda ve alaçıklarda yaşayan Han’ın ve adamlarının güvenliğini sağlamak için hendekler kazıldı. Derhal, Han’ın emriyle kâtipler, İran Şahı Fethali Şah’a bir mektup yazdılar. Mektupta Han, Rus Serdarı’nın hileyle başına açtığı işlerden bahsederek, ben şimdi bütün adamlarımla Kale’den çıkıp kenarda bir dağın üstünde mesken tuttum, sadakatle bu mektubu bana yardım elinizi uzatmanız için huzurunuza gönderiyorum, bundan sonra cenabınıza tabi olurum, diyordu. Han, bu mektubu bir Kur’an-ı Şerif’in arasına koyup mühürleyerek Şah’a gönderdi. Bunun manası, and olsun bu Kur’an-ı Şerif’e ki cenabınıza tabi olacağım, demekti.
Şahenşah mektubu alır almaz, derhal 12 bin kişilik bir ordu toplayıp, topçularıyla birlikte, İbrahim Halil Han’ın oğlu Ebulfeth Ağa’nın komutasında Han’ın yardımına gönderdi.
Diğer taraftan Rus Serdarı’nı bu durumdan haberdar ettiler. Serdar’ın emri ile aynı anda gece vakti birkaç yüz asker toplanıp, haber getiren adamın emrine verildi.
Ordu aşağı burcun altında yer alan lağımdan geçerek Şuşakend’e geldi.
Ordu komutanı Şuşakend’den birkaç Ermeni kılavuz alıp dağların eteklerinden gizlice İbrahim Halil Han’ın mesken kurduğu yere doğru hareket ettiler. Ordu, Han’ın hendeklerine yaklaşırken, İbrahim Halil Han çadırında devlet ayanlarının arasında oturup, sohbet ederek altın nargile içiyordu. Bu meclise benim, yani, bende-yi hakir Nevvab Mir Möhsün’ün ana tarafından dedesi merhum Emiraslan Bey de iştirak ediyordu. Birden Rus ordusunun saldırdığını Han’a haber verdiler. Han kalkıp birkaç defa tekrar ederek dedi:
– Ey kâfir, ey kâfir!
Derhal Emirli atlılardan birisi ateş açarak askerin birini öldürdü. O anda Rus askerleri derhal birlikte onların üzerine ateş açtılar. Mermilerin bir kısmı İbrahim Han’a isabet etti ve onu kürsüden düşürdü. Karısı ve çocukları Han’ın vücudunu kucaklayıp ağlamaya başladılar. Atılan mermilerden birkaçı onlara, ayanlara ve hizmetkârlara değdi. Kalanların ise her biri bir şey alıp, başka taraflara kaçtılar….

***
Evet, Rus ordusu sinsice ve arsızca girdi Karabağ’a. O günden beri yüzümüz hiç gülmedi. Sabrınızı ve sinirinizi bastırın ve okuyun. Gerçek tarih! Umarım tekerrür etmez.

Yorumlar