Papalık Masonluk savaşında İngiliz Masonlarının Vatikan karşıtlığı!

Moskova Belediyesi Milletler Evi’nde Türk Müziği Konseri düzenlendi

Rus senatörden Yunanistan tepkisi: Türkiye tatilini seviyoruz

Yayınımız ses getirdi ‘Akın İpek’e Londra’da ev hapsi’

Suriye’de barışın anahtarı Türk-Rus ilişkileri ve Avrasya enerji jeopolitiği!

Gündem 11 Ekim 2016
947

Türkiye ve Suriye yönetimlerinin buzdağlarını eritecek ve Suriye’de akan kanı durduracak siyasi çözüm noktasına geldikleri rahatlıkla söylenebilir. İki ülke ilişkilerinin bu boyut kazanmasında hiç şüphesiz en önemli etken Türkiye ve Rusya’nın Atlantik asamblesince tırmandırılan uçak krizine bir son vermeleri. Bölgedeki yeni süreçte Türkiye Suriye arasındaki sorunların çözümü, bölgesel işbirliğini ön plana çıkacağı gibi Suriye’de binlerce gönüllüsü ile sahada at koşturan İran-Suriye ilişkilerinin eskisi gibi olmayacağı öngörülebilir. Nitekim Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın, İran dergisi Tahran Dış Politika Çalışmaları’na verdiği uzun röportajda ‘Türkiye ile görüşülebilir’ imasında bulunması bu yeni sürecin işaret fişeği.

Türkiye ile görüşebilecekleri imasında bulunan Esad’ın İran’la aralarına mesafe koyabilecekleride aynı söyleşide bizzat kendi ağzından şu şekilde ifade ediliyor; “İran etkili bir ülkeyse onunla ilişkiye ihtiyacınız vardır. Allah korusun İran’ın bir gün Türkiye’nin yaptığı gibi negatif bir rol oynayacağını varsayalım, bu durumda İran’la diyaloğa girmeliyiz. Ancak iyi ki İran pozitif bir rol oynuyor ve Türkiye’yi İran’la benzer bir rol oynamaya getirmeliyiz”. (Bkz. http://haber.sol.org.tr/dunya/besar-esad-turkiye-amerikaya-hizmet-eden-bir-devlet-171876 ) Siz bu sözlerden ne anladınız? Benim anladığım şu; “bir dönem Türkiye; Batı’nın ve ABD’nin kışkırtmasıyla Suriye’ye düşmanca politika geliştirdi, şimdi anlaşılan o ki Türkiye’nin boşalttığı bu mevziiye ABD’nin yönlendirmesiyle İran talip olmak istiyor, eğer İran bunu yaparsa (ki ayrılıkçı Kürtlerin PYD hareketini destekleyen ABD’ye bölge politikalarında çanak tutuyor) diyaloğumuzu keseriz.”

Erdoğan’la Suriye konusunu görüştüklerini dile getiren Putin’in, Rusya’nın da Türkiye’nin de Suriye’de akan kanın durmasından yana olduğunu, “Suriye’deki siyasi çözüme en hızlı şekilde geçilmesini istiyoruz. Düşünüyoruz ki Suriye’de barışı isteyen herkes bunu desteklemeli” sözleriyle gündeme getirmesi; bu yeni sürecin deklare edilmesinden başka bir şey değil! Bu çerçevede İstanbul’da düzenlenen 23’üncü Dünya Enerji Kongresi’nden bir gün sonra yine İstanbul’da düzenlenen Avrasya İslam Şurası’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türk askerinin Irak topraklarını terk etmesini isteyen Irak Başbakanı Haydar Abadi’yi sert sözlerle eleştirerek Bağdat’la yaşanan Başika krizine ilişkin “Irak’tan senin bağırman çağırman önemli değil. Biz bildiğimizi okuyacağız” demesi, kim ne derse desin sıradan bir efelenme değil, tamamen reel politik bir zeminden güç alan ve Batı emperyalizmine meydan okuyan bir söylem. (Bkz.http://rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/111020162 )

Dünya Enerji Kongresinde 2060 yılına kadar dünyada enerji sektöründe yaşanması beklenen değişim ele alındı. Dünya enerji talebinin 2060 yılında, yani 44 yıl içinde bugünün iki katına çıkması bekleniyor. Bu büyük talep artışı başka sorunları da beraberinde getiriyor. İstanbul’da düzenlenen 23’üncü Dünya Enerji Kongresi açılışında Başbakan Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Putin’in yanı sıra, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’un verdiği görüntü, kıskançlık ve düşmanlık duyguları nedeniyle ABD başta olmak üzere Avrupa ve İran medyasında pek yer bulmadı. Enerji Kongresi salt Türk Akımı, nükleer santral veya Rusya’nın Türk ihraç mallarına koyduğu ambargonun kaldırılmasının konuşulduğu bir toplantı hüviyetinden çok, Avrasya Birliği’nin dünya gündemine mührünü vurduğu Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği görüşme olarak tarihe geçti.

Kongre kapsamında Türkiye ve Rusya arasındaki en büyük ortaklıklardan biri olan Türk Akımı Doğal Gaz Boru Hattı projesine-Türk Akımı- imzalar İstanbul’da atıldı. Erdoğan ve Putin, Akkuyu Nükleer Santrali için anlaştıklarına dikkat çekti, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin devam edeceğini açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Putin narenciye gibi bazı Türk tarım ürünlerine uygulanan ithalat kısıtlamalarını kaldırdıklarını bunların Türkiye’den yeniden ithal edilmesi durumunda Rusya’daki fiyatların düşeceğini, Türk Akımı Doğal Gaz Boru Hattı projesi çerçevesinde Türkiye’ye doğal gaz indirimi yapılması konusunda mutabık kaldıklarını, Halep’e yardım konusunu ve Fırat Kalkanı operasyonlarını görüştüklerini belirtti.

Erdoğan-Putin görüşmesinde enerji anlaşmaları, bölgesel konuların yanı sıra Suriye’nin geleceği ve savunma alanındaki işbirliği de önemli bir yer tuttu. Görüşmede en büyük sürpriz Putin’in savunma sanayindeki işbirliği vurgusuydu. Rus liderin “Biz savunma sanayinde işbirliğine hazırız. Her iki taraftan önerilen şeyler araştırılıyor. Bunları gerçekleştirmek için imkânlarımız var” sözleri Türkiye’nin Rus S-400 füzelerini edinmek istemesiyle ilişkilendirildi. Neden mi? Türkiye 2005 yılında füze savunma sistemi ihalesi açtığında Rusya S-300’lerle ABD’nin patriot’larının önündeydi. Ancak Türkiye S-400’lere talipti. Bunları Türkiye’de üretmek istiyordu. Ancak Rusya Türkiye’ye S-300’leri teklif etmiş, Türkiye ihaleyi Çin firması lehine sonuçlandırmış o ihaleyi de sonra iptal etmişti. Suriye Meclisi Başkanı Hediya Abbas’ın, Suriye’nin Rusya’nın ‘terör’le mücadeledeki desteklerini hiçbir zaman unutmayacağını bildirmesi boşuna değil ve bu desteğin elbet bir geri ödemesi var. Rusya, Suriye’de kalıcı donanma üssü kuruyor.
Yeni üs Sovyetler Birliği dönemindeki Vietnam ve Küba’da açılan üsler gibi olacak. Bu, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını ve Esat’a yardımı artırması anlamına geliyor. Kalıcı bir donanma üssü Rusya’ya Akdeniz’de daha fazla gemi bulundurma olanağı verebileceği gibi Rus gemileri bu üste yakıt alabilecek. Tartus’taki tesis Moskova’ya 1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesi üzerine miras kaldı. Tartus şu anda Rusya’nın Akdeniz’deki tek üssü. Modernizasyona rağmen limana büyük gemiler yanaşamıyor, üssün kapasitesi büyütülecek, denizaltı savunma sistemleri ile donatılacak ve yeni elektronik sistemler yerleştirilecek.

Türkiye’nin kazanımları ortada. Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi, iki hattan oluşacak ve toplam 31,5 milyar metreküp kapasiteye sahip olacak. Hatlardan biri Türkiye’ye uzanacak ve Türkiye’nin ihtiyaçları için kullanılacak. Diğer hattın ise Rus gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıması planlanıyor. Putin’in organizasyondan memnuniyeti belli. Kongre salonundaki kalabalığı gören Vladimir Putin’in 23. Dünya Enerji Zirvesi’ne katılımın yüksek olduğunu söyleyince Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İyi çalışma yapacağız” karşılığını vermesi, Türkiye’nin kısa vadede bölgesel ve küresel aktörlüğünün tescili değil mi?

Başika krizi nedeniyle Bağdat sokaklarında Türk bayrağının yaktıran Irak yönetimi tıpkı İran gibi bu kongreye katılmadı. Dünya Enerji Kongresi aynı zamanda Suudi Arabistan’ın yaşadığı eksen kaymasını netleştirmiş gözüküyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın , “Bugün imza konulacak Türkiye’den 18 firmanın içinde bulunduğu anlaşma töreni, Türkiye- Suudi Arabistan ilişkilerine önümüzdeki dönemde ivme kazandıracak” sözleri yeni süreçte Suudi Arabistan’ın Avrasya Birliği enerji jeopolitiğinde göz ardı edilmek istenmediğinin göstergesi. Suudilerin işi zor. Çünkü ABD’nin Suudlarla kopma noktasına gelen ilişki sürecinde İran’la yakınlaşmasıyla, Şii- Sünni savaşının hazırlıklarını yaptığı öne sürülüyor.(Bkz.http://www.turkiyehabermerkezi.com/dunya/abd-nin-plani-sunni-sii-savasi-h57472.html) Çözüm belli! Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ’15 Temmuz’da burada insanların demokrasiye nasıl sahip çıktığını gördük. Venezuela da bunu yaşadı. Kumandan Chavez’in de söylediği gibi, ‘doyumsuz emperyalist vampirler’ var. Onlara karşı da mücadele etmek zorundayız’ sözleriyle çözümü ortaya koymuyor mu?

İstanbul’da Dünya Enerji Kongresi toplandığında Kafkasya’nın çeşitli bölgelerinde saldırı ve çatışmalar yaşandı. Bu çatışmaların bölgedeki enerji güvenliğini sebote etmeye yönelik olduğu belirtiliyor. Çeçenya ve Kabardey-Balkar-Karaçay bölgelerinde çatışmalar meydana geldi. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre; KBK Birleşik Vilayeti’nde yer alan Prohladnoe yerleşiminde 2 polis, vurularak öldürüldü. Polislerin devriye esnasında saldırıya uğradıkları bildirildi. Öte yandan Çeçenya’nın Şali İlçesi’ne bağlı Mesker-Yurt Köyü’nde 1 Kadirov milisinin cesedi bulundu. Milisin daha önce Delimhanovlar tarafından yönetilen “Petrol Muhafızları” biriminde çalıştığı öğrenildi. Çeçenya’nın Gudermes kenti yakınlarında ise silahlı çatışma meydana geldi. Kadirov yönetiminin verilerine göre; polis mensuplarının Engel-Yurt ve Gerzel köyleri arasında 2 otomobili evrak kontrolü amacıyla durdurmak istemesi üzerine araçlarda bulunan kişiler tarafından kendilerine ateş açıldı. Çıkan çatışma sonucu, araçlarda bulunan 8 kişinin öldürüldüğü iddia edildi. Yine iddiaya göre; cesetler ve arabalar da yandı! Ayrıca 4 Kadirov mensubunun da yaralandığı açıklandı. Bir diğer iddiaya göre; Dağıstan’dan giren 2 araçlık konvoya bir ihbar üzerine pusu kuruldu ve sonrasında araçlar, cesetlerle birlikte yakıldı. (Bkz. http://www.incanews.net/manset/21088/kafkasyanin-cesitli-bolgelerinde-saldiri-ve-catismalar-yasandi )

Ömür Çelikdönmez
Twitter: @oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar