20 Yanvar’ olaylarından bugüne Azerbaycan’ın egemenlik mücadelesi

Bakü hala konuşuyor

Çin ve ABD istihbarat savaşları ve Türkiye!

Rus askeri uzman: Suriyeli Kürtlere ciddi destek vermememiz lazım, çünkü onlar ABD ile işbirliği tercih etti

Türk Dış Politikasında Eksen Sorgulaması: Erdoğan-Putin Buluşması

Gündem, Manşet Üstü 9 Ağustos 2016
1.073

Türk Dış Politikasında Eksen Sorgulaması: Erdoğan-Putin Buluşması
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus Devlet Başkanı Putin bugün Saint Petersburg’da bir araya geldi. Batı tarafından dışlanan bu iki liderin Çar Petro’dan beri Rusya’nın batıya açılan kapısı ve sembolü olan Saint Petersburg’un Konstantin Sarayı’nda buluşmaları da manidar. Soykırım tasarısını kabul eden, Suriye ve göçmen meselesi ile FETÖ’cü darbe girişiminde Türkiye’yi yalnız bırakan ve uzun bir süredir uluslararası kamuoyunda Türkiye’ye karşı asimetrik savaş veren Batı karşısında, Erdoğan’ın bu stratejik ziyareti gerçekleştirmesi doğru bir adımdır. Erdoğan’ın bugün basın toplantısında ‘’darbe girişimi sonrası beni ilk arayan kişi Sayın Putin’di, ben de ilk ziyaretimi Rusya’ya gerçekleştirdim’’ demesi de Batı’ya verilen bir mesajdır. Bu mesaj aynı zamanda Batı’ya size karşı alternatifim var mesajıdır. FETÖ’cü darbe girişimi sonrası Türk halkının kenetlenmesi ve demokrasi şiarında buluşmasını görmemezlikten gelen Batı, Erdoğan-Putin görüşmesine bir anda dikkat kesildi ve medyada sesli bir şekilde yer vermeye başladı. Özellikle Alman medyasında Türkiye eksen kayması yaşar mı şeklinde sorgulandı. 15 Temmuz’a kadar Türkiye ile Rusya’nın sorunlarını çözmesinden memnuniyet duyacağını söyleyen ABD, 15 Temmuz sonrası Türk-Rus yakınlaşmasına tepkisiz kaldı. Bugün ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’ne yönetilen Türkiye-Rusya yakınlaşması hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna Sözcü cevap vermedi.
Öte yandan Rus medyasında şu ana kadar buluşmayla ilgili genel olarak olumlu bir hava bulunmaktadır. Arada bazı yorumlar ise dikkat çekiciydi. Örneğin, gazete.ru’daki yazıda, ‘’Rusya, Türkiye’nin komşuları ve AB ile yaşadığı sorunlardan istifa etmeli’’ deniliyordu. Bugünkü Rus medyasındaki yorumlardan bir tanesinde, ‘’Rusya kaybettiği iki askerden daha fazlasını Türkiye’den alacak gözüküyor’’ denilmekteydi. Fakat Putin’in açıklamalarından şimdilik bu yönde bir çıkarımda bulunamayız. Türkiye’nin bulunduğu durumdan istifade etmeye çalışmak Rusya’ya kısa dönemde fayda sağlasa bile uzun dönemde iki ülkeye de zarar verir. Çünkü Temmuz ayındaki NATO Varşova Zirvesi’nde çıkan kararlar NATO’nun Rusya’ya karşı Doğu Avrupa’dan başlayarak ‘’anakonda stratejisi’’ni uygulayacağını göstermektedir. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması aynı zamanda Rusya’ya karşı bu stratejinin delinmesine ve Karadeniz’in NATO gölü olmasını engellemesine neden olur. Rusya bu bağlamda kısa vadeli çıkarlar üzerine düşünmeyecektir. Aynı zamanda ABD-AB bloğunun çatlaması için çabalayan, Avrupa’daki AB karşıtı partileri fonlayan Rusya, Türkiye-Batı ilişkilerinin bozulma fırsatını da kaçırmak istemeyecektir.
Bugünkü görüşme ileride Türk-Rus ilişkilerinin bölgesel yansımaları da olacağını göstermektedir. Putin ve Erdoğan arasındaki dar kapsamlı görüşmeye Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Lavrentyev’in ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın katılması masadaki temel konulardan birinin Suriye olduğunu göstermekte. Fakat Suriye meselesinin Erdoğan ve Putin’in basın toplantısı sonrasına bırakılması çok önemli kararların alınacağı anlamına gelmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın toplantısında Türkiye-Rusya-Azerbaycan arasında üçlü konseyin kurulmasından bahsetmesi de ileride Karabağ ve Güney Kafkasya’da da bazı gelişmelerin olabileceğinin habercisi.
Türkiye’nin Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Şangay İşbirliği Örgütü(ŞİÖ)’ne üyeliğiyle ilgili yorumları tartışmak içinse şu an çok erken. Çünkü Türk-Rus ilişkilerinde üç halka var: Birinci halkayı ‘’ekonomi, enerji, turizm’’, ikinci jeopolitik halkayı ‘’Suriye, Karadeniz, Kırım, Karabağ’’ ve üçüncü küresel halkayı ‘’NATO, AEB ve ŞİÖ’’ oluşturmaktadır. Türkiye ve Rusya’nın birinci ve ikinci halkadaki konuların kahir ekseriyetinde aynı noktada bulunmadan üçüncü halkaya geçmesi mümkün gözükmemektedir. Akkuyu Nükleer Santralinin hızlanması ve Türk Akımının gerçekleşmesi için mutabakata varılması ve Rus turistler için charter uçakların sayısının arttırılacak olması Türkiye ve Rusya’nın ilk etapta ilk halkada ortak noktaya varacağını göstermektedir.
Sonuç:
Putin ve Erdoğan’ın Saint Petersburg buluşması ilişkilerin tekrar 24 Kasım öncesine taşınacağının göstergesi. Bu noktada ikili ilişkilerde realist bakış açısından hareketle ‘’ekonomik çıkarlar ve jeopolitik unsurlar’’ ön plana çıkmaktadır. Umarım 24 Kasım Uçak Krizi’nden iki taraf da ders çıkartarak ilişkilerini kurumsal, sağlam ve kalıcı zemine taşıyabilir. Putin’in, ‘’bu ilişkilerin gelişmesi iki devletten ziyade iki halk için önemli’’ açıklaması buna işaret etmektedir. Bütün bunlara rağmen Türk-Rus ilişkilerinin yüzlerce yıllık tarihine bakarak temkinli ve rasyonel olmakta fayda var. Türk-Rus ilişkilerini duygusal, geçici ve ideolojik (Avrasyacı) bir zeminde değerlendirmek süreci yanlış okumamıza neden olur. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması ‘’Türk Dış Politikasında eksen kaymasına neden olur mu?’’ sorusu bazı taraflarca dillendirilmekte. Türkiye’nin şu anda Batı ekseninden çıkması mümkün olmasa bile Avrasya eksenine ağırlık vermesi ve kendine yeni alanlar açması gerekiyor. Fakat Trans-Atlantik ile Avrasya arasında bir denge kurulmalı ve Vaşington, Moskova, Brüksel merkezli değil; Ankara merkezli bir dış politika izlenmeye çalışılmalıdır. Bu noktada Türkiye’nin eksen kaymasından önce ‘’eksen sorgulamasına’’ gitmesi gerekmektedir.
Ümit Nazmi Hazır / Kafkassam

Yorumlar