Amerika, İran’a saldırırsa ‘Ohh olsun!’ mu diyeceğiz?

ROBERT D. KAPLAN’IN BALKAN GHOSTS A JOURNEY THROUGH HISTORY ADLI KİTABI VE ABD’NİN BALKAN POLİTİKASI ÜZERİNDE ETKİSİ HAKKINDA BİR DEĞERLENDİRME

Rus senatör: Erdoğan Suriye’nin kuzeyi konusunda defalarca uyardı

ABD Pakistanı gözden çıkardı mı

20 Yanvar’ olaylarından bugüne Azerbaycan’ın egemenlik mücadelesi

Azerbaycan, Gündem 20 Ocak 2018
224

Bugünlerde, Azerbaycan’daki adıyla “Kanlı Yanvar” veya “Kara Ocak” adıyla tarihe geçen Bakü hadiselerinin 26’ncı yıldönümü anılmakta. 20 Ocak 1990 yılında yaşanan bu acı olaylarda, haklarını savunan 150’ye yakın sivilin Sovyet ordusu tarafından tanklarla çiğnenerek ve üzerlerine ateş açılarak katledilmesi anılıyor. Azerbaycan Türklerinin “Kara Yanvar” olarak adlandırdıkları ve “Şehitleri Anma Günü” olarak her yıl törenlerle andıkları bu gün, Azerbaycan’da yükselen milliyetçi akımların bastırılması ve Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan’a ‘bir ders verme’ saiki altında Sovyet Rus yayılmacılığının son hamleleri olarak görülmüştür. Gorbaçov’un Perestroika (yeniden yapılanma) ve Glasnost (Açıklık) politikalarının hemen ardından Rusya’yla birlikte 15 Cumhuriyetten oluşan Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinin ilk sinyalleri duyulmaya başlanmıştı. Birlik’ten ayrılmalar başlamış ve diğerlerinden de ayrılma talepleri yükselmeye başlamıştı. Rus ordusu tarafından, Birlikten ayrılmak isteyenlere karşı hiçbir yerde kullanılmayan yöntemler ve kullanılan hunharca ve dengesiz güç kullanımı dolayısıyla Moskova’daki devlet yetkilileri tarafından bile kınanan bu kanlı olaylar, hesapların tam aksine, Azerbaycan’ın bağımsızlığını tescilleyen nihai bir adım olmuştu. O günlerde Azerbaycan’da olan biteni anlamanın yolu, ülkenin yaklaşık 150 yıllık kısa tarihçesini hatırlamakla daha da kolay olabilir. Bu olaylar vesilesiyle Azerbaycan’ın yaşadıklarını ve bölgenin geo-stratejisini yeniden hatırlamak faydalı olacaktır.

1864 yılı sonrasında, Dağıstan’daki direnisin Ruslar tarafından kırılmasıyla Kuzey Kafkasya bölgesinin Ruslar tarafından işgal edilmesi ve ciddi tehcir ve insansızlaştırma politikalarından sonra, Rusların güneye doğru ilerlemesinin önünde büyük bir engel kalmamıştı. Hanlıklar dönemi geride kalmış ve merkezi otorite tamamen zayıflamış ve Azerbaycan toprakları Rus işgaline açık bir coğrafya olarak Rus yayılmacılığının iştahını kabartmaya başlamıştı. Dağınık ve zayıf olan bu siyasi yapı işgali engelleyememişti. Safevi ve Kaçarlar gibi Türk hanedanlıkları tarafından yönetilen İran’da ise 1925 tarihinde Kaçar Hanedanlığının yıkılmasından sonra bütün İran’la birlikte Güney Azerbaycan da Fars kökenli Pehlevi ailesi tarafından yönetilmeye başlanmıştı. Böylece Azerbaycan halkı, Kuzey ve Güney Azerbaycan adıyla ikiye bölünerek Rus ve İran idareleri altında kalmıştı.

Rusya’nın Ekim 1917’deki Komünist (Bolşevik) İhtilalini izleyen karışıklık yıllarında, Azerbaycan ahalisi için bir fırsat doğmuştu. Mehmet Emin Resulzade rehberliğinde, 28 Mayıs 1918 tarihinde kurulan Türkler tarafından kurulan ilk cumhuriyet olan ‘Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’ yaklaşık üç yıllık bir ömür sürmüştü. Rus işgali sonrasında Rus işgaline karşı direnen Azerbaycanlı ve Dağıstanlı birlikler tek başlarına bu mücadeleyi yürütme imkanına sahip değildiler. Ermeni komitacılar ve Ruslar bu yeni devletin henüz yenice yapılanmaya başlayan askeri kuvvetlerini yenerek Bakü’yü ele geçirmişler ve şehrin Müslüman ahalisini Mart ayında çıkan Olaylarda katletmeye başlamışlardı.

Osmanlı devleti, Dağıstan ve Çeçenistan’ın işgalinde 200 yıldır suren direnişe sessiz kalmış ve yardım edememişti. Bu hatanın yeniden yaşanmaması adına bu sefer, zor durumda olmasına rağmen, bu defa acilen müdahale etmeye çalışmıştı. Enver Paşa’nın kardeşi olan Nuri Paşa komutasında ‘Kafkas İslam Ordusu’ kurulmuştu ve Ordunun askerleri Osmanlı, Azerbaycan ve Dağıstan birliklerinden oluşuyordu ve Ruslar ile müttefikleri karşısında 1918 yılında Bakü Muharebesinde galip gelerek Bakü’yü geri almışlar ve Azerbaycan’ın bağımsızlığına katkıda bulunmuşlardır. Dönemin şartları ve Mondros mütarekesiyle Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmek zorunda kalması, Bolşevik İhtilalinin güneye doğru ilerlemesi ve işgali engelleyememiştir. Böylece, Azerbaycan, Sovyet Rusya tarafından 1921 yılında fiilen ve resmen işgal edilmişti. Bu çileli ve çaresiz hal, 1990’ların başına kadar farklı görünümlerle devam edegeldi.

Yaklaşık 70 yıl boyunca devam eden Sovyet dönemi, Azerbaycan’ın da diğer Sovyet cumhuriyetleri gibi karşılıklı bağımlılık ile Sovyetlere ve özellikle de Rusya’ya bağımlı olarak kalmasını sağlıyordu, sistemin içindeki hiçbir devletin kendi ayakları üzerinde duramaması üzerine kuruluydu. Sovyetler Birliği’nin ‘yeniden yapılanma’ ve ‘açıklık’ politikaları sonrasında hızlı şekilde dağılması yeni cumhuriyetlerin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Azerbaycan Cumhuriyeti de bunlardan biriydi.

Yeni cumhuriyetin hem Rusya’ya karşı dik durabilmesi hem de toprak bütünlüğünü tehdit eden ve yanıbaşında yükselen Ermeni tehdidine karşı, güvenliğini sağlayabilmesi hiç de kolay değildi. 20 Ocak (Yanvar) 1992 tarihinde Azerbaycan yeniden Rus işgaline maruz kaldı ve Bakü’de kanlı olaylar yaşandı. Yüzlerce Azerbaycan vatandaşının öldürülmesi ile sonuçlanan bu acı olayların şu anda yıldönümünü yaşıyoruz. Bugün Azerbaycan’ın bağımsızlığı, egemenlik haklarının korunması adına, milyonlarca Azerbaycanlının, başkent Bakü’yü doldurarak bağımsızlık taleplerini dile getirmelerinin ve cesaretlerinin ürünüdür

Halen, topraklarının yaklaşık olarak yüzde 20 si işgal altında bulunan Azerbaycan’da 20 yıldır devam edegelen bu işgalin sona erdirilmesi taleplerinin gündemden hiç kalkmadığına şahit oluyoruz. Ermenistan ve Azerbaycan askerlerinin geçtiğimiz yıl içerisinde karşılıklı olarak küçük çaplı çatışmalar ve ölümler olduğunu, ihtilafın sıcaklığını koruduğunu görüyoruz. Sürekli olarak yükseltilen bu tansiyonun düşürülmesi yönünde maalesef gerekli adımlar atılmamış, diplomatik kanallar sürekli tıkanmış, yıllardır süren görüşmelerden gerekli sonuçlar alınamamıştır. Rusya, Karabağ işgalinin engellenmesine gücü yetecekken, tam aksi yönde, Ermenistan’ı politik ve askeri olarak desteklemişti. Ermenistan’ın yanında bugün de açıkça durması ve bugünkü işgali halen destekliyor olması ihtilafın çözülmemesine ve sıcak bir gündem olarak devamına yol açmaktadır.

Ermenistan’ın, Azerbaycan ile Karabağ arasında kalan ‘Laçin Koridoru’ üzerindeki şehirlerini ve ‘Özerk Karabağ Cumhuriyeti’ olarak Azerbaycan’a bağlı olan dağlık Karabağ’daki işgalini açıkça sürdürmesi devam etmektedir.

Geçen 150 yılda Karadeniz çevresi ve Kafkasya’da yaşanan demografik değişiklikler, Türkiye’nin doğu sınırlarının Kafkasya ve Asya’dan kesilmesine yöneliktir. Çarlık döneminde Kuzey Kafkasya’dan başta Çerkesler olmak üzere birçok Kafkas halkının zorla tehciri, Sovyet döneminde ise Stalin’in emriyle Ahıska Türklerinin Gürcistan’dan, Tatarların Kırım’dan, Çeçen İnguslar’ın Kuzey Kafkasya’dan geride tek bir aile kalmayacak şekilde sürülerek çıkarılmaları tesadüfi değildir ve yüzyıllık büyük bir stratejinin ürünüdür. Bunun yerine, nüfus olarak küçülen ama toprak olarak büyümesine devam eden bir Ermenistan konularak Türkiye ile bölgenin yerli halkları arasındaki coğrafi mesafe ve ayrılık genişletilmiştir.

Kuzey ve Güney Azerbaycan’da toplam nüfusları en az 30 milyon civarında olan Azerbaycan Türklerinin, 3 milyon nüfuslu bir ülke tarafından topraklarının işgal altında tutulması, Türkiye ile sınırı oluşturan bölgenin tamamen işgal altında tutulması, Azerbaycan’ın egemenlik haklarının açıkça çiğnenmesi ve bütün dünyaca buna göz yumulması ile ince bir strateji yürütüldüğü aşikardır. Mesele, sadece Azerbaycan’ın bölgede tecrit edilerek Rusya ve İran’a mecbur edilmesi değil, Türkiye’nin güneyinden doğusuna kadar açılabileceği bütün kapıların kilitlenmeye çalışılmasıdır.

Yücel Uğurlu

Yorumlar