Rus askeri istihbaratının (GRU) yeni kuşak silahları Systema ve Nooscope!

Черкесское политическое движение продолжает усиливаться. Это сравнительно недавний феномен, последних пары десятилетий.

Նիկոլ Փաշինյանի պատմական այցը. բարձր նոտա Թբիլիսիում

DR. BABEK CAVANŞİR: “TÜRKİYE’DEN SONRA EN FAZLA TÜRK NÜFUSUNA SAHİP OLAN ÜLKE İRAN’DIR.”

Türkiye’de Milli Şuur ile Siber Güvenlik Farkındalığı Endeksi

Gündem 22 Mart 2018
84

Dünyayı anlık takip edebilen bir ülke olmak oldukça büyük bir avantaj. Dünyanın neresinde bir olay olsa hemen ana haber bültenlerinde yayınlanır olmadı sosyal meralarda yayınlanarak haberdar olmamız sağlanır. RTÜK tarafından her ne hikmetse akıl yakan programlara bir son verilmese de, RTÜK internet ortamında da artık söz sahibi. Sosyal medya olarak bilinen ve gerçekte harika bir istihbarat ürünü olan Facebook ile ilgili haberler sanırım hepimizin malumu. İlim malumuna tabidir elbet. Bu yüzden kısaca dahi çocuk olarak bilinen Zuckerberg’in başına gelen ve talihsiz görünen olaya bir bakalım.

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, 50 milyon kullanıcı profiline ait verilerin Cambridge Analytica veri şirketi tarafından usulsüz kullanıldığının ortaya çıkması üzerine olayla ilgili Çarşamba günü yaptığı ilk açıklamada “Hata yaptık” dedi. (1)

Bu hata Trump’ın seçim kampanyasında kullanılan kişisel veriler ile yapılan reklam çalışması olsa gerek. Bu haberlerden hemen sonra dünyanın en zenginleri arasında yer alan Zuckerberg’in beş milyar dolarcık kaybı olduğu da biliniyor. Üstelik Facebook’u silin kampanyası da oldukça başarılı ilerliyor. (2) Bu yaşanan olay sonrası neredeyse herkes facebook güvenli mi diye kendini sorgulamaya başladı. Ben bu tip olayları kullanıcı, geliştirici ve patron olarak 3 aşamada incelemeyi tercih ediyorum. Öncelikle bu konunun gündeme gelmesine vesile olan yayınlanan bir videoydu. Görünen o ki, Zuckerberg’in MI6 ile yeteri kadar veri paylaşmaması ve paylaştığı verilerde manüplasyon yapması, MI6’in Zuckerberg’e unutulmaz bir ders vermesine neden oldu. Kısacası bu işin asıl patronu istihbarat oluyor. Ortalıkta görünenler ise geliştirici, facebook üyeleri de kullanıcı. Üstelik, Türkiye’de 40.000.000’a dayanan facebook kullanıcısının facebook a olan bağımlılığı da ortadayken, nasıl oluyor da Ulusal Güvenlik başlığını herkes rahatlıkla konuşabiliyor.(3) Üstelik, devlet erkanımızın resmi twitter hesaplarından yaptığı açıklamaların, eski dönemlerin sosyetik mecmualarının yerini alan sanal sosyal platformların vazgeçilmezliği de eklenince yeni bir sorunla iç içe ve karşı karşıya gelindiği de bu kadar ortadayken, yerli ve milli yazılım masallarının anlatıldığı yine bu günlerde bu masalların yabancı firmaların distribitörlüğü tarafından yapılması da ayrı bir tezat duruyorken, facebook kullansak ne olur kullanmasak ne olur? Diyebiliriz.

Fatih projesi ile hedeflenen teknolojik nesil oldu bize kullanıcı nesil. Sosyal medya bağımlısı bir nesil var elimizde. Amerika başta olmak üzere daha bir çok teknolojisi üreticisi için 7 den 77 ye hepimiz kobay olduk. Neye kızarız, neden mutlu oluruz, aşırılıklarımız nelerdir ve daha bir çok kişisel özelliğimiz analiz ediliyor. Sonra kendi yetiştirdikleri şaklabanlar ile “CIA’in işi yok da bizi mi dinleyecek” algısı ile “amaaaannn kim izlerse izlesin sanki devlet başkanıyız da” gibi cümlelerin mimarları olduk.

Şimdi ise aileler, çocuklarını ve kendilerini sarıp sarmalayan teknoloji canavarı karşısında ne yapacaklarını söyleyecek ve yönlendirecek güvenilir olan uzmanların aracılığı ile doğru bilginin peşinde. Rahmetli dedem söylerdi; oğlum öyle bir zaman gelecek ki, doğru bilinen yanlış, yanlış bilinen ise doğru kabul edilecek. Şimdi ben internetin 25. yılının kutlandığı şu günlerde size kalkıp 25 yıldır internet teknolojisine bağlı olan protokollere adapte olduğumuz için zaten teknolojinin bedelini kişisel verilerimiz ile ödeyip duruyoruz desem ne değişecek? Piyasada milli yazılım çağrılarını retweet yapmaktan öteye geçemeyen ve sadece para ile onurlu olduklarını sanan iş adamlarının kendilerinin çalıp oynadıkları toplantılar ile pozlar verdiğini dile getirsem ne değişecek? Belki sizler için pek bir şey değişmeyecek ama yeni nesiller için büyüdüğümde asla böyle olmamalı ve konuşmadan üreten insanlardan olmalıyım diyerek teknolojik alanlarda büyüklerinin yapamadığı ve popülist olmayan gerçek çalışmalara imza atacak olan gençler için çok şey ifade ediyor.

Liseli bir öğrencinin “Hayallerimin vücut bulmuş hali gibisin ağabey. Seninle konuşmak, bilgi edindiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum” demesi beni böbürlendirmedi. Sadece, iş adamı kılıklı fikir tüccarlarından bu nesilleri korumak için daha çok çalışmalıyım dedim kendi kendime. Sadece yerine, yeni nesilleri ve ailelerin güvendiği birileri olarak, hakikat ile siber tehditlere karşı yönlendirmeler yapmak en doğrusu. Klavyeli bilgisayar vermek yerine, geliştirici çocuklara klavyeli bilgisayar yaptırıp, kullanıcı çocuklara dağıtmak en doğrusu. Paranız, pulunuz ve kıymetli neyiniz varsa sizin olsun. Biz Türk gençliği olarak onur, hakikat, haysiyet ve şeref gibi kavramları unutmadık ve unutturmayacağız.

Milli Şuur sadece laf ile değil hakikat ile geliştirme çabası ile mümkündür. Bu doğrultuda aydınlatıcı olacağını düşündüğüm yaşanmış bir hikayeyi paylaşmak isterim…

Bir dönem Cumhurbaşkanı Turgut Özal milli değerlerine sıkı sıkıya bağlı olan Japonların Batı’ya meydan okuyan ilerleyişi karşısında , 1980 li yıllarda Japon eğitim sistemine ilgi duyar. Bu sebeple inceleme ve araştırma yapmak üzere bir Japon Pedagog (çocuk psikiyatristi) heyetini Türkiye’ ye davet eder. Alanında uzman olan bu heyet ülkemizin çok değişik yerlerinde araştırmalar yapar, görüşme ve temaslarda bulunur. Sonra da bütün bu faaliyetlerin sonuçlarını takdim etmek üzere, zamanın Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler ile birlikte Başbakan Turgut Özal’ın huzuruna çıkarlar. Eğitim alanında uzmanlaşmış heyetin kararı kısa ve kesindir.

Derler ki: “Sizin gençlerinizde milli şuur yok” Bu karar, Başbakanlıkta bulunan Türk yetkililer üzerinde bomba tesiri meydana getirir ve büyük bir şok yaşatır.
Biraz şaşkınlık biraz da hayret içinde: “Nasıl yani…?” diyerek şu soru sorulur:… “Peki siz Japonlar, gençlerinize milli şuur verme adına ne yaparsınız? Hangi programı, nasıl uygularsınız?” Bunun üzerine Japonlar ilginç, ilginç olduğu kadar da bizim açımızdan acı acı düşündürücü olan şu cevabı verirler:
“Biz, sizden aldığımız “AMİN ALAYI” ( Osmanlılarda çocuğun yaşı 4 yıl, 4 ay, 4 gün olunca Amin Alayı denen bir törenle eğitime başlatılırdı.) ile eğitime giriş yaparız. Ve ilk eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Bu çocukları uçak kadar hızlı giden trenlere bindirir ve çok katlı yollardan geçiririz. En üstün teknolojiyle ve robotlarla çalışan dev fabrikalarımızı gezdiririz. Bu baş döndürücü teknoloji karşısında sarsılan ve şok olan çocuklarımıza deriz ki: “Gördüğünüz bu hızlı trenleri ve üstün teknolojiyi sizin atalarınız yaptı. Eğer siz daha çok çalışırsanız, daha hızlı giden ulaşım araçları yapar, daha üstün teknoloji meydana getirir, daha gelişmiş ve modern fabrikalar kurarsınız.” Daha sonra da bu çocukları Hiroşima ve Nagazaki’ye götürüp gezdiririz. İkinci Dünya Savaşı’nda atom bombasıyla yerle bir edilen bu bölgeleri biz, gelecek nesillere ibret olsun diye aynen koruruz. Buraları çeşitli bilgiler vererek onlara gezdirir ve gösteririz. Atom bombasıyla hiçbir canlının ve bitkinin yaşayamaz hale geldiği bu yerleri çocuklarımız büyük bir dikkat ve hayretle seyrederler. Bu gördükleri manzaralar onların taze hafızalarında hiçbir zaman silinmeyecek derin izler bırakır. Ve yine deriz ki: “Eğer siz çalışmazsanız, vatanınızı korumaz, milletinizi sevmezseniz, birlik ve dirlik içinde olmazsanız; işte böyle düşmanlar sizin ülkenizi bombalar, yakar, yıkar ve yaşanmaz bir hale getirirler. Ama çalışırsanız, güçlü olursanız yücelir, milletiniz yükselir. Dünyadaki bütün insanlar size saygı duyarlar. Artık çalışmak ve çalışmamak konusunda kararınızı siz verin…” Bu ikinci şokla çocuklarımız kendilerine gelerek iyi ve çalışkan bir Japon olmaya doğru ilk adımı atmış olurlar. Böylece de MİLLİ BİR ŞUUR kazanırlar.” Tam bu sırada orada bulunan Türk yetkililerden biri: “İyi de bizim Hiroşima ve Nagazaki’ miz yok ki” der. Bunun üzerine Japonlar der ki: “Sizin binlerce Hiroşima ve Nagazaki gibi değerleriniz var. Bizimkilerden çok daha etkili ve tesirli tarihi bölgeliriniz var. Birinci Dünya Savaşı içinde meydana gelen ve bir metrekareye altı bin merminin düştüğü Çanakkale Zaferi’nin kazanıldığı bu bölge; çocuklarınız ve gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile…” (4)

Belli ki artık sınırlarımız içerisinde topla, tüfekle bir savaş hedefi yok ve sadece insanları ayrıştırarak, ülke içi dijital kaoslar hedeflenerek devlet yıpratılmak istenmektedir. T.C. kimlik numaraları çalınan yeni nesiller için bir facebook gerçeği yeter ve artar bile. Türkiye’de Milli Şuur ile Siber Güvenlik Farkındalığı Endeksi, yeni nesillerin tehlikeleri genç yaşta fark edip, geliştirici olmalarına bağlı olarak kazançlı olacaktır.


Burak Bozkurtlar

KAFKASSAM Siber Güvenlik Araştırmacısı

————————————–

Kaynaklar:

1- http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43494065

2- http://www.bbc.com/turkce/haberler-43490795

3- https://webrazzi.com/2015/09/03/facebook-turkiye-aylik-kullanici-sayisi/

4- http://www.rehberogretmen.biz/canakkale-ve-milli-suur.htm

Yorumlar